| | I- ÇALIŞMANIN AMACITürkiye
Muhasebe Standartları Kurulu (TMSK) uzun süredir muhasebe standart
çalışmaları ile uğraşmaktadır. Yakın zamana kadar bu çalışmalar sadece
bir niyet veya istek olarak kalmış, tüm ülke çapında bir türlü hayata
geçirilememişti. Her ne kadar Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ile
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) TMSK tarafından
belirlenen standartları kullanacaklarını ilan etmiş ve kendi
mevzuatlarına almış iseler de, bunlar sınırlı bir alanda kullanım
bulmakta idiler. Ancak yeni Ticaret Yasamız işletmelerin hesaplarına
ilişkin bir taraftan oldukça geniş kapsamlı hükümler getirmiş, diğer
taraftan da adeta Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’na yeni görevler
yüklemiştir. Çünkü tutulacak ticari defterlerin kapsamından, bunların
hangi hesap planını uygun tutulacaklarına ve finansal tabloların
formatlarına kadar muhasebenin alt yapısı ile ilgili görevlerde Türkiye
Muhasebe Standartları Kurulu’nun belirlemelerine atıf yapmıştır.Bu
kapsamda TMSK’da bir hesap planı ve finansal tablo formatlarını
hazırlama yönündeki çabalarını yürütmektedir. Bu çalışmalar her ne kadar
tamamlanmamış olsa da, kısmen ana hatları ile belirlenmiş
bulunmaktadır. Hazırlanan mali tablolar kapsamında Gelir Tablosu da
(yeni adıyla Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu)
bulunmaktadır. Taslak tabloya bazı itirazlarımız olmuştur. Çünkü IAS
1’de tanımlanan ve niteliği belirlenen tablo ile standartlaştırılmaya
çalışılan tablo arasında oldukça önemli farkların olduğunu tespit
etmekteyiz. Özellikle standartlarda Çeşit Esasına (Toplam Maliyet
Esasına) göre de tablo düzenlenmesi gerektiği halde, taslaklarda bu
konuya yeterli önem verilmemiş, adeta yok sayılmıştır.Özellikle dikkat
çekmek istediğimiz konu çeşit esasına göre gelir tablosunun da
düzenlenebilmesine değil imkan verme, bu konunu esaslarının düzenlenme
gereğidir. Diğer taraftan alışılagelmiş gelir tablosunun yanında bir de “Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu”IAS
1 Finansal Tablolar: Sunuş isimli standart ile Türkiye uygulamasına da
gelmiştir. Dolayısıyla gelir tablosu konusunda çeşit esasına göre Kar
Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu’nun tanıtılması bu çalışmanın
amacını oluşturmaktadır.Ancak özellikle Diğer Kapsamlı Gelirler
Tablosu kapsamında yer alan gelir ve gider unsurlarının da bu sayıda
açıklanmasının uzun bir hacim alacağı düşünülmüş ve çalışma iki kısma
bölünmüştür. Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosunun niteliği,
çeşitleri, kapsamları birinci kısımda incelenecek, her bir kalem için
inceleme diğer sayıda sunulacaktır
II- KAR ZARAR TABLOLARININ NİTELİĞİ VE DÜZENLENME ŞEKİLLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
A- KAR ZARAR TABLOSUNUN NİTELİĞİ VE FONKSİYONLARI
İşletmeler
içinde bulundukları ekonomik ve mali durumlarını Bilanço ile, belirli
bir dönemdeki gelir ve giderlerini Kar Zarar Tablosu ile, nakit veya fon
akımlarını ise Nakit Akış Tablosu ile işletme dışına sunarlar. Yine
ortakların işletmeye koyduğu sermaye ile işletme faaliyetlerinden elde
ettikleri kardan oluşan ve işletmede bırakılan sermayeyi ve bunlardaki
gelişmeleri özkaynak değişim tablosu ile ilgililerin bilgilerine
sunarlar.
Şimdiye kadar alışageldiğimiz adıyla gelir tablosu;
işletmenin belirli bir dönemdeki gelirleri ile giderlerinin
karşılaştırıldığı ve kar veya zararının tespit edildiği bir tablodur.
Dolayısıyla bu tablonun adı ile kapsamı uyumlu değildir. Nedeni, bu
tablonun amacının sadece geliri veya Kar/Zararı tespit etmek
olmamasıdır. Öncelikle karın kaynaklarını (veya farklı bir bakış
açısıyla gelir ve gider bileşenlerini) ilgililere sunmakla görevli bir
tablodur. Eğer böyle olmasa idi, gelir ve giderlerin hiçbir sınıflama ve
sıralama yapmadan bir hesapta birleştirerek aynı sonuca (kara veya
zarara) ulaşılabilirdi. Anglo Sakson ülkelerinde bilançodan önce ilk
verilen finansal tablo olması onun önemini özellikle diğer mali
tablolarla karşılaştırmalı üstünlüğünü ortaya koymaktadır.
Kar
Zarar Tablosunun kullanım alanları ve dolayısıyla neden gerekli ve
değerli olduğu kısaca aşağıda özetlenmeye çalışılmaktadır.
www.ozdogrular.com
1- Performans Ölçüm Aracı Olması
Özellikle
öne çıkarılan bu niteliğidir. Burada performans ile kastedilen
işletmenin faaliyet döneminde gösterdiği başarıdır. Bu tabloda yer alan
rakamlar işletmenin faaliyet döneminin sonucudur. Bu sonuçlara neden
olan ise yönetimin veya yönetim kurulunun işletmenin amaçları yönünde
ekonomik faaliyetleridir. Başka bir bakış açısı ile yönetimin başarılı
veya başarısız her türlü uygulamasının sonuçları bu tabloya yansımakta,
yönetim faaliyetlerinin bileşkesini ve sonuçları bu tabloda
izlenebilmektedir. Bu nedenle olacaktır ki, bazı dillerde bu tablo
başarı tablosu olarak da anılmaktadır([2]). Ancak eğer şirket kar
etmişse başarılı, etmemiş ise başarısız olarak nitelemek de doğru
değildir. Başarılı veya başarısız şeklinde bir niteleme yapabilmek için;
a)
Karın hangi faaliyetlerden elde edildiği, alım satım veya üretim-satım
ana faaliyetlerinden mi, yoksa finansal faaliyetler veya dönemde
beklenmeyen sıra dışı faaliyetlerin (olağandışı faaliyetler) sonucunda
mı doğduğu,
b) Yönetimin amaçlara uygun şekilde
çalışmasından mı, yoksa işletmenin ekonomik dış çevresinin yarattığı
olanaklardan mı (piyasa gelişmelerinden mi) doğduğu, bunun
sürdürülebilir bir rakam olup olmadığı,
c)
Ulaşılan kar düzeyinin yatırılan sermayeye oranla yeterli olup olmadığı,
mevcut ortakların beklentilerini karşılayacak bir düzeyde olup
olmadığı,
d) Ulaşılan karın ve kar marjlarının aynı sektördeki diğer işletmelerle karşılaştırıldığında nasıl bir görünüm verdiği,
e) Ulaşılan kar rakamının tamamen kesinleşmiş, temettü olarak dağıtıma müsait olup olmadığı
gibi
hususların dikkate alınması gerekir. Bu nedenle Kar Zarar Tablosu
yatay, dikey analizlere ve sektördeki diğer işletmelerle karşılaştırmaya
tabi tutulur.
2- Kar Üzerinden Hesaplanan Vergilere Temel Oluşturması
Belki
de sayısal olarak en fazla kullanım nedeni bu özelliğidir. Kişi
işletmeleri, şirketler veya kurumlar ödeyecekleri vergiye esas karı veya
izleyen yıllara devredecekleri zararı bu tablonun yardımıyla bulmaya
çalışırlar. Ancak gelir tabloları sadece vergi yasalarınca kabul edilen
giderler ile vergilendirilecek gelirleri kapsamaz. İşletme sahiplerinin
ve dolayısıyla işletmenin özkaynağını artıracak tüm gelirleri ve
giderleri birlikte dikkate alır. Dolayısıyla defterler ticari karı
tespit ederler. Ancak bu şekilde bulunan kara daha sonra vergi
yasalarına göre kabul edilmeyen giderler eklenir, vergilendirilmeyecek
gelirler de bundan indirilir. Böylece vergiye tabi kara ulaşılır. Bu
durum muhasebe uygulamalarında “Tabloların Tekliği” veya “ticari karın mali kara ölçü olması”
gibi ifadeler ile anılır. Ticari defterlerden çıkan ve ticari kar olan
bu rakamda bazı dönüştürmeler yapılarak mali kar bulunmuş olur. Bu yönü
ile yine mutlaka gerekli olan bir gelir tablosunun varlığıdır.
3- Kar Dağıtımına Temel Oluşturması
Yine
gelir tabloları ortaklara dağıtılabilecek karın düzeyini sunan bir
bilgi kaynağıdırlar. Dönem sonucundan vergi giderleri düşüldükten sonra
kalan tutar kar dağıtımında dağıtılacak kara ölçüt olur. Yine burada
ticari kar ve mali kar kavramları farklılaşır ve net ticari kar
üzerinden dağıtım yapılır.
4- Geleceğe İlişkin Tahminlere Temel Oluşturması
İşletme
yöneticilerinin, mevcut ve potansiyel yatırımcıların en fazla dikkate
aldıkları veya tüm faaliyetlerinde gözetmek zorunda oldukları husus
işletmenin geleceğidir. Şüphesiz işletmenin geleceği, gelecekte ortaya
çıkacak fırsatlar ile yönetimin bu fırsatları değerlendirebilme
yeteneğine bağlıdır. Doğrudan muhasebe ile veya mali tablolarla bir
ilişkisi yoktur. Ancak gelecekte faaliyetlerin hacminde ve ekonomik dış
çevrede önemli değişiklikler olmayacağı şeklinde bir beklenti varsa,
gelecekte de geçmişteki seyrini göstereceği kabul edilir. Özellikle kar
zarar tablosunda olağandışı gelir ve giderlerin dışındaki gelir ve gider
kalemlerinin gelecekte de devam edeceği varsayılır. Ana faaliyetler
karı ile diğer olağan faaliyetler kar veya zararının geleceğe taşınırken
bir sakınca görülmez. Ancak eğer gelecekte bazı yeni beklentiler varsa
veya değişiklikler bekleniyor ise, bu duruma göre bazı düzeltmelerde
yapılır. www.ozdogrular.com
B- KAR ZARAR TABLOLARININ SUNUM ŞEKLİ AÇISINDAN TÜRLERİ
Kar
Zarar Tablolarının şekil açısından gelişmesine tarihsel açıdan ve
özellikle eski muhasebe yayınlarına bakıldığında Tablo ve Rapor şeklinde
olmak üzere iki türde düzenlenebileceği belirtilir. Özellikle Kamu
İktisadi Teşekkülleri için geliştirilen Tekdüzen Hesap Planı uygulaması
ile birlikte (70’li yıllardan itibaren) Rapor şekli mevzuata bir anlamda
zorunlu olarak girmiş bulunmaktadır. Daha sonra Sermaye Piyasası Kurulu
tarafından yayınlanan Standart Genel Hesap Planı ile belirlenen Kar
Zarar Tablosu da aynı yöntemi benimsemiştir. Bunu takiben uygulamaya
konulan Muhasebe Uygulama Tebliği kapsamında yayınlanan Tekdüzen Hesap
Planı’nda da aynı model tercih edilmiştir. Değil Türkiye’de tüm Dünya’da
uygulanan bu şeklin tercih nedeni; Tablo şeklinde olanda gelir ve
giderlerin hiçbir ara sınıflamalar yapılmadan alt alta sıralanması
neticesinde şirketin kar kaynaklarını göstermeye uygun ara başlıkların
açılamayacağı, bu ihtiyacın ancak rapor şeklinde giderilebilmesidir. Örneğin yurdumuzda halen uygulanan kar zarar tablolarında;
- Brüt Satış Karı
- Ana/Esas faaliyet karı
- Olağan Kar/Zarar
- Dönem Kar/Zararı
- Net Dönem Kar/Zararı
gibi
ara başlıklar ile işletmenin kar kaynaklarına ilişkin bilgi
yansıtılmaya ve böylece tam açıklama kuralı da sağlanmaya
çalışılmaktadır. Özellikle yukarıda ismi belirlenen Gelir Tablolarında kar veya zararın kaynağı;
1- Ana faaliyetlerden kar zarar (işletmenin kuruluş amacına uygun faaliyetler),
2- Olağan
faaliyetlerden kar zarar (yan faaliyetler - işletmenin kuruluş amaçları
ile özdeş olmasa dahi her yıl tekrarlama olasılığı olan gelir ve
giderlerin sonucu. Bunlar daha çok finansman fonksiyonunun gelir ve
giderleridir.),
3- Olağandışı faaliyetlerden kar zarar
olarak
sınıflanmakta ve buna göre ara başlıklar açılmaktadır. Ancak bir
aşağıdaki bölümlerde belirtileceği gibi IAS 1’e göre böyle bir bölümleme
öngörülmemektedir. Kavramsal çerçevede olağan faaliyetler ve bunun
dışındaki faaliyetler ifadesi geçmektedir. Dolayısıyla yukarıdaki ana
faaliyetler ile olağan faaliyetler birbirlerinden ayrılmamaktadır. IAS
1’de ise buna benzer bir ayırım hiç yapılmamaktadır. Hatta hiçbir gelir
ve gider kaleminin “Olağandışı başlığı” ile
verilemeyeceği belirtilmektedir (IAS 1.87). İşletmeler işletmelerinin
kar bileşenlerinin bir analizi yapacakları belirtilmektedir. Analize
esas ise gelir ve giderlerin işletme için niteliği ve önemidir. Örneğin
bir işletmede faiz geliri veya kira geliri yan bir faaliyet geliridir,
dolayısıyla olağan faaliyetlerden kar olarak nitelenebilirken, başka bir
işletmede bu esas faaliyet geliridir. Yine örneğin komisyon gelirleri,
çok büyük bir işletme kesiminde yan faaliyet geliri iken, bazı
sektörlerde (sigorta acenteliği, turizm acenteliği gibi) esas faaliyet
geliridir. Bu durumları dikkate alarak standart (IAS 1) esas
faaliyet-yan faaliyet ayırımı yapmamaktadır. Bu konuda 86. maddesinde “…
Finansal performansın unsurlarının açıklanması için gerekli olduğu
takdirde, işletme kapsamlı gelir tablosuna veya (eğer sunulmuşsa)
bireysel gelir tablosuna ek kalemler ekler ve kullanılan kalemlerin
sıralamasını düzeltir. İşletme, önemlilik ve gelir ve gider kalemlerinin
nitelik ve işlevlerini kapsayan unsurları dikkate alır…”
şeklinde bir belirleme yapmakta, 98. maddesinde önemli olduğu takdirde
ayrı ayrı yer alacak kalemleri sıralamaktadır. Oysa hazırlanan Taslak
Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu’nda bu maddede sayılan
unsurların büyük bir kısmı “Diğer Faaliyetlerden Gelirler” veya “Diğer Faaliyetlerden Giderler”
kapsamına alınmakta, tutarları yüksek olan ve işletme için ve bilhassa o
dönem için önemli olanların ayrı bir satır veya kalem olarak
verilmesine imkan verilmemektedir. Oysa işletmenin sorumluluğu,
işletmenin kar veya performans bileşenlerine daha iyi nüfus edebilmek
için alt sınıflama ve toplamların geliştirilmesi, gerekirse farklı bir
şekilde sınıflama yapılabilmesidir.
Kar Zarar Tablolarının yurt
dışı örneklerine bakıldığında yurdumuzdaki gibi standart asker sırasında
ve rakamı da olmayan kalemlerin yer aldığı tablolara değil, şirketin
faaliyetlerini yansıtan ve özellikle geleceğe ilişkin tahminler
yapabilmeye imkan veren, ayrıca “diğer” ifadesinin hiç veya çok az
sayıda kullanıldığı tablolara rastlamaktayız. Standart da belirtildiği
gibi adeta bir analiz yapılmakta, ancak bu rakamlar içinde boğulmadan,
bütünlük içinde sağlanmaktadır. Henüz alışık olmadığımız EBİT (faiz ve
vergi öncesi kar), EBİTDA (faiz, vergi, amortisman öncesi kar) gibi ara
kalemler de yer alabilmektedir. Kullanılan ifadelerin bir muhasebeciye
yönelik olmaktan öte, daha geniş kesimlerin daha kolay anlayabileceği
ifadeler olduğu dikkati çekmektedir. www.ozdogrular.com
C- KAPSADIKLARI GELİR VE GİDERLER AÇISINDAN GELİR TABLOLARI
Yurdumuzda
düzenlenen gelir tablolarının gelir ve gider unsurlarına bakıldığında,
bir işletmede bir dönemde doğan tüm gelir ve giderler kavranmamakta,
bunlardan sadece aynı dönemin satış gelirleri ile eşleştirilebilecek
maliyet giderleri (satışların maliyetine ve faaliyet giderlerine
gidenler) kapsanmaktadır. Oysa belirli bir dönemde karın kaynaklarına
ilişkin bilgiler genişletilerek gelir-gider karşılaştırmasından
hasılat/maliyet karşılaştırmasına geçilebilir ve daha geniş kapsamlı bir
bakış açısı ile düzenlenebilir. İşte bu aşamada Kar Zarar Tablosu’nun
düzenlenmesinde başka bir yöntem daha doğmaktadır ve kapsadıkları gelir
ve gider bileşenleri açısından ikiye ayrılmaktadır.
1- Fonksiyon Esasına Göre Kar Zarar Tablosu (Satış Maliyeti Esası)
2- Çeşit Esasına Göre Kar Zarar Tablosu (Toplam Gelir-Gider Esası)
Bunlardan
özellikle ikincisi yurdumuzda tanınmamaktadır. Bunu tanıtabilmek için
satış maliyeti esasına göre düzenlenen de dahil aşağıda daha detaylı
açıklanacaktır. www.ozdogrular.com
1- Fonksiyon (Satış Maliyeti) Esasına Göre Kar Zarar Tablosu
Bu
yöntemde; sınırları belirlenmiş bir dönemde sadece satış gelirleri ile
bu satışlar için katlanılan maliyetler karşılaştırılmakta ve işletmenin o
dönemde ana faaliyetlerinden elde ettiği brüt satış karı veya zararı
bulunmaktadır. Kapsadığı giderler sadece satışlar ile satışlara konu
olan veya dönemdeki satışlar ile eşleştirilebilecek maliyetlerdir. Oysa
aynı dönemde daha fazla veya daha az maliyet giderine katlanılmış
olabilir. Bu fazlalıklar veya eksiklikler kendisini bilançoda yarı mamul
ve mamul stoklarında yansımış bulurlar. Örneğin; herhangi bir dönemde
10.000 TL tutarında maliyet gideri karşılığında 10 birim üretim
gerçekleştirilmiş olsun. Bunun sadece 8 birimi satılabilmiş ise,
fonksiyon gelir tablosuna 8 birimin maliyeti olan 8.000 TL Satılan Mamul
Maliyeti ismiyle yansırken, 2 birimin karşılığı 2.000 TL Kar Zarar
Tablosuna değil, bilançoda Stoklar-Mamuller kalemine yansır. Tam terside
söz konusu olabilir. Yine başka bir dönemde örneğin bu dönemi izleyen
dönemde yine aynı maliyet gideri karşılığında (10.000 TL) yine aynı
miktarda üretim (10 birim) üretim yapılmış ancak 11 birim satılmış
olsun. Bu kez gelir tablosuna satışların maliyeti gideri olarak 11.000
TL yansıyacak, stoklar ise 1 birimin karşılığı 1.000 TL azalacaktır.
Görüldüğü gibi kar zarar tablosuna yansıyan dönemin maliyet giderleri
değil, sadece satış geliri ile eşleştirilebilecek maliyet gideridir.
Toplam maliyet veya şirketin o dönem içinde tüketimi ve yarattığı hasıla
tabloya yansımamaktadır.
Bu yöntemin başka bir temel özelliği
ise, giderlerin işletmenin fonksiyonlarına uygun şekilde
sınıflanmasıdır. Yani dönemin maliyet giderleri ilişkili olduğu işletme
fonksiyonlarına (üretimi temsilen Satılan Malın Maliyeti, Pazarlama
Satış Dağıtım, Genel Yönetim, Araştırma Geliştirme, Finansman
giderlerine) göre sınıflandırılırlar. Bunun tabii bir sonucu olarak kar
zarar tablosu üzerinden bazı ara kalemler ve buna bağlı olarak da bazı
oranlar geliştirilebilir. Örneğin en önemli ara kalem “Brüt Satış Karı”
ve buna bağlı olarak geliştirilebilen Brüt Kar Marjıdır. Veya her 100
TL’lik satışın kendi üretim/alış maliyetini ve kendi maliyetini
karşıladıktan sonra işletmenin diğer maliyetlerinin karşılanmasına ne
ölçüde katkıda bulunabildiğini bu yöntemde bulabilmek daha da
kolaylaşır.
Bu yöntem, özellikle ileriye yönelik tahminlerde
bulunmak için gerekli olan toplam çalışanlara sağlanan fayda (personel
ve işçi ücretleri), toplam kullanılan ilk madde ve malzeme, amortisman
ve itfa paylarını gerek tutar olarak gerekse toplam gider içindeki pay
veya toplam hasıla içindeki pay olarak hesaplamak mümkün olmaz. Bu
eksiklik giderilebilmesi için ancak dipnotlarda ek bilgi olarak
verilebilir.
Giderlerin fonksiyonlara göre dağıtımlarında olsun,
üretim giderlerinin ürünlere dağıtılması sürecinde olsun doğruluk ve
güvenilirlikten uzaklaşılabilecek olunması bu yöntemin diğer bir
özelliğidir([3]).
Çünkü genel muhasebede doğal adlarına veya türlerine göre belirlenen
giderlerin ikinci bir aşamada fonksiyonlara dağıtılması zorunlu
olmaktadır. Yani her bir giderin örneğin personel giderlerinin ne
kadarının üretim maliyetlerine, ne kadarının pazarlama, ne kadarının
genel yönetim giderlerine ait olduğu maliyet muhasebesi uygulamaları ile
çözümlenmektedir. Bu çözümleme maliyet muhasebesi literatüründe detaylı
bir şekilde açıklanan birçok dağıtım anahtarı kullanılarak giderilmeye
çalışılmaktadır. Bu da hem ek maliyet getirmekte ve hem de anahtarın
seçimindeki güçlükler nedeniyle ve özellikle sübjektif seçimler
nedeniyle doğruluk veya güvenilirlikten uzaklaşmaya neden
olabilmektedir. Hatta bu imkân istenirse hesapların süslenmesi veya
maskelenmesi amacıyla kullanılabilmektedir. Kolayca takdir edileceği
gibi çoğu sektörde hangi tür giderlerin üretime, hangi tür giderlerin
pazarlama, satış dağıtıma ait olduğunu takdir etmek çoğu zaman çok
güçtür. İstenirse giderleri fonksiyonlar arasında kaydırmak oldukça
kolaydır. Özellikle hizmet sektöründe bu dağıtımlar oldukça sübjektif
bir şekilde yerine getirilebilirler. Bunun sonucunda da tekdüzen
muhasebe ve standart şekilli mali tablo uygulamacılarının pek hoşuna
giden bu uygulama, çoğu zaman işletmeler arası karşılaştırmaların
anlamsızlığına neden olurlar. Bazen de istekli bir şekilde bilanço
makyajlamasının aracı olurlar([4]).
Bu
yöntemin başka bir yetersizliği ise son yıllarda özellikle gelişmiş
ülkelerde yayınlanan faaliyet raporlarında yer alan EBİT (Faiz ve
Vergiden Önceki Kar/Zarar) ve EBİTDA (Faiz, Vergi, Amortisman ve İtfa
Paylarından Önceki Kar/Zarar) gibi rakamların işletme dışında kalan mali
analistler tarafından mali tablolar ve dipnotlarında yer alan
bilgilerden doğrudan görülemeyişidir. Bu tür bilgiler özellikle
işletmeler arasında ve aynı işletmede dönemler arasında karşılaştırmalar
yapmak amacıyla sıkça kullanılan rakamlardır. Özellikle şirketlere
kredi kullandıran kurumların, şirketin kendi yarattığı fonlar ile borç
ödeyebilme gücünün ölçülebilmesi açısından aradıkları rasyolardır. Oysa
taslak gelir tablosu (fonksiyonel esasa göre düzenlenmiş) buna imkan
vermemektedir. Toplam Maliyet Esasına göre düzenlenen kar zarar
tablolarında bu gibi alt ara kalem ve rasyolar daha kolay
geliştirilebilmektedir. Nitekim iki farklı gelir tablosunun
karşılaştırılabilmesi için düzenlenen ve ek 1’de yer alan örneğin Toplam
Maliyet Esasına göre düzenlenen şeklinde bu model verilmektedir.
www.ozdogrular.com
2- Çeşit (Toplam Hasılat-Maliyet) Esasına Göre Kar Zarar Tablosu
Bu
yöntemde kar zarar tablolarında karşılaştırılması yapılan ve
dolayısıyla raporlanan sadece satışlar ve satışların neden olduğu
maliyetler değil, dönemin tüm maliyet gideri ile toplam yaratılan toplam
hâsıladır. Dönemin tüm maliyet giderleri ağırlıklı olarak raporlanıyor
ise, bununla karşılaştırılacak gelir satış geliri olamaz, stok
değişimlerini de kapsayan toplam hâsıla olabilir. Bu nedenle kar zarar
tablosu bunu gösteren kalemleri kapsar.
+ Net Satış Hasılatı
+ Diğer Faaliyet Gelirleri
+ Aktifleştirilen (iç tüketim) Maliyetler
= Dönem Hasılatı
- Dönem Maliyeti
Mamul, Yarımamul Stok değişimleri (+,-)
İlkmadde ve Malzeme Giderleri
İşçi Ücret ve Giderleri
Amortisman Giderleri
Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmet Giderleri
Vergi, Resim, Harç Giderleri
Çeşitli Giderler
= Faaliyet Kar/Zararı
Bu
yöntemde dönem giderleri fonksiyonlarına ayrılmadan doğal yapılarına
veya türlerine göre alt kalemler şeklinde raporlanırlar. Bu nedenle bu
yönteme Gider Türlerine/Çeşitlerine Göre kar zarar tablosu ismi de
verilmektedir.
Bu yöntemin bir sonucu olarak Satışların Maliyeti
ve buna bağlı olarak da Brüt Satış Kar Marjının raporlanması yapılamaz.
Mali tablo okuyucusu bu bilgiye ulaşmayı kendisi için zorunlu görürse,
ayrıca ek çalışma yapması gerekir. Bunu sağlamak için aşağıdaki gibi bir
yöntem izlenebilir.
+ Dönem Maliyeti
- Mamul ve yarı mamul stoklarında artış
+ Mamul ve yarı mamul stoklarında azalma
- Faaliyet giderleri
= Satılan Mamullerin Maliyeti
Bu yöntem eğer bir üretim işletmesi değil de, bir ticari işletme ise düzenlenmesi ve yorumu daha kolaydır. www.ozdogrular.com
3- Yöntemlerin Karşılaştırılması ve Uygulamalar
Bu
yöntem farklılıkları, yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi, kar
zarar tablosunun tamamına veya sonuçta bulunan kar veya zarar rakamına
ilişkin bir farklılaşma değildir. Sadece bu tablolarda üretim-satış
faaliyetlerini kapsayan Kar Zarar Tablosu’nun sadece Ana Faaliyetler
Kar/Zarar bölümü ile ilgilidir. Bundan sonra gelen Olağan veya Yan
Faaliyetlerden Gelir /Giderler ile Olağandışı Faaliyetlerden
Gelir/Giderler veya Kar Vergileriyle ilgili kısımlarda bir değişiklik
yoktur.
Bu tablolardan hangi ülkelerde hangilerinin kullanıldığına
ilişkin bir araştırma yapıldığında görülen Anglo Sakson Uygulama
Bölgelerinde Satış Maliyeti veya Fonksiyon Esasına göre, Kıta Avrupası
ülkelerinde ise Toplam Maliyet Esası veya Çeşit Esasına göre Gelir
Tablosu’nun özellikle orta ve küçük işletmelerde kullanıldığına tanık
olunur. Kıta Avrupası’nda da özellikle menkul kıymetleri herhangi bir
borsada işlem gören şirketlerin Satış Maliyeti Esasını son zamanlarda
özellikle IFRS/IAS’ların halka açık şirketlere zorunluluk olarak
getirilmesinden sonra benimsedikleri görülmektedir. Ancak özellikle Kıta
Avrupa’sında hala orta ve küçük işletmelerin Toplam Maliyet Esasını
tercih edildiği görülmektedir.
Bu tablolar birbirleri ile amaçlara uygunluk açısından karşılaştırıldığında dikkati çeken özellikleri şunlardır.
a) Her
ikisinde de aynı sonuca (net kara) ulaşılması gerektiği açıktır. Karın
kaynaklarının yansıtılması açısından da önemli bir fark olduğu
söylenemez. Çünkü her ikisinde de ana faaliyetler, olağan faaliyetler,
standartlar ile yasaklanmış olsa bile kuramsal açıdan “olağandışı
faaliyetler” bölümleri ayrı sınıflanabilmekte ve bunlarda alt kalemlere
ayrılabilmektedir.
b) Farklılaşmanın esas
kaynağı, tablo içine alınan giderlerde ve gelirlerde doğmaktadır.
Fonksiyon esasında sadece satış ile eşleştirilebilen giderler
raporlanırken, çeşit veya toplam maliyet esasında dönemde katlanılan tüm
giderler raporlanmaktadır. Yine gelirlerde sadece satıştan sağlanan
hasılat raporlanırken, diğerinde satışla birlikte işletmenin kendi iç
tüketimi için üretilenler aktifleştirilen üretim olarak
raporlanmaktadır. Örneğin, eğer işletme kendi kullanacağı herhangi bir
binayı veya kendisinin kullanacağı bir makineyi kendi imkânları ile
tamamlamış ise, bunlar için katlanılan maliyetler kar zarar tablosunda
raporlanmamaktadır. Dolayısıyla çeşit esasında daha kapsamlı bir
raporlama yapılmaktadır. Bu özellikle işletmelerin yarattığı hasılayı
hesaplamaya yönelik analizler için daha geniş kapsamlı bilgi
vermektedir.
c) Farklılaşma faaliyet kar zararına
ulaşılırken de doğmaktadır. Toplam Maliyet-Hasılat Esasına göre
düzenlenen modelde tüm giderler ilk doğuş, kavranma veya ilk
muhasebeleştirme sırasındaki doğal adlarına göre (malzeme, personel,
işçilik, amortisman, vergi gideri gibi) ikinci bir ayırıma tabi
tutulmadan (fonksiyonlara ayrılmadan) doğrudan gelir tablosuna
getirilmektedir. Bunun sonucu olarak, yani bu gider çeşitleri doğdukları
işletme fonksiyonlarına ayrılmadan, miktar ve tutarları da değişmeden
gelir tablosuna gelmektedirler. Oysa gelir tablosunun satış maliyeti
esasına göre düzenlenmesi gerektiğinde bunlar birde ilişkili oldukları
fonksiyonlara dağıtılmaktadır. Dağıtıldıktan sonra özellikle üretim
fonksiyonu kapsamında genel üretim gideri niteliğinde olanlar maliyet
muhasebesinin karmaşık dağıtım anahtarları ve dağıtım modelleri
kullanılarak önce gider yerlerine daha sonra ürünlere yüklenmektedirler.
Ancak bu giderlerin ilk dağıtımları olan
üretim-pazarlama-yönetim-araştırma-finansman gibi fonksiyonlara ayırımı
çeşit esasına göre gelir tablolarında gerekmemektedir.
Herhangi
bir modelin diğerine üstünlüğünü veya seçimini gerçekleştirmek için
sanıyoruz ki aşağıdaki sorulara yanıt vermek ve buna göre seçim yapmak
daha doğrudur.
a) Kolay Düzenlenebilirlik:
Şüphesiz ki, bu tüm muhasebe uygulamalarında önemli bir özelliktir.
Ancak birinci öncelikli seçim ölçütü olmaması gerekir. Bu açıdan
bakıldığında toplam maliyet esasına göre gelir tablosu daha kolay
düzenlenebilecek bir tablo modelidir. Çünkü Satış Maliyeti esasına göre
düzenlenen modelde olduğu gibi giderlerin fonksiyonlara dağıtımı gerekli
olmamaktadır. Çok detaylı maliyet muhasebesi uygulamalarını
gerektirmemektedir. Özellikle stok değerleme sorunu olmayan hizmet
sektörü, kısmen tarım ve hayvancılık sektörü ve bünyelerinde muhasebe
meslek memuru çalıştırmayıp dışarıdan hizmet alan işletmeler için büyük
kolaylık sağlar.
b) Alınacak Kararlara Uygunluk:
Alınacak kararlar ya işletme içinden, ya da işletme dışından kişiler
tarafından alınacaktır. Karar alacak kişinin niteliğine ve ihtiyacına
göre de yöntemlerin uygunluğu farklı olabilir.
Özellikle işletme
üst yönetimi hedeflere ve sonuçlara göre yönetim ilkesi ve bunun bir
aracı olan bütçelemeyi bir yönetim aracı olarak kullanmaktadır.
Bütçeleme ve bütçe kontrolü çalışmaları kapsamında giderler öncelikle
gider türlerine göre tahmin edilmektedir. Yani herhangi bir gider
bütçesi düzenlenirken, satış tahmininden türetilen iş veya üretim hacmi
tahmin edilmekte, buradan da tespit edilen üretim hacmi için gerekli
malzeme, işçilik, elektrik, su, amortisman gibi alt bütçe kalemleri
oluşturulmaktadır. Yani ağırlıklı olarak giderler türleri itibariyle
tespit ve kontrol edilmektedirler. Bütçe sapmaları gider türleri
itibariyle değerlendirilmektedir. Bu açıdan bakıldığında her işletme
için söylenemez ise de, toplam maliyet esasına göre kar zarar tablosu
düzenlenmesi daha fazla bilgi üretir durumdadır.
Bazı kararlar
işletme dışındaki kişiler tarafından alınmaktadır. Potansiyel
yatırımcılar veya onların temsilcileri, mevcut ortaklar, kredi
kullandıracak kurumlar bu tablonun asli kullanıcılarıdır. Bu kapsamda
işletmenin ana faaliyetlerinden kaynaklanan kar/zarar rakamına olağan ve
olağanüstü faaliyetlerden kaynaklanan karlardan daha fazla önem
vermekte, özellikle işletmenin geleceğine ilişkin tahminlerde ana
faaliyet karının geçmişte gösterdiği trendin geleceğe taşınabileceği
varsayımı yapılmaktadır. Eğer geleceğe ilişkin tahminler yapılması
gerekiyor ise doğal adlarına göre yapılan tahminlerin daha isabetli
olacağı beklenir.
Ancak dış karar alıcılar kar zarar tablolarının
taşıdığı rakamlar kadar bu rakamları bazı rasyolar aracılığıyla daha
anlamlı bilgilere dönüştürmektedirler. Bu açıdan bakıldığında Satış
Maliyeti esasına göre kar zarar tablosu
· Brüt Satış Kar Marjı
· Ana Faaliyet Kar Marjı
hesaplamasına izin verirken, Toplam Maliyet Esasına göre kar zarar tablosu;
· Malzeme giderleri payı (marjı),
· Personel giderleri payı (marjı),
· Çeşitli gider payı,
· Amortisman giderleri payı
gibi
toplam maliyetler içinde her bir gider türünün kendi içindeki oranı ve
ana faaliyet gelirlerine oranı hesaplanabilmekte, ancak satılan malın
maliyeti oranı ikinci bir aşamada hesaplanabilmektedir. Her iki modelin
üstünlükleri esas alınarak yapılan karşılaştırma aşağıdaki tabloda
verilmeye çalışılmaktadır.
| Toplam Maliyet Esasının Üstünlükleri | Satış Maliyeti Esasının Üstünlükleri |
| Giderlerin ilk dile getiriliş şekline göre açıklanması (örn: personel, malzeme, amortisman gibi daha kolay anlaşılır olması) | Sadece dönemin satış hasılatı ile dönemin giderlerinin sunuluşu |
| | Esas fonksiyonlara (Üretim-Genel Yönetim – Satış) uygun şekilde sunum |
| | Sadece satış için gerekli olan maliyetlerin sunumu |
| Bazı rasyoların (oranların) doğrudan Kar/Zarar hesabından türetilebilmesi | Daha az bilgi sağlama (örneğin tek ürün işletmelerinde), |
| Brüt marjların türetilebilmesi | İşletmenin maliyet yapısına daha detaylı bakış açısı; fonksiyonel giderlerin gösterimi |
| Sayıların doğrudan genel muhasebeden alınabilmesi, karışık maliyet dağıtım sorunlarının olmaması | Uluslar arası alışılmış yöntemler |
| Spesifik sektörlere daha iyi uyumluluk (örneğin yıllara yaygın yapım sözleşmeleri) | |
| Genel muhasebeye daha yakınlık | |
Kaynak:
Michael Reuter, Christian Zwirner., “Erfolgrechnung nach dem
Umsatzkostenverfahren- Konzeption und Praxis., Betrieb und Wirtschaft,
15/2003, s.617
Yukarıdaki tablonun yardımıyla söylemek
gerekirse yöntemlerden herhangi birinin işletme dışındaki kişilerin
kararlarına daha fazla uygunluğuna ilişkin somut bir belirlemede
bulunulamamaktadır.
Ülkemizde tüm düzenlemelerde fonksiyon esasına
göre kar zarar tabloları zorunlu olarak kullanılmaktadır. Tekdüzen
hesap planı uygulamaya konulurken olsun, daha sonra yetkililer
tarafından yapılan açıklamalarda olsun, bu modelin en modern ve uluslar
arası muhasebe standartlarına uygun olduğu söylenmiştir. Oysaki
Uluslararası Muhasebe Standartları yurdumuzda tercüme edilerek Türkiye
Muhasebe Standardı (TMS) olarak yayınlanandan beri anlaşılmıştır ki bu
doğru değildir. TMS 1 Finansal Tabloların Sunuluşu Standardı’nın 81 ile
105. paragrafları kar zarar tablosunun içeriği ve şekli ile ilgilidir.
Özellikle 99-105 numaralı paragraflar şekil esasları ile ilgilidir. Bu
düzenlemelerde her iki modelden birinin diğerine üstünlüğü ve tercih
edilmesi şeklinde bir yönlendirme yapılmamaktadır.
Standardın 99.
maddesine göre bu iki modelde düzenlenebilen gelir tablosundan hangisi
daha tutarlı ve güvenilir bilgi sağlıyor ise buna göre düzenlenecektir.
Burada tutarlı olmaktaki kasıt, kar zarar tablosu bir performans ölçüm
aracı ise; bu performansın kaynaklarına daha iyi nüfus edebilmeye
yardımcı olmaya uygunluktur. Bunun için giderler ya niteliklerine
(türlerine, çeşitlerine) ya da fonksiyonlara dağılımına uygun şekilde
gruplandırılacaktır. Bu gruplamanın yapılmasında (modelin seçiminde)
giderlerin sık tekrarlanma, toplam içindeki ağırlık, ileriye yönelik
projeksiyonlarda daha doğru tahmin yapabilmeye yardımcı olma, kar ve
zarar yaratma potansiyelini daha iyi yansıtabilme açılarından
değerlendirilecek ve hangi model buna uygun ise o seçilecektir. Yani bir
modelin diğer modele üstünlüğü söz konusu değildir ve bu tamamen mali
tabloları kullananlara işletmenin kar yaratma potansiyelini yansıtabilme
özelliğine bağlıdır.
Yine standardın 105 inci maddesi bu iki
model arasında seçim yapmayı işletme yönetiminin seçimine bırakmış,
ancak bu seçimde yönetimi tamamen serbest bırakmamıştır. Her bir modelin
farklı işletmelerde ve sektörlerde farklı sonuçlar verebileceğini,
hangisinin daha başarılı sonuç vereceğinin sektörün ve işletmenin
niteliğine bağlı olduğunu belirttikten sonra yönetimin en tutarlı ve
güvenilir sunuş şeklini belirlemesini istemektedir. Bu maddede
giderlerin satış veya üretim düzeyiyle doğrudan veya dolaylı bir şekilde
artış veya azalış gösterebileceğini, dolayısıyla bu durumu hangisinin
daha iyi göstermeye yardımcı oluyor ise bu modelin daha uygun olduğunu
hatırlatmaktadır. Yine giderlerin niteliklerine uygun şekilde
sınıflandırıldığında (Toplam Maliyet Esası seçildiğinde) ileride nakit
akışlarının tahmininde daha yararlı bilgiler sağlayabileceğini
belirttikten sonra, eğer Satış Maliyeti esası seçilir ise yeterli
olmadığı için ek bilgilerin sunulmasına ihtiyaç bulunduğunu
belirtmektedir. Özellikle personel ve amortisman giderlerinin ayrıca
açıklanması istenmektedir.
Özetlemek gerekirse TMS 1 standardı bu
modellerden herhangi birinin seçimini ne yetkili kurulların
inisiyatifine, ne işletme yönetiminin bizzat keyfine, ne de
muhasebecilerin isteğine bırakmakta, aksine bu finansal tabloyu
kullanıcıların bilgi ihtiyaçlarının niteliğine cevap verebilme
yeteneğine bırakmaktadır.
Bu sunuş şekillerinin yurt dışında kullanım şekline bakıldığında ise şunlar görülmektedir.
Toplam
Maliyet Esası’na göre düzenlenen tablo; daha çok Kıta Avrupa’sında
sıklıkla görülen bir modeldir. Kıta Avrupa’sında İşletmecilik ve
Muhasebe biliminde ağırlığını hissettiren Almanya’da Ticaret Kanunu’nda
diğer model ile birlikte belirlenmiş bir modeldir. Satış Maliyeti
esasına göre düzenlenmiş model ise daha çok Anglo-Sakson ülkelerinde
kullanılan bir model olarak göze çarpmaktadır. Ancak son yıllarda Kıta
Avrupası’nda da Satış Maliyeti esasına doğru bir yöneliş göze
çarpmaktadır. Bu konuda somut, ülkeler çapında yapılmış çalışmalar
olabilir. Ancak bunlara ulaşmanın kolay olmadığını takdir etmek gerekir.
Almanya’da
farklı endekslerde yer alan 205 işletme üzerinde yapılan araştırmanın
sonuçlarına göre yurt dışı bağlantıları ve özellikle aralarında Amerika
borsalarında da menkul kıymetleri işlem gören şirketler (DAX’ta bulunan
şirketler) ile yeni teknoloji şirketleri (NEMAX 50) Satış Maliyeti
esasını yeğlemektedirler. Ancak yurt dışı bağlantıları az olan,
geleneksel ve daha çok küçük ve orta boy işletmelerden meydana gelen
endekse giren işletmeler ise Toplam Maliyet Esası’nı tercih
etmektedirler. Uluslararası işlemler arttıkça ve Uluslararası Muhasebe
Standartlarını ve Amerikan Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkeleri’ne (US
GAAP) uygun şekilde mali raporlama yapılmasıyla birlikte Satış Maliyeti
Yöntemi’ne yöneliş artmaktadır([5]).
ABD uygulamalarına
bakıldığında görülmektedir ki, bu ülkede ağırlıkla geçerli olan US-GAAP
düzenlemelerinde herhangi bir şekil şartı bulunmadığı gibi detaylı
düzenlemelerde bulunmamaktadır. Dolayısıyla şirketlerin Kar Zarar
Tablosu’nun her iki yönteme göre düzenlenebilme olanağı bulunmaktadır.
Ancak borsaya açık şirketler Amerikan Borsalarının gözetim kurumu olan
SEC’in düzenlemelerine tabidir. SEC’in düzenlemelerinden Regulation S-X,
Rule 5-03’te bir kar zarar tablosu modeli verilmektedir ki, burada
bütün tablo kalemleri değil, bulunması gerekli en az bilgilere yer
verilmektedir. Bu tablo Satış Maliyeti esasına göre Kar Zarar Tablosunun
karakteristiklerini taşımaktadır. Dolayısıyla burada Satış Maliyeti
esası zorunlu bir şekil olarak görülmektedir([6]). www.ozdogrular.com
III- DİĞER KAPSAMLI GELİRLER TABLOSU
Bu
tablo normal alışılagelmiş Kar Zararda gösterilemeyen bazı gelir ve
gider unsurlarının dâhil edildiği, Kar Zarar Tablosu’na adeta ek
tablodur. Temelde gelir/hâsılat, gider/maliyet kavramlarına yüklenilen
farklı anlamlardan kaynaklanan henüz gerçekleşmemiş (kar dağıtımına konu
edilemez nitelikteki) gelir ve giderlerin dönemsel paylarını
göstermekle görevli bir tablodur. Aşağıda ayrıntılı bir şekilde
açıklanacağı gibi dağıtıma konu edilemeyecek durumda olan gerçekleşmemiş
gelir veya giderlerin öz sermaye değişim tablosuna aktarılmasında
kullanılan adeta ara bir tablodur.
Muhasebe uygulamalarına resmi
bir şekilde girişi ABD’de 15.12.1977 tarihinden itibaren başlayan hesap
dönemleri için kullanılmak üzere FASB’ın SFAS 130 (1977) “Kapsamlı Gelirin Raporlanması” “Reporting Comprehensive Income”
isimli çalışmanın yayınlaması ile olmuştur([7]). Daha sonra IASB
tarafından da bu tablo benimsenmiş ve IAS 1 Finansal Tabloların Sunuluşu
standardına 06.09.2007’de yapılan değişikle girmiş bulunmaktadır.
Ülkemizde
ise Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından IAS 1’in çevirisi
olan TMS 1’de yapılan değişiklikle 13.08.2008 tarih 26966 sayılı Resmi
Gazete’de yayınlanarak 01.01.2009’dan başlayan hesap dönemlerinde
kullanılmak üzere yürürlüğe girmiştir. Sermaye Piyasası Kurulu
tarafından Sayı XI, No: 29 sayılı Tebliği ile TMSK tarafından yayınlanan
standartların aynen kabul edildiği ilan edilmiştir. Yine SPK’nın
17.04.2008 tarih 11/467 sayılı ilke kararı ile de borsa şirketlerinin,
aracı kurumların ve portföy yönetim şirketlerinin kullanacağı finansal
tablo modelleri belirlenmiştir. Bu tabloda yer almayan diğer kapsamlı
gelirlere ilişkin gösterimin zorunlu olduğu daha sonra SPK’nın bir
yazısıyla, bu tabloları kullanmak zorunda olanlara hatırlatılmıştır.
TMS’de belirlenen iki gösterim şeklinden birini seçmeleri konusunda
işletmeler serbest bırakılmış ve her iki şekle uygun örnek tablolar
sunulmuştur. Şirketler, ya;
a) Normal kar zarar
tablosunun altında net dönem karından sonra gelmek üzere “Diğer Kapsamlı
Gelirler” başlığı ile bütünleşik bir tablo ki, bu durumda Gelir
Tablosu’nun adı “Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu” ya da;
b) Normal Kar Zarar Tablosu ayrı, Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu ayrı olmak üzere iki ayrı tablo şeklinde,
sunacaklardır.
Şu
anda Türkiye’de borsada hisse senetleri işlem gören şirketlerimiz,
aracı kurumlarımız, portföy yönetim şirketlerimiz bu modellerden birini
kullanarak yıllık finansal tablolarını yayınlamaktadırlar.
Bu
tablonun doğması veya düzenlenmesinin temeldeki nedeni, uluslararası
muhasebe standartları kurulu tarafından benimsenen ve ülkemiz açısından
adeta bir paradigma değişikliği olarak kabul edilebilecek değerleme
kuralları değişikliğidir. Bilançonun aktifinin tarihi maliyetler,
pasifinin itfa değerleri ile değerlemesi kuralı korunarak, bunun yanında
varlıkların ve borçların işletme için haiz oldukları değerle
değerlemesi ile aynı olan ancak “gerçeğe uygun değer” muhasebesi diye
isimlendirilen genel değerleme kuralının getirilmesi bazı yeni gelir ve
gider kalemlerini doğurmaktadır.
Bu kalemler özsermayede artış
veya azalış yaratmakla birlikte henüz gelir/kazanç ve gider/zarar
tanımlarına tam uymadıkları ve kesinleşmemiş (alacak veya borca
dönüşmemiş) oldukları için normal gelirler ve giderler ile
raporlanmamaktadırlar. Özkaynak içine alınmaktadır. Ancak doğrudan öz
kaynak değişim tablosunda raporlama yapılınca, dönemin tüm gelir veya
giderleri, topluca, mali tabloları okuyucunun dikkatine yeterli bir
şekilde sunmamış olmaktadır. Bu eksikliği gidermek için ise ya ayrı bir
tablo şeklinde “diğer kapsamlı gelirler” tablosunda veya ayrı bir tablo şeklinde düzenlenme yerine gelir tablosunun altında bu tablonun devamı şeklinde “Diğer Kapsamlı Gelirler” bölümü içinde raporlanmaktadır.
Bu
durumda bir dönemin toplam geliri iki bölüme ayrılmaktadır. Gelirlerin
tamamı için “Toplam Kapsamlı Kar Zarar” tamlaması yapılırsa, birinci
bölüm şimdiye kadar alışageldiğimiz, bildiğimiz gelir tablolarına
alınabilen gelir ve giderlerden oluşmakta, ikinci bölüm ise “diğer
kapsamlı gelir”den oluşmaktadır. Bu tablolara Kıta Avrupası'nda Genel
Faaliyet Sonuçları (Gesamtergebnisrechnung) Tablosu veya Genel Başarı
Hesabı (Gesamterfolgsrechnung) ismi de verildiği görülmektedir.
Diğer
kapsamlı gelir unsurlarının özelliklerini ve dolayısıyla kar zarar
tablosuna alınmayış nedenlerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
1- Bu
gelir ve giderler diğer gelir ve giderler gibi henüz hasılat ve kazanç
ile kar ve zarar özelliklerini taşımazlar. Kar Zarar Tablosu’na alınan
gelir ve kazançlarda, mal ve hizmet satışının gerçekleşmesi ve kazancın
kesinleşmesi beklenir. Bunun sonucunda bir nakit girişi, alacak artışı
veya borç azalması olur. Diğer taraftan gider ve zararlarda da
varlıklarda azalma, borçlarda artış veya alacaktan vazgeçme özelliği
doğmuştur. Ancak diğer kapsamlı gelirlerde bir varlık girişi,
alacaklarda kesin bir artış veya borçlarda kesin bir azalış henüz
kesinleşmemiştir. Bu kesinleşme varlıklar elden çıkarıldığında veya
borçlarda ödeme yapıldığında gerçekleşecektir.
2- Bunlar
bir sermaye düzeltmesi kapsamındaki gelir ve gider unsurları da
değildir. Bilindiği gibi muhasebede esas olan sermayenin finansal olarak
veya üretim gücü olarak korunmasıdır. Kar, iki farklı tarih arasındaki
öz sermaye artışıdır. Ancak buradaki öz sermaye artışından kasıt dönem
başındaki satın alma gücü ile dönem sonundaki satın alma gücü arasındaki
farktır. Dolayısıyla genel fiyat yükselmelerinin sonucunda doğan
varlıkların ve borçların genel fiyat düzeyine getirilmesi amacıyla
yapılan değerlemelerden doğan farklar (enflasyon muhasebesi
uygulamasından doğan farklar) gerçek satın alma gücü veya üretim gücü
artışları olarak nitelenemezler. Diğer kapsamlı gelir ve giderler genel
fiyat düzeyi düzeltmelerinin dışında kalan gelir ve gider
unsurlarıdırlar.
3- Bu gelir ve gider
unsurlarının benimsenebilmesi normal bir vatandaş tarafından klasik
muhasebe eğitimi almış olanlara oranla daha kolaydır. Çünkü bunların
önemli bir kısmı aktiflerin cari değerlerle değerlemesinden doğmaktadır.
Örneğin; beş yıl önce 1.000 TL’ye alınmış herhangi bir arsanın beş yıl
sonra değeri 1.500 TL olmuş ise, bunun bilançoya 1.500 TL olarak
alınması tarihi maliyetlerle değerlemeye kendini koşullandırmış
muhasebeciler tarafından kolay kabul edilemez. 500 TL bir kar olarak
algılanmaz. Ancak muhasebe eğitimi almamış bir birey bu değer artışını
bir kar olarak görecektir.
4- Henüz satılarak
kesinleşmemiş bu kar klasik muhasebecilerimiz tarafından kolay
benimsenmez iken, üst düzey yöneticiler tarafından ve özellikle
şirketlerin potansiyel yatırımcıları tarafından çok rahat
benimsenebilir. Bunların dönemin dağıtıma konu edilecek kar olarak
nitelemeden, öz kaynaklarda bir artış olarak kabul edilmesi mali tablo
okuyucularını şirkette meydana gelen değer değişimleri hakkında bilgilendirme açısından oldukça yararlı olacaktır.
5- Bu
tür gelirler işletme yönetiminin başarısının sonucu olarak değil,
işletme dışında meydana gelen olayların tabii bir sonucu olarak
doğarlar. Örneğin maddi ve maddi olmayan duran varlıkların yeniden
değerlemesinden, yabancı ülkelerdeki yatırımların değerlemesinde kur
farklılaşmalarından doğan gelirlerde olduğu gibi işletme üst yönetiminin
kuruluş amaçları ile uyumlu faaliyetlerin değil, piyasa fiyat
hareketlerinin sonucudurlar. Dolayısıyla bunları kar zarar tablosuna
alınan gelir veya giderler ile aynı şekilde raporlamak, kar zarar
tablosunun ana işlevlerinden olan performans ölçüm işlevini bozar.
6- Bu
gelir ve gider türlerinin normal gelir giderlerin (dönem gelirlerinin)
içine alınması gelir tablosu verilerinden hareket ederek ileriye yönelik
tahmin yapabilme gücünü olumsuz etkiler. Bu gelirler dış ekonomik
çevrenin değişkenliğinden kaynaklandığı ve sürekliliği beklenmediği için
normal işletme faaliyetlerinin sonucu olarak kar zarar tablosuna
alınması şirketin dönemsel gelirlerinde hareketliliğe yol açar. Adeta
kar zarar tablosunda kar zararların yıllar itibariyle dalgalanmasına
neden olur. Buda potansiyel veya mevcut yatırımcıların şirketin ileriye
yönelik tahminde veya kestirimde bulunma olanağına zarar verir([8]).
Örneğin kıdem tazminatı karşılığının hesaplanması sırasında doğan
aktüeryal kar ve zararlarda bu durum kendisini daha da somut bir şekilde
gösterir.
Bu gelir ve gider unsurları aynı zamanda kesinleşinceye
kadar öz sermayenin unsurları olarak kabul edilirler. Ancak ne
dağıtılabilir, ne de başka türlü kullanılabilirler. Bunların bağlı veya
ilişkili olduğu varlık hesapları nakde veya alacağa dönüştüğünde, borç
hesapları ödenebilir durumu gelince (kesinleşince) ortaklara dağıtıma
uygun hale gelirler veya herhangi bir diğer kullanılabilir öz sermaye
unsuruna çevrilirler. Bu bakımdan bazıları tekrar dönem kar zarar
hesabına devredildikten sonra tekrar öz kaynaklara gelirler, bazıları da
doğrudan özkaynaklardaki kendilerine has hesaplardan çıkarak geçmiş
yıllar karları (veya birikmiş karlar) hesaplarına devredilirler. Nitekim
Diğer Kapsamlı Gelirler tablosunda bunları Kar Zarara aktarılabilen ve
aktarılamayan şeklinde ikiye ayırarak göstermek gerekir. Bu gider ve
gelir unsurları ileride daha detaylı açıklanacağı üzere aşağıdaki
gibidir.
Kar Zarara Aktarılamayan Gelir ve Gider Unsurları
· Maddi ve Maddi Olmayan Duran Varlıklar değerleme farkları (IAS 16, IAS 38)
· Çalışanlara Sağlanan Fayda Yükümlülüklerinin hesaplanmasında ortaya çıkan Aktüeryal Kazanç ve Kayıplar (IAS 19),
·
Opsiyonel olarak Gerçeğe Uygun Değerle Değerlenen özkaynak araçları
değerleme farkları (IFRS 9) ([9]) veya Satışa da Hazır Varlıklar
Değerleme Farkları (IAS 39),
· Yurt Dışındaki İşletmeye Yapılan
Net Yatırımın Kur Farkları (IAS 21.15A, 21.32,21.45) (Sadece tam set
IFRS/IAS uygulayanlar için)
Kar Zarara Aktarılacak Gelir ve Gider Unsurları:
· Nakit Akım Riskinden Korunma Amaçlı Türev Ürünlerin Etkin Kısmı (IAS 39, IFRS 9, IAS 21.27)
· Özkaynak Yöntemine Göre Değerlenen İştiraklerin Özkaynaklarında Gösterilen Gelir ve Gider Unsurları,
· Başka bir ülkedeki yatırımların konsolidasyona alınması sırasında ortaya kur çevrim farkları (IAS 21.39(c)),
Yine
bu tabloda bu gelir ve gider unsurlarının (IAS 12) standardının
uygulanması neticesinde doğan Ertelenmiş Vergi Varlıkları veya
Ertelenmiş Vergi Yükümlülükleri ya her bir kalemin altında ayrı ayrı,
veya hepsi tek bir kalemde gösterilir. Eğer bu etkiler topluca tek bir
kalemde gösterilmişler ise, dipnotlarda her bir gelir ve gider unsuruna
isabet eden paylar ayrı ayrı açıklanmak zorundadırlar.
Bu
tabloları düzenlemek zorunda olan borsa şirketlerimizde bu tabloda yer
alan gelir ve giderlerin diğer gelir ve giderlerin ne oranına tekabül
ettiğine ilişkin bir çalışma yapmamış bulunmaktayız. Ancak yakın zamanda
İsviçre Performans İndeksi (SPI) kapsamındaki 628 şirket üzerine
yapılan bir çalışmada ilginç sonuçlar göze çarpmaktadır. 2005 yılı
verilerine göre diğer kapsamlı gelirler normal kar zararın % 17 sine,
2006’da % 7 ‘sine, 2008’de % -2’sine tekabül etmektedir. 2008 yılında
yani kriz döneminde ise net karın üzerinde bir diğer kapsamlı giderler
bakiyesine ulaşılmıştır. Bu yıl özsermayenin % 13’ü diğer kapsamlı
giderler nedeniyle azalmış bulunmaktadır([10]). Bu rakamlar bu tür gelir
ve gider unsurlarının önemini ortaya koymaya yeterli bulunmaktadır.
Bu
özellikleri taşıyan diğer kapsamlı gelirlerin her biri aşağıda daha
detaylı bir şekilde izleyen sayıda incelenmektedir. www.ozdogrular.com
EK 1
KAR ZARAR TABLOLARI ÖRNEKLERİ
Her
iki model Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu’na örnek olarak
bu yıl (T1)’de yeni üretime geçmiş bir işletmenin iki yıllık rakamları
(T1 ve T2) örnek olarak alınmaktadır. Bu şirketin üretim, satış, maliyet
ve diğer gelir ve giderlerine ilişkin bilgiler iki yıl için aşağıdaki
gibidir. Ancak gelir ve giderler sadece konumuzla ilgili olanları
alınmıştır. Ayrıca Diğer Kapsamlı Gelirler bölümüne girecek gelir ve
gider unsurlarına yer verilmemiştir.
1. Yıl Verileri:
| | | | | | | | |
| Gider Çeşitleri | Toplam | Üretim | Pazarlama | Genel Yönetim |
| İlkmadde ve Malzeme Giderleri | 32.500.000 | 32.300.000 | 60.000 | 140.000 |
| İşçi Ücret ve Giderleri | 15.205.000 | 11.205.000 | 1.500.000 | 2.500.000 |
| Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmetler | 4.500.000 | 4.400.000 | 20.000 | 80.000 |
| Çeşitli Giderleri | 3.500.000 | 2.060.000 | 240.000 | 1.200.000 |
| Vergi Resim Harç Giderleri | 45000 | 25000 | | 20.000 |
| Amortisman Giderleri | 1.250.000 | 1.050.000 | 80.000 | 120.000 |
| Toplam Dönem Gideri | 57.000.000 | 51.040.000 | 1.900.000 | 4.060.000 |
| Üretim | | | | 18.000 | 18.000 | | |
| Satış | | | | 15.000 | 15.000 | | |
| Satış Geliri (Net) | | | 60.000.000 | 60.000.000 | | |
| Birim Tam Üretim Maliyeti | | | 2.835,56 | (=51040000/18000) |
| Birim Satış Geliri | | | | 4.000,00 | | |
| Toplam Satışların Maliyeti | | | 42.533.333 | (=2836x15000) |
| Stokta kalan birim | | 3.000 | | |
| Stoklarda Kalan Üretim.Maliyeti | | 8.506.666,7 | (=2836x3000) |
| Satış dışındaki diğer gelirler | | 140.000 | | | |
| Dönem giderlerinin dışındaki giderler | 40.000 | | | |
2. Yıl Verileri:
| Gider Çeşitleri | | | Toplam | Üretim | Pazarlama | Genel Yönetim |
| İlkmadde ve Malzeme Giderleri | 35.000.000 | 34.770.000 | 65.000 | 165.000 |
| İşçi Ücret ve Giderleri | 15.000.000 | 11.000.000 | 1.400.000 | 2.600.000 |
| Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmetler | 4.000.000 | 3.890.000 | 30.000 | 80.000 |
| Çeşitli Giderleri | | | 3.200.000 | 1.800.000 | 250.000 | 1.150.000 |
| Vergi Resim Harç Giderleri | | 65.000 | 30.000 | 10.000 | 25.000 |
| Amortisman Giderleri | 1.235.000 | 1.050.000 | 75.000 | 110.000 |
| Toplam Dönem Maliyeti | | 58.500.000 | 52.540.000 | 1.830.000 | 4.130.000 |
| Üretim | | | | | 20.000 | | |
| Satış | | | | | 16.000 | | |
| Satış Geliri (Net) | | | | 64.000.000 | | |
| Birim Maliyet | | | | 2.627,00 | | |
| Toplam Satışların Maliyeti | | | 42.657.667 | (2835,56x3000)+(2627x13000) |
| Stoklarda Kalan Maliyet | | | 18.389.000 | (3.052x7.000) |
| Stoklardaki Artış | | | | 9.882.333 | (18389000-8506666,7) |
| Satışlar dışındaki diğer gelirler | | 55.000 | | |
| Dönem giderlerinin dışındaki giderler | 340.000 | | |
Görüldüğü
gibi birinci yıl toplam 57.000.000 TL tutarında değişik harcama
yapılmakta ve bunun karşılığında 18.000 birim üretim yapılmaktadır.
Dolayısıyla birim üretim tam maliyeti 2.835,56 TL olarak doğmaktadır. Bu
üretimin 15.000 adedi satılmaktadır. Dolayısıyla toplam satılan malın
maliyeti 42.533.333 TL’ye çıkmaktadır. 2000 adet yarımamulde stokta
(bilançoda) kalmaktadır.
İkinci yılda yine 58.500.000 TL harcama
yapılmaktadır. Ancak bu dönemde toplam üretimin veya satılabilir malın
maliyet değeri bu değildir. Çünkü önceki yıldan gelen stoklarda vardır.
Nitekim satışlarda öncelikle bu stokların (FİFO yöntemi) kullanıldığı
varsayılmış ve satılan malın maliyeti bu şekilde bulunmuştur.
www.ozdogrular.com
Şimdi her iki yönteme göre Kar Zarar düzenleyebilir ve karşılaştırmaları yapabiliriz.
| SATIŞLARIN MALİYETİ ESASINA (Fonksiyonel Esasa) GÖRE |
| | | |
| Brüt Kar/Zarar | 17.466.667 | 21.342.333 |
| Diğer faaliyet gelirleri | 140.000 | 55.000 |
| Diğer faaliyet giderleri | -40.000 | -340.000 |
| Dönemin Kar Zararı | 10.206.667.- | 13.182.333 |
| Durdurulan Faaliyetler | 0 | 0 |
| Faaliyet Kar/Zararı | 11.606.667 | 15.097.333 |
| Finansal Gelirler | 600.000 | 120.000 |
| Finansal Giderler | -150.000 | -300.000 |
| Genel Yönetim Giderleri | -4.060.000 | -4.130.000 |
| KAR ZARAR TABLOSU | | |
| Net Satış Geliri | 60.000.000 | 64.000.000 |
| Özkaynak Yöntemine Göre Değerlenenİştirakler Kar Payları | 200.000 | 300.000 |
| Pazarlama Satış Dağıtım Giderleri | -1.900.000 | -1.830.000 |
| Satışların Maliyeti | -42.533.333 | 42.657.667 |
| Sürdürülen Faaliyetler | T1 | T2 |
| Sürdürülen Faaliyetler Dönem Kar/Zararı | 10.206,667 | 13.182.333 |
| Vergi Geliri/Gideri | -2.050.000 | -2.035.000 |
| Vergi Öncesi Dönem Kar/Zararı | 12.256.667 | 15.217.333 |
| TOPLAM MALİYET ESASINA( Çeşit Esasına) GÖREKAR ZARAR TABLOSU |
| Sürdürülen Faaliyetler | T1 | T2 |
| Net Satış Gelirleri | 60.000.000 | 64.000.000 |
| Diğer Faaliyet Gelirleri | 140.000 | 55.000 |
| Toplam Hasıla | 60.140.000 | 64.055.000 |
| Malzeme Giderleri | -(32.500.000) | -(35.000.000) |
| Personel Giderleri | (15.205.000) | (15.000.000) |
| Amortisman Giderleri | (1.250.000) | (1.235.000) |
| Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmetler | (4.500.000) | (4.000.000) |
| Çeşitli Giderler | (3.545.000) | (3.265.000) |
| Diğer Faaliyet Giderleri | (40.000) | (340.000) |
| Mamul Stoklarındaki Artış | 8.506.667 | 9.882.333 |
| Toplam Maliyet | 48.533.333 | 48.957.667 |
| Faaliyet Kar/Zararı | 11.606.667 | 15.097.333 |
| Özkaynak Yöntemine Göre Değerlenen | | |
| İştirakler Kar Payları | 200.000 | 300.000 |
| Finansal Gelirler | 600.000 | 120.000 |
| Finansal Giderler | (150.000 | (300.000) |
| Vergi Önceki Dönem Kar/Zararı | 12.256.667 | 15.217.333 |
| Vergi Geliri/Gideri | (2.050.000) | (2.035.000) |
| Sürdürülen Faaliyetler Dönem Kar Zararı | 10.206.667 | 13.182.333 |
| Durdurulan Faaliyetler | | |
| Dönemin Kar Zararı | 10.206.667.- | 13.182.333 |
Klasik
bir şekilde düzenlenmiş bu tablolar eğer işletme yönetimi tarafından
şirketin performansını daha iyi yansıttığı düşünülüyor ise, aşağıdaki
şekilde de düzenlenebilecektir. Bu tablo dikkatlice incelendiğinde
EBİTDA ve EBİT gibi ara toplamlarla işletmenin iç kaynaklarıyla borç
ödeyebilme gücünü daha da iyi göstermektedir.
| TOPLAM MALİYET ESASINA GÖRE |
| KAR ZARAR TABLOSU |
| | | |
| Sürdürülen Faaliyetler | T1 | T2 |
| Net Satış Gelirleri | 60.000.000 | 64.000.000 |
| Diğer Faaliyet Gelirleri | 140.000 | 55.000 |
| Toplam Hasıla | 60.140.000 | 60.055.000 |
| Malzeme Giderleri | 32.500.000 | 35.000.000 |
| Personel Giderleri | 15.205.000 | 15.000.000 |
| Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmetler | -4.500.000 | -4.000.000 |
| Çeşitli Giderler | -3.545.000 | -3.265.000 |
| Stoklardaki Artış | 8.506.667 | 9.882.333 |
| Diğer Faaliyet Giderleri | -40.000 | -340.000 |
| Toplam Maliyet | -47.283.333 | -47.722.667 |
| EBİTDA (Faiz, Vergi, Amortisman Öncesi Kar) | 12.856.667 | 16.332.333 |
| Amortisman Giderleri | -1.250.000 | -1.235.000 |
| EBİT (Faiz, Vergi Öncesi Kar) | 11.606.667 | 15.097.333 |
| Özkaynak Yöntemine Göre Değerlenen | | |
| İştirakler Kar Payları | 200.000 | 300.000 |
| Finansal Gelirler | 600.000 | 120.000 |
| Finansal Giderler | -150.000 | -300.000 |
| Vergi Önceki Dönem Kar/Zararı | 12.156.667 | 15.217.333 |
| Vergi Geliri/Gideri | -2.050.000 | -2.035.000 |
| Sürdürülen Faaliyetler Dönem Kar Zararı | 10.206.667 | 13.182.333 |
| Durdurulan Faaliyetler | | |
| Dönemin Kar Zararı | 10.206.667 | 13.182.333 |
| | | |
IV- MADDİ /MADDİ OLMAYAN DURAN VARLIKLARIN YENİDEN DEĞERLEMESİ VE DİĞER KAPSAMLI GELİRLERDE RAPORLANMASI
Bir önceki sayıda “Diğer Kapsamlı Gelir Tablosu”
hakkında özet bilgiler verilmiştir. Şimdi bu tabloda yer alan gider ve
gelir unsurlarının daha detaylı bir incelemesi yapılacaktır. Bu sayıda
sadece maddi (IAS 16) ve maddi olmayan duran varlıklarda (IAS 38) söz
konusu olan yeniden değerleme modeli sonrasında ortaya çıkan yeniden
değerleme farkları ve bunların raporlanması incelenecektir.
www.ozdogrular.com
A- MEVCUT MEVZUATIN UFRS/UMS'LERLE KISACA KARŞILAŞTIRILMASI
2013
yılından itibaren yeni TTK kapsamında uygulamaya girecek olan
Uluslararası Muhasebe Standartları ile halen mevzuatımızda yer alan
hükümler vergi usul yasası ve ticaret yasası kapsamında
karşılaştırıldığında aşağıdaki hususlar dikkati çekmektedir
1- Alış
maliyetinin oluşturulmasında oldukça önemli farklar mevcuttur. Her
şeyden önce VUK'un 270. maddesine göre alımla doğrudan ilgili giderlerin
istenirse dönem giderlerine aktarılması artık ihtiyari olmayacaktır.
Bundan sonra alımla birlikte zorunlu olarak noter, mahkeme, kıymet
takdiri, komisyon, emlak alım ve özel tüketim vergileri ve benzeri
giderler maliyete verilecektir. Yani aktifleştirilecektir.
2- Herhangi
bir duran varlık alımı ile birlikte üstlenilen ve ileride işletmeden
nakit çıkışına neden olacak durumlar söz konusu olursa, bunlar için
karşılık ayrılarak duran varlığın maliyetine ilave edilecektir. Örneğin
bir otel veya herhangi bir HES projesinde olduğu gibi arazi
kamulaştırılarak özel firmaların kullanımına terk ediliyor ise ve
belirli bir süre sonrada bu alan üzerindeki binalar veya tesislere ek
harcamalar yapılarak devlete devredilecek ise, bu devir sırasında
yapılacak harcamalar şimdiden duran varlıkların maliyetine eklenecektir.
Ancak bu ekleme o zamanki toplam beklenen harcamanın net şimdiki değeri
üzerinden karşılık hesabı aracılığı ile eklenecektir([11]).
3- Eğer
farklı amortisman oranlarına tabi varlıklar topluca satın alınıyor ise,
bunların topluca kaydı yerine ayrıştırılarak kaydı gerekmektedir.
Örneğin bir bina arsası, binanın kendisi, içinde cihaz veya demirbaş
niteliğindeki varlıklar ile topluca tek bir fiyattan alınıyor ise,
bunların ekspertizi yaptırılarak her birinin amortismanı ayrı
belirlenecektir. Dolayısıyla arsalar amortismana tabi
tutulamayacaklardır. Daha gerçekçi bir uygulama olacaktır.
4- Duran
varlıkların iktisabı için katlanılan finansman giderlerinin maliyete
verilmesi zorunluluğu kalkmaktadır. Herhangi bir duran varlık için bir
kredi kullanılmış ise bunların faizi ve kur farkları ister satın almadan
önce, ister satın almadan sonra ödenecek olsunlar finansman gideri
olarak değerlendirileceklerdir ve aktifleştirilmeyeceklerdir. Ancak
nitelikli veya özellikli varlık olarak nitelenen ve yapımı bir yıldan
daha uzun süren varlıkların yapımı süresinde bununla ilgili olarak
doğduğu hesaplanabilen finansman giderleri maliyete zorunlu olarak
verileceklerdir. Ancak maliyete verilmeye son verme tarihi aktife
alındığı yılın sonu (31.12.20XX) değil, varlıkların kullanılmaya
başlandığı aydır.
5- Amortisman oranlarını Maliye
değil, bizzat işletme varlığın geri kalan kullanılabilir süresini
tahmin ederek hesaplayacaktır. Eğer yoğun bir kullanım oldu ise daha
fazla, az kullanım oldu ise daha az amortisman ayrılabilecektir. Üretim
esaslı amortismanda ayrılabilecektir. Ayrılan amortismanlar duran
varlığın kullanım şeklini yansıtacaktır. Her yıl maddi, maddi olmayan
duran varlıklar gözden geçirilerek, daha önce seçilen amortisman
oranları hakkında yapılan tahminlerin gerçekliği araştırılacaktır.
Gerekirse amortisman oranları değiştirilecektir.
6- Yine
ülkemize göre bir paradigma değişikliği olarak kabul edilebilecek
şekilde, bu duran varlıklar içinde değer düşüklüğü karşılığı
ayrılacaktır. Bunu düzenleyen IAS 38 Varlıklarda Değer Düşüklüğü
standardına göre, eğer duran varlıklar fazla kullanma ve yıpranmaya
maruz kalmış ise, genel ekonomik durumun veya sektörün geriye gidişi
nedeniyle kullanılan varlıkların değeri düşmüş ise, veya makine veya
cihazlarda olduğu gibi yeni ve daha verimlileri çıktığı için ekonomik
olarak değeri düşmüş ise, maddi, maddi olmayan duran varlıklar ve
şerefiye değer düşüklüğü testine tabi tutulacaktır. Bu test sonrasında
geri kazanılabilir değer ile taşınmış maliyet değerinden (net defter
değeri) hangisi düşük ise bu değerle değerleme yapılabilecektir. Geri
kazanılabilir değer, kullanım değeri ile piyasa fiyatından büyük
olanıdır.
7- Mevcut uygulamalarımızda olduğu gibi
yılın hangi döneminde alınırsa alınsın, sadece yıl sonunda yıllık
amortisman ayrılması uygulaması söz konusu değildir. Varlık ne zaman
kullanılmaya başlanmış ise bu tarihten itibaren amortismana
başlanacaktır. Yani kıst amortisman uygulaması kuraldır.
Diğer bir
farklılaşma maddi veya maddi olmayan duran varlıkların taşınmış maliyet
değeri yerine yeniden değerleme modeli içinde değerlemesi söz
konusudur. Bu aşağıda daha ayrıntılı bir şekilde açıklanmaktadır.
www.ozdogrular.com
B- MADDİ VE MADDİ OLMAYAN DURAN VARLIKLARIN YENİDEN DEĞERLEMESİ
TMS/IAS
16’ya (Maddi Duran Varlıklar Standardı) göre maddi duran varlıkların
aktife alındıktan sonraki dönemlerde ya Maliyet Modeli yada Yeniden
Değerleme Modeli ile değerlemesi olanaklıdır. Keza TMS/IAS 38’e (Maddi
Olmayan Duran Varlıklar Standardı) göre de aynı durum geçerlidir.
Yeniden değerleme modeli, enflasyon muhasebesi uygulamalarında olduğu
gibi maliyet bedelinin genel fiyat düzeyine getirilebilmesi için belirli
bir katsayı uygulaması değil, bundan bağımsız olarak değerlemeye konu
varlığın değerleme günündeki cari değerinin bilanço değeri olarak
kullanılmasıdır. Yeniden Değerleme Modeli seçildiğinde tüm benzer
nitelikteki maddi/maddi olmayan duran varlık gruplarına uygulanması
zorunludur.
Yine her yıl yerine varlığın defter değeri ile cari
piyasa değerlerinin birbirlerinden önemli ölçüde farklılaştığı
durumlarda değer düzeltmeleri yapılır.
Yeniden değerleme, herhangi
bir varlık grubu için bilanço gününde mevcut defter değerlerine göre
amortisman ayrıldıktan sonra yapılır. Ancak izleyen yıllarda amortisman
gideri yeni değeri üzeri üzerinden hesaplanır. Yeniden değerlemenin
yapılması sırasında özellikle arazi ve arsaların piyasa değerlerinin
bulunmasında standart mesleki yeterliliğe sahip değerleme uzmanları
tarafından değerleme yapılmasını öngörmektedir (TMS 16.32). SPK bu
konuda yetki verdiği Gayrimenkul Değerleme Şirketleri’nin hizmetlerinden
yararlanılmasını öngörmektedir([12]). Gayrimenkullerin dışındaki,
makine, tesis, cihazlar gibi varlıkların piyasa değerleri, şirkete özgü
yapısı nedeniyle kolayca elde edilemeyebilir. Böyle durumlarda eğer bu
makine veya tesis yeniden yaptırılmış olsa kaça çıkardı ve eskime oranı
dikkate alındığında defter değeri ne olurdu gibi bir yaklaşımla (itfa
edilmiş yenileme maliyeti) veya işletme için haiz olduğu değer (kullanım
değeri, getiri değeri) bulunmaya çalışılır([13]). Eğer varlık grubunun
gerçeğe uygun değeri bu yöntemlerden herhangi birisi ile ölçülemiyor
ise, yeniden değerleme modeli bu varlık grubunda kullanılamaz (TMS
16.31).
Yeniden değerlenmiş değeri ile defter değeri arasındaki
fark eğer pozitif yani yeni değeri defter değerinden yüksekse fark
varlığın defter değerinde düzeltilirken, pasifte normal gelir olarak
değil, diğer kapsamlı gelirlerin bir parçası olarak muhasebeleştirilir
ve öz kaynaklar arasında raporlanır. Eğer fark negatif ise varlıkta
değer düşüklüğünün varlığı kabul edilir. Bu kez fark öz kaynaklarda
değil, doğrudan zarar olarak kar zarar tablosunda raporlanır. Önce değer
azalması nedeniyle zarar yazıldıktan sonra izleyen yılda değer artışı
olursa, önce yazılan değer azalışı kadar kar zarar tablosuna gidecek
şekilde gelir yazılır. Artan kısmı ise diğer kapsamlı gelirler içine
alınır ve öz kaynaklarda raporlanır. Ancak ilk yeniden değerleme
uygulaması yapıldığında doğan ve öz kaynaklara alınan yeniden değerleme
artışında daha sonraki yıllarda yapılan yeniden değerleme nedeniyle
azalma olursa, bu azalma doğrudan gider yazma yerine bu öz kaynak
kaleminden indirim olarak muhasebeleştirilir. Değer azalmaları nedeniyle
özkaynak grubunda birikmiş değer artışları tamamen kullanılmadıkça
gider yazılması olanaksızdır.
Özkaynaklara alınan yeniden
değerleme artışları duran varlık satılıncaya veya kullanım dışı
tutuluncaya kadar korunur. Eğer varlık aktiften çıkarılıyor ise, bu
farklar kar zarar tablosuna veya diğer kapsamlı gelirler içinde herhangi
bir gelir hesabına alınamaz. Yine öz kaynaklarda Geçmiş Yıllar
Karları’na aktarılabilir. Yani nitelik olarak sermaye yedeği değil, kar
yedeğidirler. Ancak bu değer artışlarının bir kısmı duran varlık
aktiften çıkarılmadan da Geçmiş Yıllar Karları’na aktarılabilirler.
Aktarılabilecek bu tutar eğer duran varlık yeniden değerleme uygulaması
yapılmamış olsa idi, ayrılabilecek amortisman ile yeniden değerleme
yapıldıktan sonra ayrılan amortisman arasındaki fark kadar olabilir.
Bu
yöntemde yeniden değerleme konusu yapılan duran varlıkların satışında
dikkat edilmesi gereken husus duran varlık satış karı veya satış
zararının olmayacağıdır. Yukarıda belirtildiği gibi bu yöntemde
özkaynaklarda biriken tutarlar kar zarara alınmadan geçmiş yıllar
karlarına alınırlar. Eğer son değerlemeden sonra duran varlık elden
çıkarılıyor ise, elden çıkarma aşamasında satış bedeli o duran varlığın
gerçeğe uygun değeri kabul edilir ve önce bu tutara varlığın net değeri
getirilir. Daha sonra satış kaydı yapılır. Dolayısıyla karlı veya
zararlı satış kaydı yapılmaması gerekir. Aksi halde varlık satış değer
artışlarının (karların) son değerleme tarihine kadar olan kısmı geçmiş
yıllar karlarında muhasebeleştirilirken, son dönemlerde (en son
değerlemeden sonra) meydana gelen değer artışları kar zarara gelmiş olur
ki, bu da tutarsızlık yaratır. Değer artışlarının bir kısmı kar zararda
muhasebeleştirilirken, bir kısmı doğrudan özkaynaklarda
muhasebeleştirilmiş olurlar. Buna imkan vermemek için satış bedeli
gerçeğe uygun değeri veya yeniden değerlenmiş değeri kabul edilir ve
değerleme yapılır. Daha sonra varlığın aktiften çıkış kaydı yapılır. Bu
aşağıda özetlenmektedir.
Meydana gelen değer artışının kayda
alınmasında ise iki yöntemden biri tercih edilebilir. Birincisine net
yöntem adı verilmekte olup, öncelikle birikmiş amortismanlar duran
varlık ile karşılıklı olarak kapatılır ve daha sonra varlığın defter
değeri yeni tespit edilmiş değerini yükseltilir. Bu yöntem daha çok
binalarda uygulanır. Diğer yöntem ise brüt yöntem veya endeksleme
yöntemidir. Burada öncelikle duran varlığın net değerinde medyana gelen
artış oranı tespit edilir. Varlığın hem aktif değeri, hem birikmiş
amortismanları aynı oranda artırılır. Böylece varlığın aktif ve pasif
değerleri yeniden tespit edilmiş olur. Ancak artışlar arasında kalan
fark Yeniden Değerleme Artışlarına aktarılacak tutardır.
Yeniden
değerleme işlemi varlığın vergi değeri ile muhasebe değerinin
farklılaşmasına neden olur. Bu fark ileri dönemlerde fazla ayrılan
amortismanlar oranında azalır ve amortisman süresinin sonunda ortadan
kalkar. Dolayısıyla IAS 12 Gelir Vergileri standardı kapsamında geçici
farktır. Bu standarda göre herhangi bir varlığın muhasebe değeri vergi
değerinden yüksek ise ileride vergilendirilebilir geçici fark yaratır ve
ertelenmiş vergi yükümlülüğüne neden olur. Dolayısıyla pasifte bu
farkın vergi oranı ile çarpımı ölçüsünde Ertelenmiş Vergi
Borcunun
kayda alınması gerekir. Ancak geçici farklardan doğan ertelenen vergi
borcu veya vergi alacağı kar zararda değil, diğer kapsamlı gelirlerde
muhasebeleştirilir ve dolayısıyla öz kaynakların bir parçası olurlar.
Her yıl vergi değerine göre ayrılandan daha fazla amortisman ayrılacağı
için bu farklarda vergi borcundan düşülürken, dönem kar zararına alacak
kaydedilirler. Şimdi bu belirtilenler bir örnekle gösterilmeye
çalışılacaktır. www.ozdogrular.com
C- YENİDEN DEĞERLEME UYGULAMASI ÖRNEĞİ
XY
A.Ş.’nin pazarlama faaliyetlerini yürüttüğü binanın 2011 yılı sonunda
aktif değeri 100.000 TL dönemin amortismanı ayrıldıktan sonraki birikmiş
amortismanları ise 10.000 TL’dir. Gayrimenkulün normal amortisman oranı
% 2’dir. 2011 yılı sonunda yaptırılan gayrimenkul değerlemesi sonucunda
piyasa değerinin 120.000 TL ye çıktığı, 2012 yılı sonunda ise 100.000
TL ye indiği tespit edilsin.. Şirket bu gayrimenkulünü 1.7.2013
tarihinde 90.000 TL ‘sına satmıştır. Hemen belirtelim ki, yeniden
değerlemenin bu denli sık yapılması gerekmez. Örneğin kolay takibi
amacıyla böyle bir varsayım yapılmıştır. Ayrıca düzeltmelerde bilinçli
bir şekilde brüt yöntem tercih edilmiştir. Daha zor ve anlaşılması kolay
olmayan bir yaklaşım şeklinin örneklenmesi amaç edinilmiştir.
-----------------------31.12.2011 ----------------([14])
252 BİNALAR 33.333,33
550 MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞI 30.000
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 3.333,33
Yıl sonunda yeniden değerleme uygulaması ile
aktif değerinin cari değere yükseltilmesi
--------------------31.12.2011 -------------------
559 ÖZKAYNAKLARDA MUH. GELİR VE
GİDERLERİN VERGİ ETKİSİ 6.000
489 ERTELENEN VERGİ BORCU 6.000
Yeniden değerleme artışının ertelenen vergi etkisinin
muhasebeleştirilmesi (TMS 12.62) (30000x0,20)
-------------------- 31.12.2012 -------------------
760 PAZARLAMA SATIŞ DAĞITIM GİDERLER 2.666,66
Amortisman Giderleri
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 2.666,66
Dönem sonu amortisman ayrılması
120.000 / 45 yıl = 2.666,66
133.333 x 0,02 = 2.666,66
-----------------------31.12.2012 -------------------
489 ERTELENEN VERGİ BORCU 133,33
693 SÜRDÜRÜLEN FAALİYETLER
ERTELENMİŞ VERGİ GELİR ETKİSİ 133,33
Amortisman nedeniyle doğan farkın vergi etkisi
Yasal (vergisel) amortisman 2.000
Muhasebe değeri üzerinden amortisman 2.666,66
Vergilendirilebilir farkta azalma 666,66
% 20 Vergi etkisinde azalma 133,33
------------------ 31.12.2012 ----------------
550 MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞI 17.333,33
489 ERTELENMİŞ VERGİ BORCU 3.466,67
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 2.363,64
252 BİNALAR HESABI 19.696,97
559 ÖZKAYNAKLARDA MUH. GELİR VE
GİDERLERİN VERGİ ETKİSİ 3.466,67
Binanın değerinin net 100.000 TL'ye düşmüş olması nedeniyle
10.000+3.333,33+2.666,66= 16.000 Birikmiş Amortisman
133.333,33 – 16.000 = 117.333,33 Net defter değeri
117.333,33 – 100.000,00 = 17.333,33 Değer azalması
((100 * 100.000) / (117.333,33))-100 = % 14,77 Değer Azalma Oranı
133.333,33 x 0,8523 = 113.636,36 Binanın yeni aktif değeri
16.000,00 x 0,8523 = 13.636,36 Binanın birikmiş amortismanının yeni değeri
100.000,00 Binanın net yeni değeri
133.333,33 – 113.636,36 = 19.696,97 Binanın aktif değerinde düşüklük
16.000 – 13.636,36 = 2.363,64 Bir Amortismanda düşüklük
17.333,33 x 0,20 = 3.466,67 Ertelenen Vergi Etkisi
--------------------1.7.2013 --------------------------
760 PAZARLAMA, SATIŞ DAĞITIM GİDERLERİ 1.136,36
Amortisman Giderleri
489 ERTELENMİŞ VERGİ BORCU 227,27
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 1.136,36
693 SÜRDÜRÜLEN FAALİYETLER
ERTELENMİŞ VERGİ GELİR ETKİSİ 227,27
Satışa kadar kullanım nedeniyle ayrılan amortisman
gideri ve bunun vergi yasalarına göre ayrılması
mümkün olmadığı için matraha eklenecek kısmın
vergi etkisi
100.000 x (1/44) x (1/2) = 1.136,36
1.136,36 x 0,20 = 227,27
--------------------1.7.2013---------------------------
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 1.324,45
550 MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞI 8.863,58
489 ERTELENMİŞ VERGİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ 2.037,60
252 BİNALAR 10.188,03
559 ÖZKAYNAKLARDA MUH. GELİR VE
GİDERLERİN VERGİ ETKİSİ 2.037,60
Binanın satıştan önce gerçeğe uygun değere getirilmesi
Değer azalma oranı = % 8,9655
(90.000*100) / 98.863,64= 91,03 (100 – 91,03= 8,9655)
113.636,36 * 0,089655 = 10.188,09
14.772,72 * 0,089655 = (1.324,45)
Net değer düşüklüğü = 8.863,63
-------------------- 1.7.2013--------------------------
VARLIK HESAPLARI 90.000,00
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 13.448,27
252 BİNALAR 103.448,27
Binanın satış kaydı
---------------------- 1.7.2013 ----------------------
550 MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞLARI 3.803,04
559 ÖZKAYNAKLARDA MUH. GELİR VE
GİDERLERİN VERGİ ETKİSİ 760,60
572 YENİDEN DEĞERLEME,
SINIFLAMA DÜZELTME KARLARI 3.042,44
Biriken değerleme farklarının birikmiş karlara devri
----------------------- / -----------------------------
489 ERTELENMİŞ VERGİ BORCU 400
693 SÜRDÜRÜLEN FAALİYETLER
ERTELENMİŞ VERGİ GELİR ETKİSİ 400
Duran Varlıkların elden çıkarılması nedeniyle
doğan 2000 TL karın (vergi matrahının) doğurduğu
vergi etkisinin kayda alınması
----------------------- / -----------------------------
Bu
kayıtlar dikkate alınarak düzenlenen Diğer Kapsamlı Gelirler kablosunun
görünümü üç yıl boyunca (bunların dışında dönem karının her yıl 50.000
TL olduğu varsayımı ile) aşağıdaki gibi olacaktır. www.ozdogrular.com
| | 2011 | 2012 | 2013 |
| Dönem Net Karı | 50.000,00 | 50.000,00 | 50.000.00 |
| MDV Yeniden Değerleme Artışı | 30.000 | (17.333,33) | (3.803,04) |
| Ertelenmiş Vergi Gelir/Gider Etkisi | (6.000 ) | 3.466,67 | 760,60 |
| Toplam Diğer Kapsamlı Gelirler | 24.000 | (13.866,66) | (3.042,44) |
| Toplam Kapsamlı Kar/Zarar | 74.000 | 36.133,34 | 46.957,56 |
Bilançoda ise aşağıdaki gibi bir görünüm yer alacaktır.
| AKTİF | 2011 | 2012 | 2013 |
| Maddi Duran Varlıklar (Net)Kayıtlı DeğerBirikmiş Amortisman | 120.000,00133.333,33(13.333,33) | 100.000,00113.636,36(13.636,36) | |
| PASİF | | | |
| MDV Yeniden Değerleme ArtışıErtelenmiş Vergi EtkisiGeçmiş Yıllar Kar Zararı | 30.000,00(6.000,00) | 12.666,66(2.533,33) | 3.042,44 |
| Dönem Kar/Zarar(Amortisman Giderleri-Vergi Geliri) | (2.000,00) | (2.533,33) | (509,09) |
| Özkaynak Toplamı | 22.000,00 | 7.600,00 | 2.533,35 |
V- SONUÇ
Maddi
ve maddi olmayan duran varlıkların yeniden değerleme modeline uygun
şekilde değerlemesi oldukça farklı ve alışık olmadığımız bir uygulama
şekli idi. Ayrıca Diğer Kapsamlı Gelirler şeklinde bir tabloda henüz
alışamadığımız bir tablodur. Borsa şirketlerimiz vesilesi ile 2007
yılından beri artık alıştığımız uygulamalar olarak karşımıza
çıkmaktadır. Özellikle; MDV yeniden değerleme artışlarının halka açılmak
isteyen şirketlerimizin düşük görülen öz kaynak tutarlarının daha
gerçekçi bir hale getirilmesinde bir araç olarak kullanıldığı özellikle
yeni halka arz işlemlerinde dikkati çekmektedir. Bu şüphesiz ki,
UFRS/UMS'lere uygun mali tablo düzenlemeye geçmemizin olumlu hanesine
yazılacak bir husustur. Ancak burada adını veremeyeceğimiz bazı halka
açık şirketlerde daha varlık elden çıkarılmadan yeniden değerleme
artışının sermayeye eklenmesi gibi yanlış yöntemlere başvurulduğu da
görülmektedir. Bu açıdan uygulamanın çok dikkatli bir şekilde izlenmesi
de zorunlu olarak ortaya çıkmaktadır. Hatta yeniden değerlemede
kullanılacak değerlerin SPK'dan yetki almış olsa dahi ciddi olmayan
Gayrimenkul Değerleme Şirketleri aracılığıyla abartıldığı şeklinde
duyumlar bu konuda şüpheleri artırmaktadır. Bu nedenle bağımsız denetim
şirketlerine oldukça önemli bir görev düşmekte, uygulamanın standartlara
uygunluğu ve kullanılan değerlerin gerçekçiliğini test etmeleri
gerekmektedir. Yukarıdaki örnek umarız bu yönteme göre kayıt ve
değerleme yapan şirketlerimize yararlı olacaktır. www.ozdogrular.com
Hasan KAVAL*
E-Yaklaşım
(*) Prof. Dr.
([1])
16 Haziran 2011 de IAS 1’de yapılan değişiklikle bu tablonun adı Kar
Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu olarak belirlendiği için
çalışma kapsamında Gelir Tablosu yerine Kar Zarar Tablosu tamlaması
kullanılacaktır.
([2]) Almanca literatürde bu tablo çoğu kez "Erfolgrechnung" (Başarı hesabı) anılmaktadır. Makedon dilinde de aynı anlama gelen sözcükler kullanılmaktadır.
([3])
Hemen belirtelim ki, bu sadece fonksiyon esasına göre düzenlenen gelir
tabloları için bir eleştiri konusu değildir. Aynı durum Toplam Maliyet
Esasına göre düzenlenen gelir tablolarında da söz konusudur. Ancak ne
var ki, özellikle hizmet sektöründe, gerçeğe uygun değerle dönem sonu
stok değerlemesi yapan işletmelerde (tarım, hayvancılık) veya alım-satım
faaliyetiyle uğraştığı için dönem sonlarında üretim maliyeti ve stok
değerleme problemi olmayan işletmeler için giderlerin fonksiyonlara
dağıtımı gibi bir durum doğmayacağı için Toplam Maliyet Esasına göre kar
zarar hesabı daha kolay ve dağıtımlar yapmadan düzenlenebilecektir.
([4]) Karlheinz Küting, Michael Ruter Christian Zwirner., Die Erfolgrechnung nach dem Umsatzkostenverfahren (Teil B),
([5])
Michael Reuter, Christian Zwirner., “Erfolgrechnung nach dem
Umsatzkostenverfahren- Konzeption und Praxis., Betrieb und Wirtschaft,
15/2003, s.618
([6]) Bernhard Pellens, Rolf Uwe Fülbier, Joachim
Gassen, Internationale Rechnungslegung, 5. Auflage, Schaeffer/Poeschel
Verlag, s. 183
([7]) Bernhard Pellens, Rolf Uwe Fülbier, Joachim Gassen, Internationale Rechnunslegung, a.g.e. s.185
([8]) Barbara E. Weisenberger, IFRS für Controller, Rudolf Haufe Verlag, 2007, s.104
([9]) 2015 yılından sonra zorunlu olarak uygulanmak üzere
([10]) Bendik Höhn., “Die Ökonomische Relevanz des Other Comprehensive Income”, Der schweizer Treuhaender.,Sayı : 9/2011, s.677
([11]) Bu konunun örnekleri için bkz., Hasan Kaval, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (IFRS/IAS) Uygulama Örnekleri ile Muhasebe Denetimi, 3. Baskı, Gazi Kitapevi, s.327
([12]) SPK’nın 28.11.2008 tarih ve 31/1241 sayılı kararı olup, 2008/48 sayılı haftalık bülteninde yayınlanmıştır.
([13])
Böyle bir değerleme yine SPK’nın 17.07.2003 tarihli kararında
belirtilen nitelikleri taşıyan değerleme yapmaya yetkili kuruluşlar
tarafından yapılabilecektir.
([14]) Eğer net yöntem tercih edilmiş olsa idi aynı madde aşağıdaki gibi kaydedilebilirdi.
----------------------- / -------------------------------
BİNALAR 30.000
MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞI 30.000
------------------------- / -----------------------------
KAYNAK: http://www.akademikdenetim.com.tr/dosya/13234206442e2d-Kar_Zarar_Tablosu_ve_Diger_Kapsamli_Gelirler__Yaklasim_1.pdf |