FACEBOOK TAKİP ETMEK İÇİN BEĞEN

MUHASEBE kayıtları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MUHASEBE kayıtları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2011 Perşembe

İŞÇİNİN BİRDEN FAZLA RAPOR ALMASI VE HER RAPOR ARALIĞINDA ÇALIŞMASIDURUMUNDA İHBAR ÖNELLERİ + 6 HAFTANIN HESAPLANMASI


İŞÇİNİN BİRDEN FAZLA RAPOR ALMASI VE HER RAPOR ARALIĞINDA ÇALIŞMASI DURUMUNDA İHBAR ÖNELLERİ + 6 HAFTANIN HESAPLANMASI



I- GİRİŞ



4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin I-b fıkrasında (a) alt bentde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkının, belir-tilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17’nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğacağı belirtilmektedir. Ancak, işçinin birden fazla istirahat raporu alması ve her rapor aralığında kısa sürelide olsa çalıştıktan sonra tekrar rapor alması halinde söz konusu işlemin nasıl yapılacağı hususunda tereddüt hasıl olduğu görülmektedir. Bu nedenle durumun değerlendirilmesi yerinde olacaktır.



II- İŞÇİNİN BİRDEN FAZLA RAPOR ALMASI VE HER RA-POR ARALIĞINDA ÇALIŞMASI DURUMUNDA İHBAR ÖNEL-LERİ + 6 HAFTANIN HESAPLANMASI



A- Yasal Durum



1- İşverenin Haklı Nedenle Derhal Fesih Hakkı

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinde işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı düzenlenmiştir. Söz konusu maddede; “ Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir.



I- Sağlık Sebepleri

a) İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından ya

hut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi.

b) İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptan-ması durumunda.

(a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci mad-dedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik gibi hallerde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez.

…” hususu öngörülmektedir. ( T.C. Yasalar, 10.06.2003 )



2- Özetle İş Güvencesi Hükümleri



4857 sayılı İş Kanunu’nun 18, 19, 20 ve 21’inci maddeleri iş güvence-sinin amir hükümleridir. İş güvencesi olarak anılan hükümlerden yararlan-ma hakkı olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, ancak kanunen geçerli sayılan bir neden mevcut ise ihbar ve koşulları varsa kıdem tazminatları ödenmek suretiyle feshedilebilecektir. Ancak, fesih nedeninin geçerli ol-madığı mahkeme ya da özel hakem kararı sonucunda tespit edilecek olursa fesih geçersiz sayılmakta ve böylece işçi tekrar çalışma hakkını elde et-mektedir. İşveren, yargı ya da özel hakem kararına rağmen, işçiye iş ver-mek istemiyorsa yargılama sırasında çalışmadan geçen süre için en çok dört aya kadar ücret ve diğer hakları ile yargı veya özel hakem kararıyla belirlenen miktarda tazminatı işçisine ödemek zorunda kalacaktır.



4857 sayılı İş Kanunu’nun 18’inci maddesine göre otuz ve daha faz-la işçi çalıştırılan işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren geçerli bir nedene dayanmak du-rumundadır. Aynı Kanunun 19’uncu maddesinin 2’nci fıkrasında işçinin verimi ve davranışı nedeniyle yapılan fesihte işçinin savunmasının alınma-sının zorunlu olduğu, 19’uncu maddenin 1’inci fıkrasında işverenin fesih bildirimini yazılı olarak yapmasının ve fesih sebebini açık ve kesin birşekilde belirtmesinin zorunlu olduğu, 20’nci maddenin 1’nci fıkrasında, işçinin fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabileceği, tarafların anlaş-ması halinde uyuşmazlığın aynı sürede özel hakeme götürüleceği, feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğünün işverene ait olduğu, işçinin feshin başka sebebe dayandığını iddia etmesi halinde bu iddiasını ispatla yükümlü olduğu, davanın seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılacağı ve mahkeme tarafından verilen kararın temyizi halinde Yargıtay’ın bir ay içinde kesin olarak karar vereceği ve 21’inci maddesinde, mahkeme ya da özel hakem tarafından feshin geçersizliğine karar verilmesi halinde, işverenin işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorun-da olduğu, işçinin başvurusuna rağmen, bir ay içinde işe başlatılmaması halinde işçiye en az dört aylık en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminatı ödemekle yükümlü olduğu, kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadı-ğı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarının ödenmesi gerektiği, işçinin işe başlatılması halinde peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret ile kıdem tazminatının yukarıdaki fıkra hükümlerine göre yapılacak ödemeden mahsup edileceği, işe başlatılma-yan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse bu sürelere ait ücret tutarının ayrıca ödeneceği, işçinin işe iadesine ilişkin kararın tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorunda olduğu, bu süre içinde başvu-ruda bulunmazsa işverence yapılmış olan feshin geçerli bir fesih sayılacağı ve işverenin sadece bunun hukuki sonuçları ile bağlı olacağı hükümleri özetle emredilmiştir. ( T.C. Yasalar, 10.06.2003 )



B- Değerlendirme:



Konu ile ilgili olarak;



1- YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ



“ …4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde, iş sözleşmesinin iş-veren tarafından işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynakla-nan geçerli bir sebebe dayanılarak feshedilebileceği düzenlenmiştir. Söz

konusu geçerli sebepler, İş Kanunu’nun 25. maddesinde belirtilen derhal fesih için öngörülen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işin ve işyerinin normal yürüyüşünü olumsuz etkileyen hallerdir. İşçinin ye-terliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebepler, ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde fesih için geçerli sebep olabilirler. İş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli sebeplere dayandı-ğı kabul edilmelidir. Kanunun gerekçesinde sık sık rapor alınması, bu nedenler arasında yer almıştır. Aynı Kanunun 25/I-b maddesinde işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesi-nin bildirimsiz fesih hakkı, belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17. maddedeki bildirim sürelerini 6 hafta aşmasından sonra doğacağı belirtilmiştir. 18. maddenin 3. fıkrasının f bendinde, hastalık ve kaza halinde bu bekleme süresi içinde geçici devamsızlık nedeni ile feshe-dilemeyeceği belirtilmiştir.

Dosya içeriğine göre, davalı işyerinde röntgen teknisyeni olarak ça-lışan davacının, bel fıtığı rahatsızlığı nedeni ile Ocak 2006 tarihinde ameliyat olduğu, 3 ay rapor aldığı, rapor bitimine rağmen rahatsızlığı-nın devam ettiği ve bir kez daha operasyon geçirmek zorunda olduğu ve istirahat halinin devam ettiği, davalı işverenin davacının bu konuda 20.06.2006 tarihinde savunmasını aldığı ve davacının savunmasında bu durumu kabul ettiği, ancak dosya içerisinde davacının rahatsızlığı ile ilgili raporların bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının rahatsızlığı ile ilgili istirahat raporları getirtilmeli, yukarıda belirtilen ihbar öneline ilaveten 6 haftalık bekleme süresinin dolup dolmadığı anılan mad-deler kapsamında araştırılmalı, aralıksız istirahat süresi, belirtilen bekleme süresi kadar devam ediyor ise, iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/I.b maddesi kapsamında feshedildiği kabul edilmeli, aksi halde ise sık sık aralıklı rapor alıp almadığı üzerinde durularak iş sözleşmesinin geçerli nedene dayanıp dayanmadığı araştırılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile karar verilmesi ha-talıdır.” ( Yargıtay 9. HD., 05.03.2007 )



2- YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ



“ … Davacı işçinin, rahatsızlığı sebebiyle birbiri ardına bir yıldan fazla süreyle rapor aldığı dosya içeriği ile sabit olmuştur. Davacı, rapor bitiminde işverence haksız olarak iş sözleşmesinin feshedildiğini ileri sürmüş, ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinde bulunmuştur. Davalı işveren ise, davacının işyerine gelmediğini ve devamsızlık nedeniyle haklı olarak sözleşmesinin feshedildiğini savunmuştur. Mahkemece, davalı işverence istirahat raporu bitiminde işe alınmamak suretiyle iş sözleşmesinin sona erdirildiği gerek-çesiyle anılan isteklerin kabulüne karar verilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin I. bendinin (b) alt bendinde, “(a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17. maddede-ki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar” şeklinde kurala yer verilmiştir. Buna göre, davacı işçinin iş sözleşmesinin, ihbar öneli ve altı haftayı aşan istirahat raporu sebebiyle işverence anılan hüküm doğ-rultusunda feshedildiği sonucuna varılmalıdır. Kıdem tazminatı isteğinin kabulü yerinde olmakla birlikte, fesih nedenine göre ihbar tazminatına hak kazanılmasına olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, ihbar tazminatı iste-ğinin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.



3- Davacı işçinin rahatsızlığı sebebiyle 07.04.2003 tarihinden itiba-ren birbiri ardına birer aylık istirahat raporları aldığı ve 24.05.2004 tarihine kadar bu şekilde çalışmadığı dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Kıdem tazminatı hesabında, çalışılmayan bu sürenin tama-mı dikkate alınmıştır. Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulamasına göre, uzun süre istirahat raporu alınarak çalışılmayan sürelerin ihbar

önelini altı hafta aşan kısmının, kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması doğru değildir. Gerekirse bilirkişiden ek hesap raporu alınarak, anılan isteğin kabulüne karar verilmelidir. 4- 4857 sayılı İş Kanunu’nun

55. maddesinde yıllık izin hakkının hesabında çalışılmış gibi sayılabi-lecek süreler sayılmış ve (a) bendinde, işçinin uğradığı kaza veya tu-tulduğu hastalıktan ötürü işine gidemediği günlerin aynı Yasa’nın 25. maddesinin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen süreden fazlasının, yıllık izne hak kazanma bakımından dikkate alınamayaca

ğı açıklanmıştır. Buna göre, işçinin tutulduğu hastalık sebebiyle işe de-vam edemediği günlerin ihbar önelini altı hafta aşan kısmı, yıllık izin hesabında çalışılmış gibi değerlendirilemez. Anılan kurala aykırı şekilde iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar geçen süre yönünden izin ücreti hesabı doğru değildir.” ( Yargıtay 9. HD., 27.03.2007 )



Yukarıda belirtilen yasal hükümler ve yargı kararları dikkate alındı-ğında;



  • Hastalık nedeniyle rapor alan işçinin iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin I-b alt bendi uyarınca haklı nedenle der-hal feshedilmesi için işçinin raporlu süresinin hizmet süresine göre ihbar önelleri + 6 hafta süreyi aşması,



  • İhbar önelleri + 6 haftalık sürenin kıdem tazminatına esas sürede dikkate alınması, bu süreden fazlasının dikkate alınmaması,



  • İhbar önelleri + 6 haftalık sürenin yıllık izin hesabında dikkate alınması, bu süreden fazlanın dikkate alınmaması,



  • İşçinin hastalık nedeniyle raporlu süresinin hesabında süreklilik aranması,



  • İşçinin hastalık nedeniyle raporlu olmasında süreklilik olmamasına rağ-men, sık sık rapor alınması söz konusuysa iş ilişkisinin sürdürülmesinin önemli ve makul ölçülerde mümkün olmaması gerekçesiyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18’inci maddesi uyarınca geçerli nedenle fesih yoluna gi-derek işçinin yasal haklarını işverenin ödeyebileceği, ancak işçinin aynı kanunun 18, 19, 20 ve 21’inci maddeleri uyarınca yasal şartlara da haizse işe iade davası açabileceği,



hususları özetle belirtilebilir.

Örnek 1: İşyerinde 01.01.2003 tarihinde işe başlayan ve belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçi 01.03.2011 tarihinden itibaren sürekli olarak raporlu olmaktadır. A işverenliğinin işçinin uzun süreli raporlu olmasın-dan dolayı iş sözleşmesini 01.08.2011 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin I-b alt bendi uyarınca tek taraflı olarak feshettiğini ve işçiye kıdem tazminatını hesaplayarak ödediğini varsayalım.

Burada işçinin işyerinde 01.03.2011 - 01.01.2003= 8 yıl 2 aydan beri sürekli çalışması nedeniyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17’nci maddesi uyarınca 8 haftalık ihbar önellerine 6 hafta eklendiğinde toplam 14 haftalık süre kıdem süresine eklendiğinde ( 01.03.2011 + 14 hafta = 07.06.2011 )

işveren 07.06.2011 ve devam eden günlerde işçinin iş sözleşmesini feshe-debilecektir. İşçinin işyerindeki toplam hizmeti 07.06.2011 - 01.01.2003 = 8 yıl 5 ay 6 gün hizmeti üzerinden kıdem tazminatını hesaplayarak ödeye-cek, ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53 ve devam eden maddeleri uyarın-ca bu hizmet süresi üzerinden hak kazanılmasına rağmen kullandırılmayan yıllık ücretli iznini hesaplayarak buna tekebül eden ücreti iş sözleşmesi sona erdiğinden işçiye ödeyecektir.

Örnek 2: İşyerinde 01.01.2003 tarihinde işe başlayan ve belirsiz süre-li iş sözleşmesi ile çalışan işçinin 01.03.2011 tarihinden itibaren 20 gün raporlu olduğu, 21.03.2011 tarihinde işe başladığı, tekrar 01.04.2011 ta-rihinden itibaren 28 gün rapor aldığı, 29.04.2011 tarihinde işe başladığı, tekrar 01.05.2011 tarihinden itibaren 28 gün rapor aldığı, 29.05.2011 günü işe başladığı, tekrar 01.06.2011 tarihinden itibaren 25 gün rapor aldığı, 26.06.2011 tarihinde işe başladığı, 01.09.2011 tarihinden itibaren tekrar rapor aldığı, rapor bitiminin 10.10.2011 olduğu, ancak işverenliğin işçinin iş sözleşmesini 01.10.2011 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin I-b alt bendi uyarınca feshettiğini varsayalım.

Burada işçinin sürekli olarak raporlu olduğu dönem 01.09.2011 ila 10.10.2011 tarihleri arasını kapsamaktadır. Önceki raporlarından sonra işe başlaması nedeniyle bu rapor süreleri 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin I-b alt bendindeki hastalık nedeniyle devamsızlığın hesaplan-dığı ihbar önelleri + 6 haftalık sürede dikkate alınmayacağından işçinin sürekli devamsızlığı 10.10.2011 - 01.09.2011 = 1 ay 9 gün olduğu görül-mektedir. İşçinin işyerindeki kıdeminin 01.09.2010 - 01.01.2003 = 8 yıl 8 ay olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17’nci maddesi uyarınca 8 haf-talık ihbar önellerine 6 hafta eklendiğinde toplam 14 haftalık süre kıdem süresine eklendiğinde ( 01.09.2011 + 14 hafta = 08.12.2011 ) işverenin 08.12.2011 tarihinden itibaren işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshedebileceği, iş sözleşmesinin 01.10.2011 tarihinde feshedilmesinin ise haklı nedenle fesih olmayacağı, bu fesih nedeniyle işçinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18, 19, 20 ve 21’inci maddeleri uyarınca yasal şartlara da ha-izse fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren 1 ay içerisinde 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10’uncu maddesi uyarınca işe iade davası açabileceği hususlarını belirtelim.




III- SONUÇ

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin I-b fıkrasında (a) alt bentde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkının, belir-tilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17’nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğacağı belirtilmektedir. İşçinin birden fazla istirahat raporu alması ve her rapor aralığında kısa sü-relide olsa çalıştıktan sonra tekrar rapor alması halinde söz konusu işlemin nasıl yapılacağı hususunda tereddüt söz konusu olmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinde işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı düzenlenmiştir. Söz konusu maddede; işçinin kendi kas-tından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğün-den doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeple do-ğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde (doğum ve gebelik gibi hallerde 74’üncü maddedeki sürenin bitiminden itibaren) işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17’nci maddedeki bildi-rim sürelerini altı hafta aşmasından sonra süresi belirli olsun veya olmasın işverenin iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebileceği öngörülmektedir.

Dolayısıyla, işçinin istirahatlı olması ve istirahat süresinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17’nci maddesindeki hizmet süresine göre belirlenmiş olan 2, 4, 6 ve 8 haftalık ihbar önelleri + 6 haftalık süreyi aşacak şekilde sürek-lilik arzetmesi halinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin I-b alt bendi uyarınca fesih yoluna gidebileceği, işçinin istirahatlı sürelerinin her biri söz konusu ihbar önelleri + 6 haftalık süreyi aşmadan her istira-hat süresinden sonra en az 1 gün dahi çalışması halinde toplamda rapor süresi ihbar önel süreleri + 6 haftalık süreyi aşsa dahi süreklilik arzetme-mesi nedeniyle 4857 sayılı iş Kanunu’nun 25’inci maddesinin I-b alt ben-di uyarınca fesih yoluna işverenliğin gidemeyeceği, ancak işçinin birden fazla istirahatlı olmasının işçinin verimliliğini azaltması ve kendisinden beklenen yararın yeterince elde edilememesi gerekçeleriyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18’inci maddesine göre iş sözleşmesini geçerli nedenle fes-hedebileceği, bu feshe karşı işçinin otuz ve daha fazla işçi çalıştırılan işyerlerinde en az altı aylık kıdemi varsa fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren 1 ay içerisinde 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10’uncu maddesi uyarınca işe iade davası açabileceği hususlarını özetle belirtelim.




KAYNAKÇA

T.C. Yasalar ( 10.06.2003 ). 4857 sayılı İş Kanunu. Ankara: Resmi Gazete ( 25134 sayılı )

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ( 05.03.2007 ). T.E.2006/34941 ve

K.2007/5748

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ( 27.03.2007 ). T.E.2007/512 ve K.2007/8589

Selahattin BAYRAM*

KAYNAK : http://archive.ismmmo.org.tr/docs/malicozum/107malicozum/16%20cumhur%20sinan%20ozdemir.pdf

GSS ESAS ALINAN GELİR TESPİTİ TESCİLİ İZLEMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK YÜRÜRLÜĞE GİRDİ

GSS ESAS ALINAN GELİR TESPİTİ TESCİLİ İZLEMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK YÜRÜRLÜĞE GİRDİ

Resmi gazetenin 28.12.2011 tarihli 28156 sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yönetmeliğin amacı;

5510 sayılı Kanunun 60'ıncı Maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi ile (g) bendi kapsamındaki GSS yükümlülerinin Gelir Tespitini Yaparak,GSS uygulamasınca kapsama alınıp alınmamalarını sağlamaktır.

60'ıncı Maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi;

Harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak, Kurumca belirlenecek test yöntemleri ve veriler kullanılarak tespit edilecek aile içindeki geliri kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte birinden az olan vatandaşlar

genel sağlık sigortalısı sayılır.

(g) bendi;

Başka bir ülkede sağlık sigortasından yararlanma hakkı bulunmayan vatandaşlar,genel sağlık sigortalısı sayılır.

SGK Re’sen Tescil Yapma Yetkisi:

Genel sağlık sigortalısı ya da genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde olmayanlar ile genel sağlık sigortalılığı ya da genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsü sona eren kişiler, SGK tarafından re’sen tescil edilir.

Prim Miktarı SPEK Taban Tutar Dikkate Alınır:

Bu kişiler için, gelir testleri sonuçlandırılıncaya kadar 5510 sayılı Kanunun 82 nci maddesine göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz günlük tutarı prime esas asgarî kazanç tutarı olarak esas alınarak primleri tahakkuk ettirilir.

Bir Ay Süre Verilir:

Ayrıca, gelir tespitini yaptırmak üzere Bir ay içinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarını başvurması gerektiği SGK tarafından re’sen tescil edilen kişilere bildirilir.

Gelir Tespiti Başvurusu:

a.) Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına Müracaat:

Re’sen genel sağlık sigortası tescili yapılan kişilerin gelir testi işlemleri, SGK veya ilgili Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından ailenin yazılı muvafakati alınarak Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından sonuçlandırılır.

b)Müracaat Etmeyen Asgarî Ücretin İki katı Kabul Eder:

Kendisine gelir testi yapılmasını istemeyenler ile genel sağlık sigortası tescilinin yapıldığına dair tebligatın yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde gelir testi yapılması yönünde muvafakat vermeyenlerin gelirleri asgarî ücretin iki katı olarak kabul edilir.

c)Yazılı Başvuru Esastır:

Gelir testine tâbi tutulacak kişinin gelir testini yaptırmak üzere bizzat Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına yazılı başvurusu esastır. Ancak, kişiye kanunî temsilci atanması durumunda, bu kişi adına başvuru işlemi kanunî temsilcisi, özürlülük ve yaşlılık gibi nedenlerle bizzat başvuruda bulunamayacak olanların ise vekili tarafından yapılır.

ç)Birden Fazla Başvuru Tek Form İle Yapılır:

Aynı aileden birden fazla kişinin gelir testine tâbi tutulacak kişi olması hâlinde aynı form ile başvuru yapılır.

d)Başvuru Formunda Hane Yaşayanların Bilgileri Yer Alacak:

Aynı aile üyelerinden biri veya birkaçı başvuruda bulunsa bile başvuru formunda hanede yaşayan tüm fertlere ait bilgiler yer alır.

e)Asgari Ücretin İki Katı Gelir Beyanı Tescil İşlemini Kolaylaştırır:

Gelir testine tâbi tutulacak kişilerden, aile içinde kişi başına düşen gelirinin asgarî ücretin iki katından fazla olduğunu beyan edenler için gelir testi yapılmaksızın, beyan edilen gelir esas alınarak genel sağlık sigortası tescili yapılır.


Başvuru Formu:

Gelir tespiti yapılması için başvuracak kişiler, gelir tespitine esas teşkil edecek göstergeleri içeren başvuru formu ile müracaat eder.

Başvuru işleminin kanunî temsilciler tarafından yapılması hâlinde mahkemeden alınmış karar örneği, vekil tarafından başvuru yapılması hâlinde vekâletname örneği başvuru formuna eklenir.

Nereye Başvurulacak:

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminde kayıtlı ikametgâhının bulunduğu il veya ilçe idarî sınırları içindeki Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına yapılır.

Önce Ön Değerlendirme:

Gelir tespitinde aynı hane içinde yaşayan eş, evli olmayan çocuk, büyük ana ve büyük babadan oluşan aileye ilişkin ön inceleme Bütünleşik Sosyal Yardım Hizmetleri Projesi (BSYHP) üzerinden yapılır.

Ön inceleme sonrasında ;

a)5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi b)(g) bendi kapsamı dışında genel sağlık sigortalısı yada bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde olduğu tespit edilenler değerlendirmeye alınmaz.

Ön değerlendirme sonucunda haklarında gelir tespiti yapılamayacağı kararı verilen bu kişilere, karar gerekçesi ile birlikte başvuru esnasında yazılı olarak bildirilir.

Ev Ev Ziyaret Edilecek Yerinde İnceleme Yapılacaktır:

Başvuru formunda beyan edilen bilgiler doğrultusunda yapılan gelir testi sonucunu doğrulamak amacıyla Bakanlıkça belirlenen esaslar çerçevesinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları personeli tarafından tanıtıcı kimlik belgesi gösterilmek suretiyle hane ziyareti bilgi formu kullanılarak, başvuruda bulunanların ikametgâhlarına gidilerek hane ziyaretleri gerçekleştirilecektir.

Gelir Tespitinde Dikkate Alınacak Aile Bireyleri:

A)Gelir tespitinde, aynı hane içinde yaşayan;

1.)Eş,

2.)Evli olmayan çocuk,

3.)Büyük ana ve büyük babadan oluşan aile esas alınır.

B)Yukarıda sayılan aile bireylerinden birinin veya birkaçının genel sağlık sigortalısı ya da bakmakla yükümlü olunan kişi olması, diğer aile bireylerinin genel sağlık sigortalılığı için yapılacak gelir tespitinde esas alınmalarına engel teşkil etmez.

C)Yaşları ne olursa olsun aynı hanede yaşayan evli olmayan çocuklar gelir tespitinde aile içinde değerlendirilir.

D)Öğrenim nedeniyle geçici olarak aynı hanede yaşamayan yirmibeş yaşını doldurmamış evli olmayan çocuklar, öğrenimleri süresince aile içinde değerlendirilir.

E)Aynı hanede birden fazla aile yaşaması durumunda her bir aile için ayrı gelir tespiti yapılır.

F)Gelir testine tâbi tutulacak kişi ile aynı hanede yaşamayan ana ve baba için bakmakla yükümlü olunsa dahi ayrı gelir tespiti yapılır.

G)Kendisine kanunî temsilci atanan kişilerin aynı hanede birlikte yaşadıkları eşi, evli olmayan çocuğu, ana ve babası gelir tespitinde esas alınır. Bu fıkrada belirtilen eş, evli olmayan çocuk, ana ve baba dışında, aynı hanede birlikte yaşasalar dahi kanunî temsilcileri gelir tespitinde değerlendirilmez.

GSS Statüsünün Belirlenmesi:

Asgari Ücretin Üçte Birinin Altında :

Yapılan gelir tespiti sonrasında aile içinde kişi başına düşen gelir tutarı asgarî ücretin üçte birinin altında olduğu tespit edilenler için, aile içinde genel sağlık sigortalısı veya bunların bakmakla yükümlü olduğu kişi durumunda olmayan birey sayısı kadar 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında genel sağlık sigortası tescili yapılır.

Asgari Ücretin Üçte Birinden Fazla:

Yapılan gelir tespiti sonrasında aile içinde kişi başına düşen gelir tutarı; asgarî ücretin üçte birine eşit veya üçte biri üzerinde olduğu tespit edilenlerin 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin (g) bendi kapsamında genel sağlık sigortası tescili yapılır ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişiler, tescili yapılan kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişi olarak genel sağlık sigortası kapsamına alınmış sayılır.

Bağ-Kur Kapsamında Olanların 60 Günden Fazla Prim Borcu Olması Halinde Yararlanır:

5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılanlardan, altmış günden fazla prim ve prime ilişkin borcu bulunan ve bu borcu 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirmeyen sigortalıların, on sekiz yaş altı çocukları hariç olmak üzere, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılmak için talepte bulunmaları hâlinde, yapılacak gelir tespiti sonrasında bu kişiler genel sağlık sigortası kapsamına alınır.

Gelir Tespitleriniz Takip Ediliyor:

Gelir artış yada Azalışlarını Bir Ay içinde Bildirmeniz Gerekecektir:

Gelir tespiti sonucu 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi ve (g) bendine göre genel sağlık sigortası tescili yapılanlar, gelir durumlarının ödenecek prim miktarını etkileyecek şekilde değişmesi hâlinde bir ay içinde vakfa başvurmak zorundadır. Vakıf da BSYHP üzerinden tespit ettiği değişiklikler üzerine, kişilerin bildirimini beklemeksizin gelir tespitini yeniler.

Medeni Hal Değişiklikleri Takip Edilecek:

Doğum, ölüm, evlenme, boşanma ve benzeri nedenlerle hanedeki aile bireyi sayısının değiştiğinin tespit edilmesi durumunda gelir tespiti yenilenir.

Primi Devlet Tarafından Ödenenler ve Diğerleri Mercek Altında Her Yıl Ziyaret Var:

Genel sağlık sigortası tescili yapıldığı tarihten itibaren primi Devlet tarafından ödenenler ile asgarî ücretin üçte biri üzerinden prim ödeyenlerin hane ziyaretleri her yıl yenilenir.

90 Günde Bir Mercek Altında Olacaksınız:

Genel sağlık sigortası tescili yapıldığı tarihten itibaren doksan günde bir aile içindeki bireylere ait veriler BSYHP’de otomatik olarak güncellenir. Güncelleme sonucu durumunda değişiklik olduğu tespit edilen sigortalıların, tespit edilen aile içindeki kişi başına düşen gelirin aylık tutarına göre ödeyeceği prim miktarı yeniden belirlenir ve buna göre genel sağlık sigortası tescili yapılır.

Gelir Takipleri Bir Ay İçinde Sonuçlandırılıyor:

Kişinin, ödeyeceği prim miktarında azalma yönünde bir gelir değişikliği olduğunu bildirmesi veya bu değişikliğin vakıf tarafından tespit edilmesi hâlinde, bildirim veya tespit tarihinden itibaren ya da SGK’nın gelir tespitinin yeniden yapılmasını talep etmesi hâlinde gerekli iş ve işlemlerin başvuru tarihinden itibaren bir ay içinde yapılması zorunludur.

ADNKS Önemli:

Aynı hanede birlikte yaşama ve hanede meydana gelen değişikliklerde Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi kayıtları esas alınır.

Altı ay İçinde Yeniden Gelir Tespiti İstenmez:

5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi ile (g) bendine tâbi genel sağlık sigortalıları, gelir tespitlerinin yapıldığı tarihten itibaren, bu maddede belirtilen durumlar hariç olmak üzere, altı ay içinde gelir tespitinin yenilenmesi talebinde bulunamaz.

Gelir Tespitinde Kullanılacak Veriler:

Gelir tespitinde, aile bireylerinin harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık tutarı tespit edilir.

Puanlama Formülü:

Aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık tutarının tespitinde, puanlama formülünün gelir, harcama ve servet verileri dikkate alınarak geliştirilen gelir tespit ölçütleri kullanılır. Puanlama formülünde ekonomik ve sosyal şartların değişmesi nedeniyle Bakanlık ve SGK’nın önerisi ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fon Kurulu’nun kararı ile güncellemeler yapılabilir.

Gelir tespiti yöntemi olarak kullanılacak olan puanlama sisteminde ayrıca aşağıdaki unsurlar dikkate alınır:

a) Kişilere ait taşınır ve taşınmazlar ile bunlardan doğan haklar.

b) Bankaların muvafakati alınmak suretiyle SGK tarafından Bakanlığa sağlanacak olan aile bireylerinin bankalardaki tüm hesaplarına ilişkin bilgiler.

c) Sürekli olarak alınan nakdî sosyal yardımlar.

Gelir İle İlgili Verilerin Değerlendirilmesi Esası Nedir?

1.)3294 sayılı Kanuna göre il ve ilçelerde yer alan heyetler tarafından yapılır. Gelir tespiti iş ve işlemleri, kişinin gelir tespiti başvurusundan itibaren en geç bir ay içinde tamamlanır.

2) Gelir tespitindeki verileri de esas alan puanlama sistemi kullanılır.

3) Heyet tarafından yapılan değerlendirme sonucu verilen karar ve aileye ilişkin bilgiler, kişi bazlı olarak veri paylaşımını sağlayan elektronik sistem üzerinden SGK’ya bildirilir.

4) Heyet tarafından verilen gelir tespiti kararları ile kararlara esas veriler ve bunların değerlendirilmesine ilişkin bilgi ve belgeler, gelir tespiti yapılan her bir ailenin vakıfta bulunan hane dosyasında muhafaza edilir.

5) Gelir tespiti sonucu elde edilen ailenin ortalama aylık geliri, gelir tespitine esas alınan aile bireyi sayısına bölünerek aile içindeki kişi başına düşen gelir tespit edilir.

GSS Tescili ve Primlerin Ödenmesi:

1) Yapılan inceleme ve araştırma sonucunda tespit edilen aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık tutarı, prime esas kazanç alt sınırının üçte birinden az olanlardan, gelir tespitine esas alınan aile bireylerinden genel sağlık sigortalısı veya bunların bakmakla yükümlü olduğu kişi durumunda olmayanların tamamı, 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendine göre genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilir. SGK tarafından ilgili kamu idarelerinden tahsil edilir.

2) Yapılan inceleme ve araştırma sonucunda tespit edilen aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık tutarı, prime esas kazanç alt sınırının üçte birine eşit veya üçte birinden fazla olanlardan, gelir tespitine esas alınan aile bireylerinden genel sağlık sigortalısı veya bunların bakmakla yükümlü olduğu kişi durumunda olmayanların 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendine tâbi genel sağlık sigortalısı olarak tescili ile ilgili esaslar SGK tarafından belirlenir.

3) Genel sağlık sigortası tescilinin re’sen yapıldığı tarihten itibaren prim tahakkuk ettirilir ve ödeme yükümlülüğü başlar.

4) 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendine tâbi genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilen aile bireyi ile birlikte, bunların bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri de tescil edilen genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi olarak genel sağlık sigortasından yararlanır.

5) Aynı hane içinde gelir tespitine esas alınan aile bireylerinden; genel sağlık sigortalısı veya bunların bakmakla yükümlü olduğu kişi durumunda olmayan diğer aile bireyleri ayrı bir prim ödeme yükümlüsü genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilir ve varsa bunların bakmakla yükümlü oldukları diğer aile bireyleri de bakmakla yükümlü olunan kişi olarak genel sağlık sigortasından yararlanır.

6) SGK tarafından, gelir tespiti herhangi bir nedenle yapılmamış olan ve 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında olanlardan, prime esas kazanç alt sınırı üzerinden genel sağlık sigortası primi alınır.

Bu kişiler, gelir tespitinin sonucuna göre ya 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında ya da (g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilir.

5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında tescil edilmesi veya prime esas kazanç alt sınırının üçte biri üzerinden (g) bendi kapsamında tescil edilmesi hâlinde, gelir tespitinin sonuçlandığı tarihe kadar alınan genel sağlık sigortası primleri herhangi bir faiz uygulanmaksızın iade veya mahsup edilir.

GSS Olduğunuz Bildirilecektir:

a) 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendine tâbi olanlar için genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilen aile bireyleri adına başvuru sahibine,

b) 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendine tâbi olanlar için genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilen aile bireyine,

SGK tarafından tebliğ edilir.

İtirazlar Nasıl ve Nereye Yapılır:

1) SGK tarafından tebliğ edilen gelir tespiti kararlarına karşı, tebligatın yapıldığı genel sağlık sigortalısınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde gelir tespitini yapan Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına yazılı olarak itiraz edilebilir.

2) İtirazlar, itirazın Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarını kayıtlarına intikal tarihinden itibaren on beş gün içinde, heyet tarafından karara bağlanarak alınan karar itirazda bulunan genel sağlık sigortalısına ve SGK’ya bildirilir.

3) Heyet gerekli gördüğü hâllerde itirazı karara bağlamadan önce Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları personeline inceleme yaptırabilir.

4) Heyetin kararlarına itiraz, genel sağlık sigortalılığına ilişkin prim tahakkuk ve tahsilât işlemlerini durdurmaz. İtiraz sonucunda prim ödeme yükümlülüğünde değişiklik olması hâlinde, gerekli iade ve mahsup işlemleri SGK tarafından yapılır.

Devlet Tarafından Ödenen Pprimlerin Geri Alınması ve Cumhuriyet Savcılıklarına Suç Duyurusunda Bulunmak:

1) Bildirim yükümlülüğüne uyulmadığı yada SGK’ya ve Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarını ibraz edilen belgelerin ve beyan edilen bilgilerin gerçeği yansıtmadığının tespiti hâlinde, ilgili kamu idareleri tarafından ödenmiş olan genel sağlık sigortası primleri SGK tarafından ilgili kamu idarelerine iade edilir. Yenilenen gelir tespiti sonucunda kişilerin ödemesi gereken genel sağlık sigortası primleri, kişilerden geçmişe yönelik olarak yasal faizi ile birlikte tahsil edilerek yeni durumlarına göre genel sağlık sigortası tescili yapılır.

2) Gerçeğe uygun olmayan belgeleri düzenleyen ve kullananlar hakkında SGK tarafından Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulur. Bu belgeleri düzenleyenlerin kamu görevlisi olması durumunda, haklarında ayrıca idarî ve cezaî soruşturma yoluna gidilir.

3) Genel sağlık sigortası primi ödeme yükümlülüklerini yerine getirmeyenler hakkında 5510 sayılı Kanunda belirtilen yaptırımlar uygulanır.

Zamanaşımı

SGK tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yersiz ödeme yapıldığı tespit edilen genel sağlık sigortalısının borçları hakkında;

1) Genel sağlık sigortası primleri için 5510 sayılı Kanunun 93 üncü maddesinde yazılı 10 yıllık

2) Genel sağlık sigortası giderleri için 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinde,

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yer alan zamanaşımı hükümleri uygulanır.

Geçiş Hükümleri:

1) 18/6/1992 tarihli ve 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanuna göre 1/1/2012 tarihine kadar yeşil kart verilenler, 1/1/2012 tarihinde gelir tespitine tâbi tutulmaksızın 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilir. Bu kişilerin yeşil kart vize tarihinden itibaren bir ay içinde gelir tespitini yaptırmak üzere Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına başvurmaları gerektiği Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve SGK tarafından kamuoyuna duyurulur. Bu kişilerin gelir tespitleri Yönetmelikte belirtilen usûl ve esaslar çerçevesinde Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından yapılır.

DEĞERLENDİRME:

 

01.01.2012 Tarihinde Yeşil Kart'lılarda yeni bir dönem uygulamaya giriyor. Yeşil Kart uygulaması aslında sosyal devlet anlamında fakir fukaraya garip gurubaya sağlık hizmeti vermek,bunun içinde Sağlık Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı işbirliği ile yürütülüyordu.

Son yıllarda Yeşil Kart uygulama anlamında işlerliğini yitirmişti.

Temmmuz/2008 5510 sayılı SS ve GSSK GSS bölümü uygulmaya girdiğinde Yeşil Kart uygulamasında iki senelik geçiş süreci önerilmişti.

6111 sayılı yasa ile bu süreç 01.01.2012 tarihine kadar ertelendi.

Sağlık harcamalarında yeşil kartlılar, Merkezi Yönetim Bütçesini zorluyordu.Bu da her seferinde Maliye yetkilileri tarafından dile getiriliyordu.Sistemlere baktığımızda artık 9Milyonu geçen vatandaşlar Yeşil Kart Kapsamına alınmış olduğundan Kayıtdışı çalışmayı teşvik ediyordu.

Maliye Bakanlığının yaptığı araştırmalarda harcamalar Terör nedeni ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu İllerinde inanılmaz boyutlarda Yeşil Kart savurganlığı var idi.

Bu da ciddi bir sağlık harcamasını işaret ediyordu.

Oysa Batı illerinde Yeşil Kart uygulaması gerçek ihtiyaç sahiplerine veriliyor.Doğu ve Güneydoğu da ise eş dost tanıdık uygulaması ile Yeşil Kart çılgınlığı yaşanıyordu.

Bu savurganlığa dur demek adına ;
Sosyal Güvenlikte yeni bir dönem başlıyor. Yılbaşından itibaren artık yeşil kartlılar da Genel Sağlık Sigortası kapsamına girecek. 9 milyon 140 bin yeşil kartın sahibi, gelir testine alınacak.
Asgari ücretin üçte birinden az geliri olanların sağlık hizmetinden yararlanma adına primini devlet ödeyecek. Geliri bu tutarın üstünde olanlar ise 33 buçuk lira ile 201 lira arasında prim ödeyerek sağlık hizmeti alabilecek.


Bunun için Yeşil Kart uygulamasını disiplin altına almak için 28/12/2011 tarihinde yönetmelik devreye alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bilgisi dahilinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ile birlikte oluşturulan heyetler ile Asgari ücretin üçte birinden az kazananlara gerçek anlamda Yeşil Kart uygulaması devam edecektir.

Sağlık Bakanlığı bu uygulamaya son vererek bu işlemleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı üstlenmiş olacaktır.

Gelir Tespiti ile Tescil edilen GSS ise artık hertürlü harcamaları ile geniş bilgi işlem ağına sahip sorgulama ve puanlama yöntemi ile değerlendirilecektir.

Gelir testi ile belirlenen Tescil hali için hane ziyaretleri her yıl yapılacaktır.

Kanımca subjektif olarak yürütülen bu işlemler gelişen teknolojik veri aktarımı ile objektif hale getirilecek gereksiz Yeşil Kart uygulaması önlenecektir.

Yeşil Kart sahibi olup çalışmayanlar içinde ilerleyen zamanlarda proje bazında İş-Kur ile işbirliğine gidilerek Kayıtdışını kayıt içine alma çalışması başlayacaktır.

Yanıltıcı beyanlar ile gelir testinin hatalı çıkmasına sebep olanlar hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunulacaktır.

 

 

 

VEDAT İLKİ

TMS Kapsamında Çeşit Esasına Göre Kâr/Zarar ve Diğer Kapsamlı GelirlerTablosu

TMS Kapsamında Çeşit Esasına Göre Kâr/Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu
Ülkemizde ekonomi geliştikçe onun kurumları da gelişmektedir. Bu kapsamda işletmelerin üst yönetimlerinin adeta hesap verme aracı olan muhasebe ve bunun çıktıları olan finansal tablolar da bu değişime ayak uydurmaya çalışmaktadır.
 I- ÇALIŞMANIN AMACITürkiye Muhasebe Standartları Kurulu (TMSK) uzun süredir muhasebe standart çalışmaları ile uğraşmaktadır. Yakın zamana kadar bu çalışmalar sadece bir niyet veya istek olarak kalmış, tüm ülke çapında bir türlü hayata geçirilememişti. Her ne kadar Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) TMSK tarafından belirlenen standartları kullanacaklarını ilan etmiş ve kendi mevzuatlarına almış iseler de, bunlar sınırlı bir alanda kullanım bulmakta idiler. Ancak yeni Ticaret Yasamız işletmelerin hesaplarına ilişkin bir taraftan oldukça geniş kapsamlı hükümler getirmiş, diğer taraftan da adeta Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’na yeni görevler yüklemiştir. Çünkü tutulacak ticari defterlerin kapsamından, bunların hangi hesap planını uygun tutulacaklarına ve finansal tabloların formatlarına kadar muhasebenin alt yapısı ile ilgili görevlerde Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’nun belirlemelerine atıf yapmıştır.Bu kapsamda TMSK’da bir hesap planı ve finansal tablo formatlarını hazırlama yönündeki çabalarını yürütmektedir. Bu çalışmalar her ne kadar tamamlanmamış olsa da, kısmen ana hatları ile belirlenmiş bulunmaktadır. Hazırlanan mali tablolar kapsamında Gelir Tablosu da (yeni adıyla Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu) bulunmaktadır. Taslak tabloya bazı itirazlarımız olmuştur. Çünkü IAS 1’de tanımlanan ve niteliği belirlenen tablo ile standartlaştırılmaya çalışılan tablo arasında oldukça önemli farkların olduğunu tespit etmekteyiz. Özellikle standartlarda Çeşit Esasına (Toplam Maliyet Esasına) göre de tablo düzenlenmesi gerektiği halde, taslaklarda bu konuya yeterli önem verilmemiş, adeta yok sayılmıştır.Özellikle dikkat çekmek istediğimiz konu çeşit esasına göre gelir tablosunun da düzenlenebilmesine değil imkan verme, bu konunu esaslarının düzenlenme gereğidir. Diğer taraftan alışılagelmiş gelir tablosunun yanında bir de “Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu”IAS 1 Finansal Tablolar: Sunuş isimli standart ile Türkiye uygulamasına da gelmiştir. Dolayısıyla gelir tablosu konusunda çeşit esasına göre Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu’nun tanıtılması bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır.Ancak özellikle Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu kapsamında yer alan gelir ve gider unsurlarının da bu sayıda açıklanmasının uzun bir hacim alacağı düşünülmüş ve çalışma iki kısma bölünmüştür. Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosunun niteliği, çeşitleri, kapsamları birinci kısımda incelenecek, her bir kalem için inceleme diğer sayıda sunulacaktır
II- KAR ZARAR TABLOLARININ NİTELİĞİ VE DÜZENLENME ŞEKİLLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
A- KAR ZARAR TABLOSUNUN NİTELİĞİ VE FONKSİYONLARI
İşletmeler içinde bulundukları ekonomik ve mali durumlarını Bilanço ile, belirli bir dönemdeki gelir ve giderlerini Kar Zarar Tablosu ile, nakit veya fon akımlarını ise Nakit Akış Tablosu ile işletme dışına sunarlar. Yine ortakların işletmeye koyduğu sermaye ile işletme faaliyetlerinden elde ettikleri kardan oluşan ve işletmede bırakılan sermayeyi ve bunlardaki gelişmeleri özkaynak değişim tablosu ile ilgililerin bilgilerine sunarlar.
Şimdiye kadar alışageldiğimiz adıyla gelir tablosu; işletmenin belirli bir dönemdeki gelirleri ile giderlerinin karşılaştırıldığı ve kar veya zararının tespit edildiği bir tablodur. Dolayısıyla bu tablonun adı ile kapsamı uyumlu değildir. Nedeni, bu tablonun amacının sadece geliri veya Kar/Zararı tespit etmek olmamasıdır. Öncelikle karın kaynaklarını (veya farklı bir bakış açısıyla gelir ve gider bileşenlerini) ilgililere sunmakla görevli bir tablodur. Eğer böyle olmasa idi, gelir ve giderlerin hiçbir sınıflama ve sıralama yapmadan bir hesapta birleştirerek aynı sonuca (kara veya zarara) ulaşılabilirdi. Anglo Sakson ülkelerinde bilançodan önce ilk verilen finansal tablo olması onun önemini özellikle diğer mali tablolarla karşılaştırmalı üstünlüğünü ortaya koymaktadır.
Kar Zarar Tablosunun kullanım alanları ve dolayısıyla neden gerekli ve değerli olduğu kısaca aşağıda özetlenmeye çalışılmaktadır. www.ozdogrular.com
1- Performans Ölçüm Aracı Olması
Özellikle öne çıkarılan bu niteliğidir. Burada performans ile kastedilen işletmenin faaliyet döneminde gösterdiği başarıdır. Bu tabloda yer alan rakamlar işletmenin faaliyet döneminin sonucudur. Bu sonuçlara neden olan ise yönetimin veya yönetim kurulunun işletmenin amaçları yönünde ekonomik faaliyetleridir. Başka bir bakış açısı ile yönetimin başarılı veya başarısız her türlü uygulamasının sonuçları bu tabloya yansımakta, yönetim faaliyetlerinin bileşkesini ve sonuçları bu tabloda izlenebilmektedir. Bu nedenle olacaktır ki, bazı dillerde bu tablo başarı tablosu olarak da anılmaktadır([2]). Ancak eğer şirket kar etmişse başarılı, etmemiş ise başarısız olarak nitelemek de doğru değildir. Başarılı veya başarısız şeklinde bir niteleme yapabilmek için;
a) Karın hangi faaliyetlerden elde edildiği, alım satım veya üretim-satım ana faaliyetlerinden mi, yoksa finansal faaliyetler veya dönemde beklenmeyen sıra dışı faaliyetlerin (olağandışı faaliyetler) sonucunda mı doğduğu,
b) Yönetimin amaçlara uygun şekilde çalışmasından mı, yoksa işletmenin ekonomik dış çevresinin yarattığı olanaklardan mı (piyasa gelişmelerinden mi) doğduğu, bunun sürdürülebilir bir rakam olup olmadığı,
c) Ulaşılan kar düzeyinin yatırılan sermayeye oranla yeterli olup olmadığı, mevcut ortakların beklentilerini karşılayacak bir düzeyde olup olmadığı,
d) Ulaşılan karın ve kar marjlarının aynı sektördeki diğer işletmelerle karşılaştırıldığında nasıl bir görünüm verdiği,
e) Ulaşılan kar rakamının tamamen kesinleşmiş, temettü olarak dağıtıma müsait olup olmadığı
gibi hususların dikkate alınması gerekir. Bu nedenle Kar Zarar Tablosu yatay, dikey analizlere ve sektördeki diğer işletmelerle karşılaştırmaya tabi tutulur.
2- Kar Üzerinden Hesaplanan Vergilere Temel Oluşturması
Belki de sayısal olarak en fazla kullanım nedeni bu özelliğidir. Kişi işletmeleri, şirketler veya kurumlar ödeyecekleri vergiye esas karı veya izleyen yıllara devredecekleri zararı bu tablonun yardımıyla bulmaya çalışırlar. Ancak gelir tabloları sadece vergi yasalarınca kabul edilen giderler ile vergilendirilecek gelirleri kapsamaz. İşletme sahiplerinin ve dolayısıyla işletmenin özkaynağını artıracak tüm gelirleri ve giderleri birlikte dikkate alır. Dolayısıyla defterler ticari karı tespit ederler. Ancak bu şekilde bulunan kara daha sonra vergi yasalarına göre kabul edilmeyen giderler eklenir, vergilendirilmeyecek gelirler de bundan indirilir. Böylece vergiye tabi kara ulaşılır. Bu durum muhasebe uygulamalarında “Tabloların Tekliği” veya “ticari karın mali kara ölçü olması” gibi ifadeler ile anılır. Ticari defterlerden çıkan ve ticari kar olan bu rakamda bazı dönüştürmeler yapılarak mali kar bulunmuş olur. Bu yönü ile yine mutlaka gerekli olan bir gelir tablosunun varlığıdır.
3- Kar Dağıtımına Temel Oluşturması
Yine gelir tabloları ortaklara dağıtılabilecek karın düzeyini sunan bir bilgi kaynağıdırlar. Dönem sonucundan vergi giderleri düşüldükten sonra kalan tutar kar dağıtımında dağıtılacak kara ölçüt olur. Yine burada ticari kar ve mali kar kavramları farklılaşır ve net ticari kar üzerinden dağıtım yapılır.
4- Geleceğe İlişkin Tahminlere Temel Oluşturması
İşletme yöneticilerinin, mevcut ve potansiyel yatırımcıların en fazla dikkate aldıkları veya tüm faaliyetlerinde gözetmek zorunda oldukları husus işletmenin geleceğidir. Şüphesiz işletmenin geleceği, gelecekte ortaya çıkacak fırsatlar ile yönetimin bu fırsatları değerlendirebilme yeteneğine bağlıdır. Doğrudan muhasebe ile veya mali tablolarla bir ilişkisi yoktur. Ancak gelecekte faaliyetlerin hacminde ve ekonomik dış çevrede önemli değişiklikler olmayacağı şeklinde bir beklenti varsa, gelecekte de geçmişteki seyrini göstereceği kabul edilir. Özellikle kar zarar tablosunda olağandışı gelir ve giderlerin dışındaki gelir ve gider kalemlerinin gelecekte de devam edeceği varsayılır. Ana faaliyetler karı ile diğer olağan faaliyetler kar veya zararının geleceğe taşınırken bir sakınca görülmez. Ancak eğer gelecekte bazı yeni beklentiler varsa veya değişiklikler bekleniyor ise, bu duruma göre bazı düzeltmelerde yapılır. www.ozdogrular.com
B- KAR ZARAR TABLOLARININ SUNUM ŞEKLİ AÇISINDAN TÜRLERİ
Kar Zarar Tablolarının şekil açısından gelişmesine tarihsel açıdan ve özellikle eski muhasebe yayınlarına bakıldığında Tablo ve Rapor şeklinde olmak üzere iki türde düzenlenebileceği belirtilir. Özellikle Kamu İktisadi Teşekkülleri için geliştirilen Tekdüzen Hesap Planı uygulaması ile birlikte (70’li yıllardan itibaren) Rapor şekli mevzuata bir anlamda zorunlu olarak girmiş bulunmaktadır. Daha sonra Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayınlanan Standart Genel Hesap Planı ile belirlenen Kar Zarar Tablosu da aynı yöntemi benimsemiştir. Bunu takiben uygulamaya konulan Muhasebe Uygulama Tebliği kapsamında yayınlanan Tekdüzen Hesap Planı’nda da aynı model tercih edilmiştir. Değil Türkiye’de tüm Dünya’da uygulanan bu şeklin tercih nedeni; Tablo şeklinde olanda gelir ve giderlerin hiçbir ara sınıflamalar yapılmadan alt alta sıralanması neticesinde şirketin kar kaynaklarını göstermeye uygun ara başlıkların açılamayacağı, bu ihtiyacın ancak rapor şeklinde giderilebilmesidir. Örneğin yurdumuzda halen uygulanan kar zarar tablolarında;
- Brüt Satış Karı
- Ana/Esas faaliyet karı
- Olağan Kar/Zarar
- Dönem Kar/Zararı
- Net Dönem Kar/Zararı
gibi ara başlıklar ile işletmenin kar kaynaklarına ilişkin bilgi yansıtılmaya ve böylece tam açıklama kuralı da sağlanmaya çalışılmaktadır. Özellikle yukarıda ismi belirlenen Gelir Tablolarında kar veya zararın kaynağı;
1- Ana faaliyetlerden kar zarar (işletmenin kuruluş amacına uygun faaliyetler),
2- Olağan faaliyetlerden kar zarar (yan faaliyetler - işletmenin kuruluş amaçları ile özdeş olmasa dahi her yıl tekrarlama olasılığı olan gelir ve giderlerin sonucu. Bunlar daha çok finansman fonksiyonunun gelir ve giderleridir.),
3- Olağandışı faaliyetlerden kar zarar
olarak sınıflanmakta ve buna göre ara başlıklar açılmaktadır. Ancak bir aşağıdaki bölümlerde belirtileceği gibi IAS 1’e göre böyle bir bölümleme öngörülmemektedir. Kavramsal çerçevede olağan faaliyetler ve bunun dışındaki faaliyetler ifadesi geçmektedir. Dolayısıyla yukarıdaki ana faaliyetler ile olağan faaliyetler birbirlerinden ayrılmamaktadır. IAS 1’de ise buna benzer bir ayırım hiç yapılmamaktadır. Hatta hiçbir gelir ve gider kaleminin “Olağandışı başlığı” ile verilemeyeceği belirtilmektedir (IAS 1.87). İşletmeler işletmelerinin kar bileşenlerinin bir analizi yapacakları belirtilmektedir. Analize esas ise gelir ve giderlerin işletme için niteliği ve önemidir. Örneğin bir işletmede faiz geliri veya kira geliri yan bir faaliyet geliridir, dolayısıyla olağan faaliyetlerden kar olarak nitelenebilirken, başka bir işletmede bu esas faaliyet geliridir. Yine örneğin komisyon gelirleri, çok büyük bir işletme kesiminde yan faaliyet geliri iken, bazı sektörlerde (sigorta acenteliği, turizm acenteliği gibi) esas faaliyet geliridir. Bu durumları dikkate alarak standart (IAS 1) esas faaliyet-yan faaliyet ayırımı yapmamaktadır. Bu konuda 86. maddesinde “… Finansal performansın unsurlarının açıklanması için gerekli olduğu takdirde, işletme kapsamlı gelir tablosuna veya (eğer sunulmuşsa) bireysel gelir tablosuna ek kalemler ekler ve kullanılan kalemlerin sıralamasını düzeltir. İşletme, önemlilik ve gelir ve gider kalemlerinin nitelik ve işlevlerini kapsayan unsurları dikkate alır…” şeklinde bir belirleme yapmakta, 98. maddesinde önemli olduğu takdirde ayrı ayrı yer alacak kalemleri sıralamaktadır. Oysa hazırlanan Taslak Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu’nda bu maddede sayılan unsurların büyük bir kısmı “Diğer Faaliyetlerden Gelirler” veya “Diğer Faaliyetlerden Giderler” kapsamına alınmakta, tutarları yüksek olan ve işletme için ve bilhassa o dönem için önemli olanların ayrı bir satır veya kalem olarak verilmesine imkan verilmemektedir. Oysa işletmenin sorumluluğu, işletmenin kar veya performans bileşenlerine daha iyi nüfus edebilmek için alt sınıflama ve toplamların geliştirilmesi, gerekirse farklı bir şekilde sınıflama yapılabilmesidir.
Kar Zarar Tablolarının yurt dışı örneklerine bakıldığında yurdumuzdaki gibi standart asker sırasında ve rakamı da olmayan kalemlerin yer aldığı tablolara değil, şirketin faaliyetlerini yansıtan ve özellikle geleceğe ilişkin tahminler yapabilmeye imkan veren, ayrıca “diğer” ifadesinin hiç veya çok az sayıda kullanıldığı tablolara rastlamaktayız. Standart da belirtildiği gibi adeta bir analiz yapılmakta, ancak bu rakamlar içinde boğulmadan, bütünlük içinde sağlanmaktadır. Henüz alışık olmadığımız EBİT (faiz ve vergi öncesi kar), EBİTDA (faiz, vergi, amortisman öncesi kar) gibi ara kalemler de yer alabilmektedir. Kullanılan ifadelerin bir muhasebeciye yönelik olmaktan öte, daha geniş kesimlerin daha kolay anlayabileceği ifadeler olduğu dikkati çekmektedir. www.ozdogrular.com
C- KAPSADIKLARI GELİR VE GİDERLER AÇISINDAN GELİR TABLOLARI
Yurdumuzda düzenlenen gelir tablolarının gelir ve gider unsurlarına bakıldığında, bir işletmede bir dönemde doğan tüm gelir ve giderler kavranmamakta, bunlardan sadece aynı dönemin satış gelirleri ile eşleştirilebilecek maliyet giderleri (satışların maliyetine ve faaliyet giderlerine gidenler) kapsanmaktadır. Oysa belirli bir dönemde karın kaynaklarına ilişkin bilgiler genişletilerek gelir-gider karşılaştırmasından hasılat/maliyet karşılaştırmasına geçilebilir ve daha geniş kapsamlı bir bakış açısı ile düzenlenebilir. İşte bu aşamada Kar Zarar Tablosu’nun düzenlenmesinde başka bir yöntem daha doğmaktadır ve kapsadıkları gelir ve gider bileşenleri açısından ikiye ayrılmaktadır.
1- Fonksiyon Esasına Göre Kar Zarar Tablosu (Satış Maliyeti Esası)
2- Çeşit Esasına Göre Kar Zarar Tablosu (Toplam Gelir-Gider Esası)
Bunlardan özellikle ikincisi yurdumuzda tanınmamaktadır. Bunu tanıtabilmek için satış maliyeti esasına göre düzenlenen de dahil aşağıda daha detaylı açıklanacaktır. www.ozdogrular.com
1- Fonksiyon (Satış Maliyeti) Esasına Göre Kar Zarar Tablosu
Bu yöntemde; sınırları belirlenmiş bir dönemde sadece satış gelirleri ile bu satışlar için katlanılan maliyetler karşılaştırılmakta ve işletmenin o dönemde ana faaliyetlerinden elde ettiği brüt satış karı veya zararı bulunmaktadır. Kapsadığı giderler sadece satışlar ile satışlara konu olan veya dönemdeki satışlar ile eşleştirilebilecek maliyetlerdir. Oysa aynı dönemde daha fazla veya daha az maliyet giderine katlanılmış olabilir. Bu fazlalıklar veya eksiklikler kendisini bilançoda yarı mamul ve mamul stoklarında yansımış bulurlar. Örneğin; herhangi bir dönemde 10.000 TL tutarında maliyet gideri karşılığında 10 birim üretim gerçekleştirilmiş olsun. Bunun sadece 8 birimi satılabilmiş ise, fonksiyon gelir tablosuna 8 birimin maliyeti olan 8.000 TL Satılan Mamul Maliyeti ismiyle yansırken, 2 birimin karşılığı 2.000 TL Kar Zarar Tablosuna değil, bilançoda Stoklar-Mamuller kalemine yansır. Tam terside söz konusu olabilir. Yine başka bir dönemde örneğin bu dönemi izleyen dönemde yine aynı maliyet gideri karşılığında (10.000 TL) yine aynı miktarda üretim (10 birim) üretim yapılmış ancak 11 birim satılmış olsun. Bu kez gelir tablosuna satışların maliyeti gideri olarak 11.000 TL yansıyacak, stoklar ise 1 birimin karşılığı 1.000 TL azalacaktır. Görüldüğü gibi kar zarar tablosuna yansıyan dönemin maliyet giderleri değil, sadece satış geliri ile eşleştirilebilecek maliyet gideridir. Toplam maliyet veya şirketin o dönem içinde tüketimi ve yarattığı hasıla tabloya yansımamaktadır.
Bu yöntemin başka bir temel özelliği ise, giderlerin işletmenin fonksiyonlarına uygun şekilde sınıflanmasıdır. Yani dönemin maliyet giderleri ilişkili olduğu işletme fonksiyonlarına (üretimi temsilen Satılan Malın Maliyeti, Pazarlama Satış Dağıtım, Genel Yönetim, Araştırma Geliştirme, Finansman giderlerine) göre sınıflandırılırlar. Bunun tabii bir sonucu olarak kar zarar tablosu üzerinden bazı ara kalemler ve buna bağlı olarak da bazı oranlar geliştirilebilir. Örneğin en önemli ara kalem “Brüt Satış Karı” ve buna bağlı olarak geliştirilebilen Brüt Kar Marjıdır. Veya her 100 TL’lik satışın kendi üretim/alış maliyetini ve kendi maliyetini karşıladıktan sonra işletmenin diğer maliyetlerinin karşılanmasına ne ölçüde katkıda bulunabildiğini bu yöntemde bulabilmek daha da kolaylaşır.
Bu yöntem, özellikle ileriye yönelik tahminlerde bulunmak için gerekli olan toplam çalışanlara sağlanan fayda (personel ve işçi ücretleri), toplam kullanılan ilk madde ve malzeme, amortisman ve itfa paylarını gerek tutar olarak gerekse toplam gider içindeki pay veya toplam hasıla içindeki pay olarak hesaplamak mümkün olmaz. Bu eksiklik giderilebilmesi için ancak dipnotlarda ek bilgi olarak verilebilir.
Giderlerin fonksiyonlara göre dağıtımlarında olsun, üretim giderlerinin ürünlere dağıtılması sürecinde olsun doğruluk ve güvenilirlikten uzaklaşılabilecek olunması bu yöntemin diğer bir özelliğidir([3]). Çünkü genel muhasebede doğal adlarına veya türlerine göre belirlenen giderlerin ikinci bir aşamada fonksiyonlara dağıtılması zorunlu olmaktadır. Yani her bir giderin örneğin personel giderlerinin ne kadarının üretim maliyetlerine, ne kadarının pazarlama, ne kadarının genel yönetim giderlerine ait olduğu maliyet muhasebesi uygulamaları ile çözümlenmektedir. Bu çözümleme maliyet muhasebesi literatüründe detaylı bir şekilde açıklanan birçok dağıtım anahtarı kullanılarak giderilmeye çalışılmaktadır. Bu da hem ek maliyet getirmekte ve hem de anahtarın seçimindeki güçlükler nedeniyle ve özellikle sübjektif seçimler nedeniyle doğruluk veya güvenilirlikten uzaklaşmaya neden olabilmektedir. Hatta bu imkân istenirse hesapların süslenmesi veya maskelenmesi amacıyla kullanılabilmektedir. Kolayca takdir edileceği gibi çoğu sektörde hangi tür giderlerin üretime, hangi tür giderlerin pazarlama, satış dağıtıma ait olduğunu takdir etmek çoğu zaman çok güçtür. İstenirse giderleri fonksiyonlar arasında kaydırmak oldukça kolaydır. Özellikle hizmet sektöründe bu dağıtımlar oldukça sübjektif bir şekilde yerine getirilebilirler. Bunun sonucunda da tekdüzen muhasebe ve standart şekilli mali tablo uygulamacılarının pek hoşuna giden bu uygulama, çoğu zaman işletmeler arası karşılaştırmaların anlamsızlığına neden olurlar. Bazen de istekli bir şekilde bilanço makyajlamasının aracı olurlar([4]).
Bu yöntemin başka bir yetersizliği ise son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde yayınlanan faaliyet raporlarında yer alan EBİT (Faiz ve Vergiden Önceki Kar/Zarar) ve EBİTDA (Faiz, Vergi, Amortisman ve İtfa Paylarından Önceki Kar/Zarar) gibi rakamların işletme dışında kalan mali analistler tarafından mali tablolar ve dipnotlarında yer alan bilgilerden doğrudan görülemeyişidir. Bu tür bilgiler özellikle işletmeler arasında ve aynı işletmede dönemler arasında karşılaştırmalar yapmak amacıyla sıkça kullanılan rakamlardır. Özellikle şirketlere kredi kullandıran kurumların, şirketin kendi yarattığı fonlar ile borç ödeyebilme gücünün ölçülebilmesi açısından aradıkları rasyolardır. Oysa taslak gelir tablosu (fonksiyonel esasa göre düzenlenmiş) buna imkan vermemektedir. Toplam Maliyet Esasına göre düzenlenen kar zarar tablolarında bu gibi alt ara kalem ve rasyolar daha kolay geliştirilebilmektedir. Nitekim iki farklı gelir tablosunun karşılaştırılabilmesi için düzenlenen ve ek 1’de yer alan örneğin Toplam Maliyet Esasına göre düzenlenen şeklinde bu model verilmektedir. www.ozdogrular.com
2- Çeşit (Toplam Hasılat-Maliyet) Esasına Göre Kar Zarar Tablosu
Bu yöntemde kar zarar tablolarında karşılaştırılması yapılan ve dolayısıyla raporlanan sadece satışlar ve satışların neden olduğu maliyetler değil, dönemin tüm maliyet gideri ile toplam yaratılan toplam hâsıladır. Dönemin tüm maliyet giderleri ağırlıklı olarak raporlanıyor ise, bununla karşılaştırılacak gelir satış geliri olamaz, stok değişimlerini de kapsayan toplam hâsıla olabilir. Bu nedenle kar zarar tablosu bunu gösteren kalemleri kapsar.
+ Net Satış Hasılatı
+ Diğer Faaliyet Gelirleri
+ Aktifleştirilen (iç tüketim) Maliyetler
= Dönem Hasılatı
- Dönem Maliyeti
Mamul, Yarımamul Stok değişimleri (+,-)
İlkmadde ve Malzeme Giderleri
İşçi Ücret ve Giderleri
Amortisman Giderleri
Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmet Giderleri
Vergi, Resim, Harç Giderleri
Çeşitli Giderler
= Faaliyet Kar/Zararı
Bu yöntemde dönem giderleri fonksiyonlarına ayrılmadan doğal yapılarına veya türlerine göre alt kalemler şeklinde raporlanırlar. Bu nedenle bu yönteme Gider Türlerine/Çeşitlerine Göre kar zarar tablosu ismi de verilmektedir.
Bu yöntemin bir sonucu olarak Satışların Maliyeti ve buna bağlı olarak da Brüt Satış Kar Marjının raporlanması yapılamaz. Mali tablo okuyucusu bu bilgiye ulaşmayı kendisi için zorunlu görürse, ayrıca ek çalışma yapması gerekir. Bunu sağlamak için aşağıdaki gibi bir yöntem izlenebilir.
+ Dönem Maliyeti
- Mamul ve yarı mamul stoklarında artış
+ Mamul ve yarı mamul stoklarında azalma
- Faaliyet giderleri
= Satılan Mamullerin Maliyeti
Bu yöntem eğer bir üretim işletmesi değil de, bir ticari işletme ise düzenlenmesi ve yorumu daha kolaydır. www.ozdogrular.com
3- Yöntemlerin Karşılaştırılması ve Uygulamalar
Bu yöntem farklılıkları, yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi, kar zarar tablosunun tamamına veya sonuçta bulunan kar veya zarar rakamına ilişkin bir farklılaşma değildir. Sadece bu tablolarda üretim-satış faaliyetlerini kapsayan Kar Zarar Tablosu’nun sadece Ana Faaliyetler Kar/Zarar bölümü ile ilgilidir. Bundan sonra gelen Olağan veya Yan Faaliyetlerden Gelir /Giderler ile Olağandışı Faaliyetlerden Gelir/Giderler veya Kar Vergileriyle ilgili kısımlarda bir değişiklik yoktur.
Bu tablolardan hangi ülkelerde hangilerinin kullanıldığına ilişkin bir araştırma yapıldığında görülen Anglo Sakson Uygulama Bölgelerinde Satış Maliyeti veya Fonksiyon Esasına göre, Kıta Avrupası ülkelerinde ise Toplam Maliyet Esası veya Çeşit Esasına göre Gelir Tablosu’nun özellikle orta ve küçük işletmelerde kullanıldığına tanık olunur. Kıta Avrupası’nda da özellikle menkul kıymetleri herhangi bir borsada işlem gören şirketlerin Satış Maliyeti Esasını son zamanlarda özellikle IFRS/IAS’ların halka açık şirketlere zorunluluk olarak getirilmesinden sonra benimsedikleri görülmektedir. Ancak özellikle Kıta Avrupa’sında hala orta ve küçük işletmelerin Toplam Maliyet Esasını tercih edildiği görülmektedir.
Bu tablolar birbirleri ile amaçlara uygunluk açısından karşılaştırıldığında dikkati çeken özellikleri şunlardır.
a) Her ikisinde de aynı sonuca (net kara) ulaşılması gerektiği açıktır. Karın kaynaklarının yansıtılması açısından da önemli bir fark olduğu söylenemez. Çünkü her ikisinde de ana faaliyetler, olağan faaliyetler, standartlar ile yasaklanmış olsa bile kuramsal açıdan “olağandışı faaliyetler” bölümleri ayrı sınıflanabilmekte ve bunlarda alt kalemlere ayrılabilmektedir.
b) Farklılaşmanın esas kaynağı, tablo içine alınan giderlerde ve gelirlerde doğmaktadır. Fonksiyon esasında sadece satış ile eşleştirilebilen giderler raporlanırken, çeşit veya toplam maliyet esasında dönemde katlanılan tüm giderler raporlanmaktadır. Yine gelirlerde sadece satıştan sağlanan hasılat raporlanırken, diğerinde satışla birlikte işletmenin kendi iç tüketimi için üretilenler aktifleştirilen üretim olarak raporlanmaktadır. Örneğin, eğer işletme kendi kullanacağı herhangi bir binayı veya kendisinin kullanacağı bir makineyi kendi imkânları ile tamamlamış ise, bunlar için katlanılan maliyetler kar zarar tablosunda raporlanmamaktadır. Dolayısıyla çeşit esasında daha kapsamlı bir raporlama yapılmaktadır. Bu özellikle işletmelerin yarattığı hasılayı hesaplamaya yönelik analizler için daha geniş kapsamlı bilgi vermektedir.
c) Farklılaşma faaliyet kar zararına ulaşılırken de doğmaktadır. Toplam Maliyet-Hasılat Esasına göre düzenlenen modelde tüm giderler ilk doğuş, kavranma veya ilk muhasebeleştirme sırasındaki doğal adlarına göre (malzeme, personel, işçilik, amortisman, vergi gideri gibi) ikinci bir ayırıma tabi tutulmadan (fonksiyonlara ayrılmadan) doğrudan gelir tablosuna getirilmektedir. Bunun sonucu olarak, yani bu gider çeşitleri doğdukları işletme fonksiyonlarına ayrılmadan, miktar ve tutarları da değişmeden gelir tablosuna gelmektedirler. Oysa gelir tablosunun satış maliyeti esasına göre düzenlenmesi gerektiğinde bunlar birde ilişkili oldukları fonksiyonlara dağıtılmaktadır. Dağıtıldıktan sonra özellikle üretim fonksiyonu kapsamında genel üretim gideri niteliğinde olanlar maliyet muhasebesinin karmaşık dağıtım anahtarları ve dağıtım modelleri kullanılarak önce gider yerlerine daha sonra ürünlere yüklenmektedirler. Ancak bu giderlerin ilk dağıtımları olan üretim-pazarlama-yönetim-araştırma-finansman gibi fonksiyonlara ayırımı çeşit esasına göre gelir tablolarında gerekmemektedir.
Herhangi bir modelin diğerine üstünlüğünü veya seçimini gerçekleştirmek için sanıyoruz ki aşağıdaki sorulara yanıt vermek ve buna göre seçim yapmak daha doğrudur.
a) Kolay Düzenlenebilirlik: Şüphesiz ki, bu tüm muhasebe uygulamalarında önemli bir özelliktir. Ancak birinci öncelikli seçim ölçütü olmaması gerekir. Bu açıdan bakıldığında toplam maliyet esasına göre gelir tablosu daha kolay düzenlenebilecek bir tablo modelidir. Çünkü Satış Maliyeti esasına göre düzenlenen modelde olduğu gibi giderlerin fonksiyonlara dağıtımı gerekli olmamaktadır. Çok detaylı maliyet muhasebesi uygulamalarını gerektirmemektedir. Özellikle stok değerleme sorunu olmayan hizmet sektörü, kısmen tarım ve hayvancılık sektörü ve bünyelerinde muhasebe meslek memuru çalıştırmayıp dışarıdan hizmet alan işletmeler için büyük kolaylık sağlar.
b) Alınacak Kararlara Uygunluk: Alınacak kararlar ya işletme içinden, ya da işletme dışından kişiler tarafından alınacaktır. Karar alacak kişinin niteliğine ve ihtiyacına göre de yöntemlerin uygunluğu farklı olabilir.
Özellikle işletme üst yönetimi hedeflere ve sonuçlara göre yönetim ilkesi ve bunun bir aracı olan bütçelemeyi bir yönetim aracı olarak kullanmaktadır. Bütçeleme ve bütçe kontrolü çalışmaları kapsamında giderler öncelikle gider türlerine göre tahmin edilmektedir. Yani herhangi bir gider bütçesi düzenlenirken, satış tahmininden türetilen iş veya üretim hacmi tahmin edilmekte, buradan da tespit edilen üretim hacmi için gerekli malzeme, işçilik, elektrik, su, amortisman gibi alt bütçe kalemleri oluşturulmaktadır. Yani ağırlıklı olarak giderler türleri itibariyle tespit ve kontrol edilmektedirler. Bütçe sapmaları gider türleri itibariyle değerlendirilmektedir. Bu açıdan bakıldığında her işletme için söylenemez ise de, toplam maliyet esasına göre kar zarar tablosu düzenlenmesi daha fazla bilgi üretir durumdadır.
Bazı kararlar işletme dışındaki kişiler tarafından alınmaktadır. Potansiyel yatırımcılar veya onların temsilcileri, mevcut ortaklar, kredi kullandıracak kurumlar bu tablonun asli kullanıcılarıdır. Bu kapsamda işletmenin ana faaliyetlerinden kaynaklanan kar/zarar rakamına olağan ve olağanüstü faaliyetlerden kaynaklanan karlardan daha fazla önem vermekte, özellikle işletmenin geleceğine ilişkin tahminlerde ana faaliyet karının geçmişte gösterdiği trendin geleceğe taşınabileceği varsayımı yapılmaktadır. Eğer geleceğe ilişkin tahminler yapılması gerekiyor ise doğal adlarına göre yapılan tahminlerin daha isabetli olacağı beklenir.
Ancak dış karar alıcılar kar zarar tablolarının taşıdığı rakamlar kadar bu rakamları bazı rasyolar aracılığıyla daha anlamlı bilgilere dönüştürmektedirler. Bu açıdan bakıldığında Satış Maliyeti esasına göre kar zarar tablosu
· Brüt Satış Kar Marjı
· Ana Faaliyet Kar Marjı
hesaplamasına izin verirken, Toplam Maliyet Esasına göre kar zarar tablosu;
· Malzeme giderleri payı (marjı),
· Personel giderleri payı (marjı),
· Çeşitli gider payı,
· Amortisman giderleri payı
gibi toplam maliyetler içinde her bir gider türünün kendi içindeki oranı ve ana faaliyet gelirlerine oranı hesaplanabilmekte, ancak satılan malın maliyeti oranı ikinci bir aşamada hesaplanabilmektedir. Her iki modelin üstünlükleri esas alınarak yapılan karşılaştırma aşağıdaki tabloda verilmeye çalışılmaktadır.
Toplam Maliyet Esasının ÜstünlükleriSatış Maliyeti Esasının Üstünlükleri
Giderlerin ilk dile getiriliş şekline göre açıklanması (örn: personel, malzeme, amortisman gibi daha kolay anlaşılır olması)Sadece dönemin satış hasılatı ile dönemin giderlerinin sunuluşu
 Esas fonksiyonlara (Üretim-Genel Yönetim – Satış) uygun şekilde sunum
 Sadece satış için gerekli olan maliyetlerin sunumu
Bazı rasyoların (oranların) doğrudan Kar/Zarar hesabından türetilebilmesiDaha az bilgi sağlama (örneğin tek ürün işletmelerinde),
Brüt marjların türetilebilmesiİşletmenin maliyet yapısına daha detaylı bakış açısı; fonksiyonel giderlerin gösterimi
Sayıların doğrudan genel muhasebeden alınabilmesi, karışık maliyet dağıtım sorunlarının olmamasıUluslar arası alışılmış yöntemler
Spesifik sektörlere daha iyi uyumluluk (örneğin yıllara yaygın yapım sözleşmeleri) 
Genel muhasebeye daha yakınlık 
Kaynak: Michael Reuter, Christian Zwirner., “Erfolgrechnung nach dem Umsatzkostenverfahren- Konzeption und Praxis., Betrieb und Wirtschaft, 15/2003, s.617
Yukarıdaki tablonun yardımıyla söylemek gerekirse yöntemlerden herhangi birinin işletme dışındaki kişilerin kararlarına daha fazla uygunluğuna ilişkin somut bir belirlemede bulunulamamaktadır.
Ülkemizde tüm düzenlemelerde fonksiyon esasına göre kar zarar tabloları zorunlu olarak kullanılmaktadır. Tekdüzen hesap planı uygulamaya konulurken olsun, daha sonra yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda olsun, bu modelin en modern ve uluslar arası muhasebe standartlarına uygun olduğu söylenmiştir. Oysaki Uluslararası Muhasebe Standartları yurdumuzda tercüme edilerek Türkiye Muhasebe Standardı (TMS) olarak yayınlanandan beri anlaşılmıştır ki bu doğru değildir. TMS 1 Finansal Tabloların Sunuluşu Standardı’nın 81 ile 105. paragrafları kar zarar tablosunun içeriği ve şekli ile ilgilidir. Özellikle 99-105 numaralı paragraflar şekil esasları ile ilgilidir. Bu düzenlemelerde her iki modelden birinin diğerine üstünlüğü ve tercih edilmesi şeklinde bir yönlendirme yapılmamaktadır.
Standardın 99. maddesine göre bu iki modelde düzenlenebilen gelir tablosundan hangisi daha tutarlı ve güvenilir bilgi sağlıyor ise buna göre düzenlenecektir. Burada tutarlı olmaktaki kasıt, kar zarar tablosu bir performans ölçüm aracı ise; bu performansın kaynaklarına daha iyi nüfus edebilmeye yardımcı olmaya uygunluktur. Bunun için giderler ya niteliklerine (türlerine, çeşitlerine) ya da fonksiyonlara dağılımına uygun şekilde gruplandırılacaktır. Bu gruplamanın yapılmasında (modelin seçiminde) giderlerin sık tekrarlanma, toplam içindeki ağırlık, ileriye yönelik projeksiyonlarda daha doğru tahmin yapabilmeye yardımcı olma, kar ve zarar yaratma potansiyelini daha iyi yansıtabilme açılarından değerlendirilecek ve hangi model buna uygun ise o seçilecektir. Yani bir modelin diğer modele üstünlüğü söz konusu değildir ve bu tamamen mali tabloları kullananlara işletmenin kar yaratma potansiyelini yansıtabilme özelliğine bağlıdır.
Yine standardın 105 inci maddesi bu iki model arasında seçim yapmayı işletme yönetiminin seçimine bırakmış, ancak bu seçimde yönetimi tamamen serbest bırakmamıştır. Her bir modelin farklı işletmelerde ve sektörlerde farklı sonuçlar verebileceğini, hangisinin daha başarılı sonuç vereceğinin sektörün ve işletmenin niteliğine bağlı olduğunu belirttikten sonra yönetimin en tutarlı ve güvenilir sunuş şeklini belirlemesini istemektedir. Bu maddede giderlerin satış veya üretim düzeyiyle doğrudan veya dolaylı bir şekilde artış veya azalış gösterebileceğini, dolayısıyla bu durumu hangisinin daha iyi göstermeye yardımcı oluyor ise bu modelin daha uygun olduğunu hatırlatmaktadır. Yine giderlerin niteliklerine uygun şekilde sınıflandırıldığında (Toplam Maliyet Esası seçildiğinde) ileride nakit akışlarının tahmininde daha yararlı bilgiler sağlayabileceğini belirttikten sonra, eğer Satış Maliyeti esası seçilir ise yeterli olmadığı için ek bilgilerin sunulmasına ihtiyaç bulunduğunu belirtmektedir. Özellikle personel ve amortisman giderlerinin ayrıca açıklanması istenmektedir.
Özetlemek gerekirse TMS 1 standardı bu modellerden herhangi birinin seçimini ne yetkili kurulların inisiyatifine, ne işletme yönetiminin bizzat keyfine, ne de muhasebecilerin isteğine bırakmakta, aksine bu finansal tabloyu kullanıcıların bilgi ihtiyaçlarının niteliğine cevap verebilme yeteneğine bırakmaktadır.
Bu sunuş şekillerinin yurt dışında kullanım şekline bakıldığında ise şunlar görülmektedir.
Toplam Maliyet Esası’na göre düzenlenen tablo; daha çok Kıta Avrupa’sında sıklıkla görülen bir modeldir. Kıta Avrupa’sında İşletmecilik ve Muhasebe biliminde ağırlığını hissettiren Almanya’da Ticaret Kanunu’nda diğer model ile birlikte belirlenmiş bir modeldir. Satış Maliyeti esasına göre düzenlenmiş model ise daha çok Anglo-Sakson ülkelerinde kullanılan bir model olarak göze çarpmaktadır. Ancak son yıllarda Kıta Avrupası’nda da Satış Maliyeti esasına doğru bir yöneliş göze çarpmaktadır. Bu konuda somut, ülkeler çapında yapılmış çalışmalar olabilir. Ancak bunlara ulaşmanın kolay olmadığını takdir etmek gerekir.
Almanya’da farklı endekslerde yer alan 205 işletme üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre yurt dışı bağlantıları ve özellikle aralarında Amerika borsalarında da menkul kıymetleri işlem gören şirketler (DAX’ta bulunan şirketler) ile yeni teknoloji şirketleri (NEMAX 50) Satış Maliyeti esasını yeğlemektedirler. Ancak yurt dışı bağlantıları az olan, geleneksel ve daha çok küçük ve orta boy işletmelerden meydana gelen endekse giren işletmeler ise Toplam Maliyet Esası’nı tercih etmektedirler. Uluslararası işlemler arttıkça ve Uluslararası Muhasebe Standartlarını ve Amerikan Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkeleri’ne (US GAAP) uygun şekilde mali raporlama yapılmasıyla birlikte Satış Maliyeti Yöntemi’ne yöneliş artmaktadır([5]).
ABD uygulamalarına bakıldığında görülmektedir ki, bu ülkede ağırlıkla geçerli olan US-GAAP düzenlemelerinde herhangi bir şekil şartı bulunmadığı gibi detaylı düzenlemelerde bulunmamaktadır. Dolayısıyla şirketlerin Kar Zarar Tablosu’nun her iki yönteme göre düzenlenebilme olanağı bulunmaktadır. Ancak borsaya açık şirketler Amerikan Borsalarının gözetim kurumu olan SEC’in düzenlemelerine tabidir. SEC’in düzenlemelerinden Regulation S-X, Rule 5-03’te bir kar zarar tablosu modeli verilmektedir ki, burada bütün tablo kalemleri değil, bulunması gerekli en az bilgilere yer verilmektedir. Bu tablo Satış Maliyeti esasına göre Kar Zarar Tablosunun karakteristiklerini taşımaktadır. Dolayısıyla burada Satış Maliyeti esası zorunlu bir şekil olarak görülmektedir([6]). www.ozdogrular.com
III- DİĞER KAPSAMLI GELİRLER TABLOSU
Bu tablo normal alışılagelmiş Kar Zararda gösterilemeyen bazı gelir ve gider unsurlarının dâhil edildiği, Kar Zarar Tablosu’na adeta ek tablodur. Temelde gelir/hâsılat, gider/maliyet kavramlarına yüklenilen farklı anlamlardan kaynaklanan henüz gerçekleşmemiş (kar dağıtımına konu edilemez nitelikteki) gelir ve giderlerin dönemsel paylarını göstermekle görevli bir tablodur. Aşağıda ayrıntılı bir şekilde açıklanacağı gibi dağıtıma konu edilemeyecek durumda olan gerçekleşmemiş gelir veya giderlerin öz sermaye değişim tablosuna aktarılmasında kullanılan adeta ara bir tablodur.
Muhasebe uygulamalarına resmi bir şekilde girişi ABD’de 15.12.1977 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemleri için kullanılmak üzere FASB’ın SFAS 130 (1977) “Kapsamlı Gelirin Raporlanması” “Reporting Comprehensive Income” isimli çalışmanın yayınlaması ile olmuştur([7]). Daha sonra IASB tarafından da bu tablo benimsenmiş ve IAS 1 Finansal Tabloların Sunuluşu standardına 06.09.2007’de yapılan değişikle girmiş bulunmaktadır.
Ülkemizde ise Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından IAS 1’in çevirisi olan TMS 1’de yapılan değişiklikle 13.08.2008 tarih 26966 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak 01.01.2009’dan başlayan hesap dönemlerinde kullanılmak üzere yürürlüğe girmiştir. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından Sayı XI, No: 29 sayılı Tebliği ile TMSK tarafından yayınlanan standartların aynen kabul edildiği ilan edilmiştir. Yine SPK’nın 17.04.2008 tarih 11/467 sayılı ilke kararı ile de borsa şirketlerinin, aracı kurumların ve portföy yönetim şirketlerinin kullanacağı finansal tablo modelleri belirlenmiştir. Bu tabloda yer almayan diğer kapsamlı gelirlere ilişkin gösterimin zorunlu olduğu daha sonra SPK’nın bir yazısıyla, bu tabloları kullanmak zorunda olanlara hatırlatılmıştır. TMS’de belirlenen iki gösterim şeklinden birini seçmeleri konusunda işletmeler serbest bırakılmış ve her iki şekle uygun örnek tablolar sunulmuştur. Şirketler, ya;
a) Normal kar zarar tablosunun altında net dönem karından sonra gelmek üzere “Diğer Kapsamlı Gelirler” başlığı ile bütünleşik bir tablo ki, bu durumda Gelir Tablosu’nun adı “Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu” ya da;
b) Normal Kar Zarar Tablosu ayrı, Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu ayrı olmak üzere iki ayrı tablo şeklinde,
sunacaklardır.
Şu anda Türkiye’de borsada hisse senetleri işlem gören şirketlerimiz, aracı kurumlarımız, portföy yönetim şirketlerimiz bu modellerden birini kullanarak yıllık finansal tablolarını yayınlamaktadırlar.
Bu tablonun doğması veya düzenlenmesinin temeldeki nedeni, uluslararası muhasebe standartları kurulu tarafından benimsenen ve ülkemiz açısından adeta bir paradigma değişikliği olarak kabul edilebilecek değerleme kuralları değişikliğidir. Bilançonun aktifinin tarihi maliyetler, pasifinin itfa değerleri ile değerlemesi kuralı korunarak, bunun yanında varlıkların ve borçların işletme için haiz oldukları değerle değerlemesi ile aynı olan ancak “gerçeğe uygun değer” muhasebesi diye isimlendirilen genel değerleme kuralının getirilmesi bazı yeni gelir ve gider kalemlerini doğurmaktadır.
Bu kalemler özsermayede artış veya azalış yaratmakla birlikte henüz gelir/kazanç ve gider/zarar tanımlarına tam uymadıkları ve kesinleşmemiş (alacak veya borca dönüşmemiş) oldukları için normal gelirler ve giderler ile raporlanmamaktadırlar. Özkaynak içine alınmaktadır. Ancak doğrudan öz kaynak değişim tablosunda raporlama yapılınca, dönemin tüm gelir veya giderleri, topluca, mali tabloları okuyucunun dikkatine yeterli bir şekilde sunmamış olmaktadır. Bu eksikliği gidermek için ise ya ayrı bir tablo şeklinde “diğer kapsamlı gelirler” tablosunda veya ayrı bir tablo şeklinde düzenlenme yerine gelir tablosunun altında bu tablonun devamı şeklinde “Diğer Kapsamlı Gelirler” bölümü içinde raporlanmaktadır.
Bu durumda bir dönemin toplam geliri iki bölüme ayrılmaktadır. Gelirlerin tamamı için “Toplam Kapsamlı Kar Zarar” tamlaması yapılırsa, birinci bölüm şimdiye kadar alışageldiğimiz, bildiğimiz gelir tablolarına alınabilen gelir ve giderlerden oluşmakta, ikinci bölüm ise “diğer kapsamlı gelir”den oluşmaktadır. Bu tablolara Kıta Avrupası'nda Genel Faaliyet Sonuçları (Gesamtergebnisrechnung) Tablosu veya Genel Başarı Hesabı (Gesamterfolgsrechnung) ismi de verildiği görülmektedir.
Diğer kapsamlı gelir unsurlarının özelliklerini ve dolayısıyla kar zarar tablosuna alınmayış nedenlerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
1- Bu gelir ve giderler diğer gelir ve giderler gibi henüz hasılat ve kazanç ile kar ve zarar özelliklerini taşımazlar. Kar Zarar Tablosu’na alınan gelir ve kazançlarda, mal ve hizmet satışının gerçekleşmesi ve kazancın kesinleşmesi beklenir. Bunun sonucunda bir nakit girişi, alacak artışı veya borç azalması olur. Diğer taraftan gider ve zararlarda da varlıklarda azalma, borçlarda artış veya alacaktan vazgeçme özelliği doğmuştur. Ancak diğer kapsamlı gelirlerde bir varlık girişi, alacaklarda kesin bir artış veya borçlarda kesin bir azalış henüz kesinleşmemiştir. Bu kesinleşme varlıklar elden çıkarıldığında veya borçlarda ödeme yapıldığında gerçekleşecektir.
2- Bunlar bir sermaye düzeltmesi kapsamındaki gelir ve gider unsurları da değildir. Bilindiği gibi muhasebede esas olan sermayenin finansal olarak veya üretim gücü olarak korunmasıdır. Kar, iki farklı tarih arasındaki öz sermaye artışıdır. Ancak buradaki öz sermaye artışından kasıt dönem başındaki satın alma gücü ile dönem sonundaki satın alma gücü arasındaki farktır. Dolayısıyla genel fiyat yükselmelerinin sonucunda doğan varlıkların ve borçların genel fiyat düzeyine getirilmesi amacıyla yapılan değerlemelerden doğan farklar (enflasyon muhasebesi uygulamasından doğan farklar) gerçek satın alma gücü veya üretim gücü artışları olarak nitelenemezler. Diğer kapsamlı gelir ve giderler genel fiyat düzeyi düzeltmelerinin dışında kalan gelir ve gider unsurlarıdırlar.
3- Bu gelir ve gider unsurlarının benimsenebilmesi normal bir vatandaş tarafından klasik muhasebe eğitimi almış olanlara oranla daha kolaydır. Çünkü bunların önemli bir kısmı aktiflerin cari değerlerle değerlemesinden doğmaktadır. Örneğin; beş yıl önce 1.000 TL’ye alınmış herhangi bir arsanın beş yıl sonra değeri 1.500 TL olmuş ise, bunun bilançoya 1.500 TL olarak alınması tarihi maliyetlerle değerlemeye kendini koşullandırmış muhasebeciler tarafından kolay kabul edilemez. 500 TL bir kar olarak algılanmaz. Ancak muhasebe eğitimi almamış bir birey bu değer artışını bir kar olarak görecektir.
4- Henüz satılarak kesinleşmemiş bu kar klasik muhasebecilerimiz tarafından kolay benimsenmez iken, üst düzey yöneticiler tarafından ve özellikle şirketlerin potansiyel yatırımcıları tarafından çok rahat benimsenebilir. Bunların dönemin dağıtıma konu edilecek kar olarak nitelemeden, öz kaynaklarda bir artış olarak kabul edilmesi mali tablo okuyucularını şirkette meydana gelen değer değişimleri hakkında bilgilendirme açısından oldukça yararlı olacaktır.
5- Bu tür gelirler işletme yönetiminin başarısının sonucu olarak değil, işletme dışında meydana gelen olayların tabii bir sonucu olarak doğarlar. Örneğin maddi ve maddi olmayan duran varlıkların yeniden değerlemesinden, yabancı ülkelerdeki yatırımların değerlemesinde kur farklılaşmalarından doğan gelirlerde olduğu gibi işletme üst yönetiminin kuruluş amaçları ile uyumlu faaliyetlerin değil, piyasa fiyat hareketlerinin sonucudurlar. Dolayısıyla bunları kar zarar tablosuna alınan gelir veya giderler ile aynı şekilde raporlamak, kar zarar tablosunun ana işlevlerinden olan performans ölçüm işlevini bozar.
6- Bu gelir ve gider türlerinin normal gelir giderlerin (dönem gelirlerinin) içine alınması gelir tablosu verilerinden hareket ederek ileriye yönelik tahmin yapabilme gücünü olumsuz etkiler. Bu gelirler dış ekonomik çevrenin değişkenliğinden kaynaklandığı ve sürekliliği beklenmediği için normal işletme faaliyetlerinin sonucu olarak kar zarar tablosuna alınması şirketin dönemsel gelirlerinde hareketliliğe yol açar. Adeta kar zarar tablosunda kar zararların yıllar itibariyle dalgalanmasına neden olur. Buda potansiyel veya mevcut yatırımcıların şirketin ileriye yönelik tahminde veya kestirimde bulunma olanağına zarar verir([8]). Örneğin kıdem tazminatı karşılığının hesaplanması sırasında doğan aktüeryal kar ve zararlarda bu durum kendisini daha da somut bir şekilde gösterir.
Bu gelir ve gider unsurları aynı zamanda kesinleşinceye kadar öz sermayenin unsurları olarak kabul edilirler. Ancak ne dağıtılabilir, ne de başka türlü kullanılabilirler. Bunların bağlı veya ilişkili olduğu varlık hesapları nakde veya alacağa dönüştüğünde, borç hesapları ödenebilir durumu gelince (kesinleşince) ortaklara dağıtıma uygun hale gelirler veya herhangi bir diğer kullanılabilir öz sermaye unsuruna çevrilirler. Bu bakımdan bazıları tekrar dönem kar zarar hesabına devredildikten sonra tekrar öz kaynaklara gelirler, bazıları da doğrudan özkaynaklardaki kendilerine has hesaplardan çıkarak geçmiş yıllar karları (veya birikmiş karlar) hesaplarına devredilirler. Nitekim Diğer Kapsamlı Gelirler tablosunda bunları Kar Zarara aktarılabilen ve aktarılamayan şeklinde ikiye ayırarak göstermek gerekir. Bu gider ve gelir unsurları ileride daha detaylı açıklanacağı üzere aşağıdaki gibidir.
Kar Zarara Aktarılamayan Gelir ve Gider Unsurları
· Maddi ve Maddi Olmayan Duran Varlıklar değerleme farkları (IAS 16, IAS 38)
· Çalışanlara Sağlanan Fayda Yükümlülüklerinin hesaplanmasında ortaya çıkan Aktüeryal Kazanç ve Kayıplar (IAS 19),
· Opsiyonel olarak Gerçeğe Uygun Değerle Değerlenen özkaynak araçları değerleme farkları (IFRS 9) ([9]) veya Satışa da Hazır Varlıklar Değerleme Farkları (IAS 39),
· Yurt Dışındaki İşletmeye Yapılan Net Yatırımın Kur Farkları (IAS 21.15A, 21.32,21.45) (Sadece tam set IFRS/IAS uygulayanlar için)
Kar Zarara Aktarılacak Gelir ve Gider Unsurları:
· Nakit Akım Riskinden Korunma Amaçlı Türev Ürünlerin Etkin Kısmı (IAS 39, IFRS 9, IAS 21.27)
· Özkaynak Yöntemine Göre Değerlenen İştiraklerin Özkaynaklarında Gösterilen Gelir ve Gider Unsurları,
· Başka bir ülkedeki yatırımların konsolidasyona alınması sırasında ortaya kur çevrim farkları (IAS 21.39(c)),
Yine bu tabloda bu gelir ve gider unsurlarının (IAS 12) standardının uygulanması neticesinde doğan Ertelenmiş Vergi Varlıkları veya Ertelenmiş Vergi Yükümlülükleri ya her bir kalemin altında ayrı ayrı, veya hepsi tek bir kalemde gösterilir. Eğer bu etkiler topluca tek bir kalemde gösterilmişler ise, dipnotlarda her bir gelir ve gider unsuruna isabet eden paylar ayrı ayrı açıklanmak zorundadırlar.
Bu tabloları düzenlemek zorunda olan borsa şirketlerimizde bu tabloda yer alan gelir ve giderlerin diğer gelir ve giderlerin ne oranına tekabül ettiğine ilişkin bir çalışma yapmamış bulunmaktayız. Ancak yakın zamanda İsviçre Performans İndeksi (SPI) kapsamındaki 628 şirket üzerine yapılan bir çalışmada ilginç sonuçlar göze çarpmaktadır. 2005 yılı verilerine göre diğer kapsamlı gelirler normal kar zararın % 17 sine, 2006’da % 7 ‘sine, 2008’de % -2’sine tekabül etmektedir. 2008 yılında yani kriz döneminde ise net karın üzerinde bir diğer kapsamlı giderler bakiyesine ulaşılmıştır. Bu yıl özsermayenin % 13’ü diğer kapsamlı giderler nedeniyle azalmış bulunmaktadır([10]). Bu rakamlar bu tür gelir ve gider unsurlarının önemini ortaya koymaya yeterli bulunmaktadır.
Bu özellikleri taşıyan diğer kapsamlı gelirlerin her biri aşağıda daha detaylı bir şekilde izleyen sayıda incelenmektedir. www.ozdogrular.com
EK 1
KAR ZARAR TABLOLARI ÖRNEKLERİ
Her iki model Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu’na örnek olarak bu yıl (T1)’de yeni üretime geçmiş bir işletmenin iki yıllık rakamları (T1 ve T2) örnek olarak alınmaktadır. Bu şirketin üretim, satış, maliyet ve diğer gelir ve giderlerine ilişkin bilgiler iki yıl için aşağıdaki gibidir. Ancak gelir ve giderler sadece konumuzla ilgili olanları alınmıştır. Ayrıca Diğer Kapsamlı Gelirler bölümüne girecek gelir ve gider unsurlarına yer verilmemiştir.
1. Yıl Verileri:
        
Gider Çeşitleri ToplamÜretimPazarlamaGenel Yönetim
İlkmadde ve Malzeme Giderleri32.500.00032.300.00060.000140.000
İşçi Ücret ve Giderleri15.205.00011.205.0001.500.0002.500.000
Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmetler4.500.0004.400.00020.00080.000
Çeşitli Giderleri3.500.0002.060.000240.0001.200.000
Vergi Resim Harç Giderleri4500025000 20.000
Amortisman Giderleri1.250.0001.050.00080.000120.000
Toplam Dönem Gideri57.000.00051.040.0001.900.0004.060.000
Üretim   18.00018.000  
Satış   15.00015.000  
Satış Geliri (Net)  60.000.00060.000.000  
Birim Tam Üretim Maliyeti  2.835,56(=51040000/18000)
Birim Satış Geliri   4.000,00  
Toplam Satışların Maliyeti  42.533.333(=2836x15000)
Stokta kalan birim 3.000  
Stoklarda Kalan Üretim.Maliyeti 8.506.666,7(=2836x3000)
Satış dışındaki diğer gelirler 140.000   
Dönem giderlerinin dışındaki giderler40.000   
2. Yıl Verileri:
Gider Çeşitleri  ToplamÜretimPazarlamaGenel Yönetim
İlkmadde ve Malzeme Giderleri35.000.00034.770.00065.000165.000
İşçi Ücret ve Giderleri15.000.00011.000.0001.400.0002.600.000
Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmetler4.000.0003.890.00030.00080.000
Çeşitli Giderleri  3.200.0001.800.000250.0001.150.000
Vergi Resim Harç Giderleri 65.00030.00010.00025.000
Amortisman Giderleri1.235.0001.050.00075.000110.000
Toplam Dönem Maliyeti 58.500.00052.540.0001.830.0004.130.000
Üretim    20.000  
Satış    16.000  
Satış Geliri (Net)   64.000.000  
Birim Maliyet   2.627,00  
Toplam Satışların Maliyeti  42.657.667(2835,56x3000)+(2627x13000)
Stoklarda Kalan Maliyet  18.389.000(3.052x7.000)
Stoklardaki Artış   9.882.333(18389000-8506666,7)
Satışlar dışındaki diğer gelirler 55.000  
Dönem giderlerinin dışındaki giderler340.000  
Görüldüğü gibi birinci yıl toplam 57.000.000 TL tutarında değişik harcama yapılmakta ve bunun karşılığında 18.000 birim üretim yapılmaktadır. Dolayısıyla birim üretim tam maliyeti 2.835,56 TL olarak doğmaktadır. Bu üretimin 15.000 adedi satılmaktadır. Dolayısıyla toplam satılan malın maliyeti 42.533.333 TL’ye çıkmaktadır. 2000 adet yarımamulde stokta (bilançoda) kalmaktadır.
İkinci yılda yine 58.500.000 TL harcama yapılmaktadır. Ancak bu dönemde toplam üretimin veya satılabilir malın maliyet değeri bu değildir. Çünkü önceki yıldan gelen stoklarda vardır. Nitekim satışlarda öncelikle bu stokların (FİFO yöntemi) kullanıldığı varsayılmış ve satılan malın maliyeti bu şekilde bulunmuştur. www.ozdogrular.com
Şimdi her iki yönteme göre Kar Zarar düzenleyebilir ve karşılaştırmaları yapabiliriz.

SATIŞLARIN MALİYETİ ESASINA (Fonksiyonel Esasa) GÖRE
   
Brüt Kar/Zarar17.466.66721.342.333
Diğer faaliyet gelirleri140.00055.000
Diğer faaliyet giderleri-40.000-340.000
Dönemin Kar Zararı10.206.667.-13.182.333
Durdurulan Faaliyetler00
Faaliyet Kar/Zararı11.606.66715.097.333
Finansal Gelirler600.000120.000
Finansal Giderler-150.000-300.000
Genel Yönetim Giderleri-4.060.000-4.130.000
KAR ZARAR TABLOSU  
Net Satış Geliri60.000.00064.000.000
Özkaynak Yöntemine Göre Değerlenenİştirakler Kar Payları200.000300.000
Pazarlama Satış Dağıtım Giderleri-1.900.000-1.830.000
Satışların Maliyeti-42.533.33342.657.667
Sürdürülen FaaliyetlerT1T2
Sürdürülen Faaliyetler Dönem Kar/Zararı10.206,66713.182.333
Vergi Geliri/Gideri-2.050.000-2.035.000
Vergi Öncesi Dönem Kar/Zararı12.256.66715.217.333

TOPLAM MALİYET ESASINA( Çeşit Esasına) GÖREKAR ZARAR TABLOSU
Sürdürülen Faaliyetler T1T2
Net Satış Gelirleri60.000.00064.000.000
Diğer Faaliyet Gelirleri140.00055.000
Toplam Hasıla60.140.00064.055.000
Malzeme Giderleri-(32.500.000)-(35.000.000)
Personel Giderleri(15.205.000)(15.000.000)
Amortisman Giderleri(1.250.000)(1.235.000)
Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmetler(4.500.000)(4.000.000)
Çeşitli Giderler(3.545.000)(3.265.000)
Diğer Faaliyet Giderleri(40.000)(340.000)
Mamul Stoklarındaki Artış8.506.6679.882.333
Toplam Maliyet48.533.33348.957.667
Faaliyet Kar/Zararı11.606.667 15.097.333
Özkaynak Yöntemine Göre Değerlenen  
İştirakler Kar Payları200.000300.000
Finansal Gelirler600.000120.000
Finansal Giderler(150.000(300.000)
Vergi Önceki Dönem Kar/Zararı12.256.66715.217.333
Vergi Geliri/Gideri(2.050.000)(2.035.000)
Sürdürülen Faaliyetler Dönem Kar Zararı10.206.66713.182.333
Durdurulan Faaliyetler   
Dönemin Kar Zararı10.206.667.-13.182.333
Klasik bir şekilde düzenlenmiş bu tablolar eğer işletme yönetimi tarafından şirketin performansını daha iyi yansıttığı düşünülüyor ise, aşağıdaki şekilde de düzenlenebilecektir. Bu tablo dikkatlice incelendiğinde EBİTDA ve EBİT gibi ara toplamlarla işletmenin iç kaynaklarıyla borç ödeyebilme gücünü daha da iyi göstermektedir.
TOPLAM MALİYET ESASINA GÖRE
KAR ZARAR TABLOSU
   
Sürdürülen Faaliyetler T1T2
Net Satış Gelirleri60.000.00064.000.000
Diğer Faaliyet Gelirleri140.00055.000
Toplam Hasıla60.140.00060.055.000
Malzeme Giderleri32.500.00035.000.000
Personel Giderleri15.205.00015.000.000
Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmetler-4.500.000-4.000.000
Çeşitli Giderler-3.545.000-3.265.000
Stoklardaki Artış8.506.6679.882.333
Diğer Faaliyet Giderleri-40.000-340.000
Toplam Maliyet-47.283.333-47.722.667
EBİTDA (Faiz, Vergi, Amortisman Öncesi Kar)12.856.66716.332.333
Amortisman Giderleri-1.250.000-1.235.000
EBİT (Faiz, Vergi Öncesi Kar)11.606.66715.097.333
Özkaynak Yöntemine Göre Değerlenen  
İştirakler Kar Payları200.000300.000
Finansal Gelirler600.000120.000
Finansal Giderler-150.000-300.000
Vergi Önceki Dönem Kar/Zararı12.156.66715.217.333
Vergi Geliri/Gideri-2.050.000-2.035.000
Sürdürülen Faaliyetler Dönem Kar Zararı10.206.66713.182.333
Durdurulan Faaliyetler  
Dönemin Kar Zararı10.206.66713.182.333
   
IV- MADDİ /MADDİ OLMAYAN DURAN VARLIKLARIN YENİDEN DEĞERLEMESİ VE DİĞER KAPSAMLI GELİRLERDE RAPORLANMASI
Bir önceki sayıda “Diğer Kapsamlı Gelir Tablosu” hakkında özet bilgiler verilmiştir. Şimdi bu tabloda yer alan gider ve gelir unsurlarının daha detaylı bir incelemesi yapılacaktır. Bu sayıda sadece maddi (IAS 16) ve maddi olmayan duran varlıklarda (IAS 38) söz konusu olan yeniden değerleme modeli sonrasında ortaya çıkan yeniden değerleme farkları ve bunların raporlanması incelenecektir. www.ozdogrular.com
A- MEVCUT MEVZUATIN UFRS/UMS'LERLE KISACA KARŞILAŞTIRILMASI
2013 yılından itibaren yeni TTK kapsamında uygulamaya girecek olan Uluslararası Muhasebe Standartları ile halen mevzuatımızda yer alan hükümler vergi usul yasası ve ticaret yasası kapsamında karşılaştırıldığında aşağıdaki hususlar dikkati çekmektedir
1- Alış maliyetinin oluşturulmasında oldukça önemli farklar mevcuttur. Her şeyden önce VUK'un 270. maddesine göre alımla doğrudan ilgili giderlerin istenirse dönem giderlerine aktarılması artık ihtiyari olmayacaktır. Bundan sonra alımla birlikte zorunlu olarak noter, mahkeme, kıymet takdiri, komisyon, emlak alım ve özel tüketim vergileri ve benzeri giderler maliyete verilecektir. Yani aktifleştirilecektir.
2- Herhangi bir duran varlık alımı ile birlikte üstlenilen ve ileride işletmeden nakit çıkışına neden olacak durumlar söz konusu olursa, bunlar için karşılık ayrılarak duran varlığın maliyetine ilave edilecektir. Örneğin bir otel veya herhangi bir HES projesinde olduğu gibi arazi kamulaştırılarak özel firmaların kullanımına terk ediliyor ise ve belirli bir süre sonrada bu alan üzerindeki binalar veya tesislere ek harcamalar yapılarak devlete devredilecek ise, bu devir sırasında yapılacak harcamalar şimdiden duran varlıkların maliyetine eklenecektir. Ancak bu ekleme o zamanki toplam beklenen harcamanın net şimdiki değeri üzerinden karşılık hesabı aracılığı ile eklenecektir([11]).
3- Eğer farklı amortisman oranlarına tabi varlıklar topluca satın alınıyor ise, bunların topluca kaydı yerine ayrıştırılarak kaydı gerekmektedir. Örneğin bir bina arsası, binanın kendisi, içinde cihaz veya demirbaş niteliğindeki varlıklar ile topluca tek bir fiyattan alınıyor ise, bunların ekspertizi yaptırılarak her birinin amortismanı ayrı belirlenecektir. Dolayısıyla arsalar amortismana tabi tutulamayacaklardır. Daha gerçekçi bir uygulama olacaktır.
4- Duran varlıkların iktisabı için katlanılan finansman giderlerinin maliyete verilmesi zorunluluğu kalkmaktadır. Herhangi bir duran varlık için bir kredi kullanılmış ise bunların faizi ve kur farkları ister satın almadan önce, ister satın almadan sonra ödenecek olsunlar finansman gideri olarak değerlendirileceklerdir ve aktifleştirilmeyeceklerdir. Ancak nitelikli veya özellikli varlık olarak nitelenen ve yapımı bir yıldan daha uzun süren varlıkların yapımı süresinde bununla ilgili olarak doğduğu hesaplanabilen finansman giderleri maliyete zorunlu olarak verileceklerdir. Ancak maliyete verilmeye son verme tarihi aktife alındığı yılın sonu (31.12.20XX) değil, varlıkların kullanılmaya başlandığı aydır.
5- Amortisman oranlarını Maliye değil, bizzat işletme varlığın geri kalan kullanılabilir süresini tahmin ederek hesaplayacaktır. Eğer yoğun bir kullanım oldu ise daha fazla, az kullanım oldu ise daha az amortisman ayrılabilecektir. Üretim esaslı amortismanda ayrılabilecektir. Ayrılan amortismanlar duran varlığın kullanım şeklini yansıtacaktır. Her yıl maddi, maddi olmayan duran varlıklar gözden geçirilerek, daha önce seçilen amortisman oranları hakkında yapılan tahminlerin gerçekliği araştırılacaktır. Gerekirse amortisman oranları değiştirilecektir.
6- Yine ülkemize göre bir paradigma değişikliği olarak kabul edilebilecek şekilde, bu duran varlıklar içinde değer düşüklüğü karşılığı ayrılacaktır. Bunu düzenleyen IAS 38 Varlıklarda Değer Düşüklüğü standardına göre, eğer duran varlıklar fazla kullanma ve yıpranmaya maruz kalmış ise, genel ekonomik durumun veya sektörün geriye gidişi nedeniyle kullanılan varlıkların değeri düşmüş ise, veya makine veya cihazlarda olduğu gibi yeni ve daha verimlileri çıktığı için ekonomik olarak değeri düşmüş ise, maddi, maddi olmayan duran varlıklar ve şerefiye değer düşüklüğü testine tabi tutulacaktır. Bu test sonrasında geri kazanılabilir değer ile taşınmış maliyet değerinden (net defter değeri) hangisi düşük ise bu değerle değerleme yapılabilecektir. Geri kazanılabilir değer, kullanım değeri ile piyasa fiyatından büyük olanıdır.
7- Mevcut uygulamalarımızda olduğu gibi yılın hangi döneminde alınırsa alınsın, sadece yıl sonunda yıllık amortisman ayrılması uygulaması söz konusu değildir. Varlık ne zaman kullanılmaya başlanmış ise bu tarihten itibaren amortismana başlanacaktır. Yani kıst amortisman uygulaması kuraldır.
Diğer bir farklılaşma maddi veya maddi olmayan duran varlıkların taşınmış maliyet değeri yerine yeniden değerleme modeli içinde değerlemesi söz konusudur. Bu aşağıda daha ayrıntılı bir şekilde açıklanmaktadır. www.ozdogrular.com
B- MADDİ VE MADDİ OLMAYAN DURAN VARLIKLARIN YENİDEN DEĞERLEMESİ
TMS/IAS 16’ya (Maddi Duran Varlıklar Standardı) göre maddi duran varlıkların aktife alındıktan sonraki dönemlerde ya Maliyet Modeli yada Yeniden Değerleme Modeli ile değerlemesi olanaklıdır. Keza TMS/IAS 38’e (Maddi Olmayan Duran Varlıklar Standardı) göre de aynı durum geçerlidir. Yeniden değerleme modeli, enflasyon muhasebesi uygulamalarında olduğu gibi maliyet bedelinin genel fiyat düzeyine getirilebilmesi için belirli bir katsayı uygulaması değil, bundan bağımsız olarak değerlemeye konu varlığın değerleme günündeki cari değerinin bilanço değeri olarak kullanılmasıdır. Yeniden Değerleme Modeli seçildiğinde tüm benzer nitelikteki maddi/maddi olmayan duran varlık gruplarına uygulanması zorunludur.
Yine her yıl yerine varlığın defter değeri ile cari piyasa değerlerinin birbirlerinden önemli ölçüde farklılaştığı durumlarda değer düzeltmeleri yapılır.
Yeniden değerleme, herhangi bir varlık grubu için bilanço gününde mevcut defter değerlerine göre amortisman ayrıldıktan sonra yapılır. Ancak izleyen yıllarda amortisman gideri yeni değeri üzeri üzerinden hesaplanır. Yeniden değerlemenin yapılması sırasında özellikle arazi ve arsaların piyasa değerlerinin bulunmasında standart mesleki yeterliliğe sahip değerleme uzmanları tarafından değerleme yapılmasını öngörmektedir (TMS 16.32). SPK bu konuda yetki verdiği Gayrimenkul Değerleme Şirketleri’nin hizmetlerinden yararlanılmasını öngörmektedir([12]). Gayrimenkullerin dışındaki, makine, tesis, cihazlar gibi varlıkların piyasa değerleri, şirkete özgü yapısı nedeniyle kolayca elde edilemeyebilir. Böyle durumlarda eğer bu makine veya tesis yeniden yaptırılmış olsa kaça çıkardı ve eskime oranı dikkate alındığında defter değeri ne olurdu gibi bir yaklaşımla (itfa edilmiş yenileme maliyeti) veya işletme için haiz olduğu değer (kullanım değeri, getiri değeri) bulunmaya çalışılır([13]). Eğer varlık grubunun gerçeğe uygun değeri bu yöntemlerden herhangi birisi ile ölçülemiyor ise, yeniden değerleme modeli bu varlık grubunda kullanılamaz (TMS 16.31).
Yeniden değerlenmiş değeri ile defter değeri arasındaki fark eğer pozitif yani yeni değeri defter değerinden yüksekse fark varlığın defter değerinde düzeltilirken, pasifte normal gelir olarak değil, diğer kapsamlı gelirlerin bir parçası olarak muhasebeleştirilir ve öz kaynaklar arasında raporlanır. Eğer fark negatif ise varlıkta değer düşüklüğünün varlığı kabul edilir. Bu kez fark öz kaynaklarda değil, doğrudan zarar olarak kar zarar tablosunda raporlanır. Önce değer azalması nedeniyle zarar yazıldıktan sonra izleyen yılda değer artışı olursa, önce yazılan değer azalışı kadar kar zarar tablosuna gidecek şekilde gelir yazılır. Artan kısmı ise diğer kapsamlı gelirler içine alınır ve öz kaynaklarda raporlanır. Ancak ilk yeniden değerleme uygulaması yapıldığında doğan ve öz kaynaklara alınan yeniden değerleme artışında daha sonraki yıllarda yapılan yeniden değerleme nedeniyle azalma olursa, bu azalma doğrudan gider yazma yerine bu öz kaynak kaleminden indirim olarak muhasebeleştirilir. Değer azalmaları nedeniyle özkaynak grubunda birikmiş değer artışları tamamen kullanılmadıkça gider yazılması olanaksızdır.
Özkaynaklara alınan yeniden değerleme artışları duran varlık satılıncaya veya kullanım dışı tutuluncaya kadar korunur. Eğer varlık aktiften çıkarılıyor ise, bu farklar kar zarar tablosuna veya diğer kapsamlı gelirler içinde herhangi bir gelir hesabına alınamaz. Yine öz kaynaklarda Geçmiş Yıllar Karları’na aktarılabilir. Yani nitelik olarak sermaye yedeği değil, kar yedeğidirler. Ancak bu değer artışlarının bir kısmı duran varlık aktiften çıkarılmadan da Geçmiş Yıllar Karları’na aktarılabilirler. Aktarılabilecek bu tutar eğer duran varlık yeniden değerleme uygulaması yapılmamış olsa idi, ayrılabilecek amortisman ile yeniden değerleme yapıldıktan sonra ayrılan amortisman arasındaki fark kadar olabilir.
Bu yöntemde yeniden değerleme konusu yapılan duran varlıkların satışında dikkat edilmesi gereken husus duran varlık satış karı veya satış zararının olmayacağıdır. Yukarıda belirtildiği gibi bu yöntemde özkaynaklarda biriken tutarlar kar zarara alınmadan geçmiş yıllar karlarına alınırlar. Eğer son değerlemeden sonra duran varlık elden çıkarılıyor ise, elden çıkarma aşamasında satış bedeli o duran varlığın gerçeğe uygun değeri kabul edilir ve önce bu tutara varlığın net değeri getirilir. Daha sonra satış kaydı yapılır. Dolayısıyla karlı veya zararlı satış kaydı yapılmaması gerekir. Aksi halde varlık satış değer artışlarının (karların) son değerleme tarihine kadar olan kısmı geçmiş yıllar karlarında muhasebeleştirilirken, son dönemlerde (en son değerlemeden sonra) meydana gelen değer artışları kar zarara gelmiş olur ki, bu da tutarsızlık yaratır. Değer artışlarının bir kısmı kar zararda muhasebeleştirilirken, bir kısmı doğrudan özkaynaklarda muhasebeleştirilmiş olurlar. Buna imkan vermemek için satış bedeli gerçeğe uygun değeri veya yeniden değerlenmiş değeri kabul edilir ve değerleme yapılır. Daha sonra varlığın aktiften çıkış kaydı yapılır. Bu aşağıda özetlenmektedir.
Meydana gelen değer artışının kayda alınmasında ise iki yöntemden biri tercih edilebilir. Birincisine net yöntem adı verilmekte olup, öncelikle birikmiş amortismanlar duran varlık ile karşılıklı olarak kapatılır ve daha sonra varlığın defter değeri yeni tespit edilmiş değerini yükseltilir. Bu yöntem daha çok binalarda uygulanır. Diğer yöntem ise brüt yöntem veya endeksleme yöntemidir. Burada öncelikle duran varlığın net değerinde medyana gelen artış oranı tespit edilir. Varlığın hem aktif değeri, hem birikmiş amortismanları aynı oranda artırılır. Böylece varlığın aktif ve pasif değerleri yeniden tespit edilmiş olur. Ancak artışlar arasında kalan fark Yeniden Değerleme Artışlarına aktarılacak tutardır.
Yeniden değerleme işlemi varlığın vergi değeri ile muhasebe değerinin farklılaşmasına neden olur. Bu fark ileri dönemlerde fazla ayrılan amortismanlar oranında azalır ve amortisman süresinin sonunda ortadan kalkar. Dolayısıyla IAS 12 Gelir Vergileri standardı kapsamında geçici farktır. Bu standarda göre herhangi bir varlığın muhasebe değeri vergi değerinden yüksek ise ileride vergilendirilebilir geçici fark yaratır ve ertelenmiş vergi yükümlülüğüne neden olur. Dolayısıyla pasifte bu farkın vergi oranı ile çarpımı ölçüsünde Ertelenmiş Vergi
Borcunun kayda alınması gerekir. Ancak geçici farklardan doğan ertelenen vergi borcu veya vergi alacağı kar zararda değil, diğer kapsamlı gelirlerde muhasebeleştirilir ve dolayısıyla öz kaynakların bir parçası olurlar. Her yıl vergi değerine göre ayrılandan daha fazla amortisman ayrılacağı için bu farklarda vergi borcundan düşülürken, dönem kar zararına alacak kaydedilirler. Şimdi bu belirtilenler bir örnekle gösterilmeye çalışılacaktır. www.ozdogrular.com
C- YENİDEN DEĞERLEME UYGULAMASI ÖRNEĞİ
XY A.Ş.’nin pazarlama faaliyetlerini yürüttüğü binanın 2011 yılı sonunda aktif değeri 100.000 TL dönemin amortismanı ayrıldıktan sonraki birikmiş amortismanları ise 10.000 TL’dir. Gayrimenkulün normal amortisman oranı % 2’dir. 2011 yılı sonunda yaptırılan gayrimenkul değerlemesi sonucunda piyasa değerinin 120.000 TL ye çıktığı, 2012 yılı sonunda ise 100.000 TL ye indiği tespit edilsin.. Şirket bu gayrimenkulünü 1.7.2013 tarihinde 90.000 TL ‘sına satmıştır. Hemen belirtelim ki, yeniden değerlemenin bu denli sık yapılması gerekmez. Örneğin kolay takibi amacıyla böyle bir varsayım yapılmıştır. Ayrıca düzeltmelerde bilinçli bir şekilde brüt yöntem tercih edilmiştir. Daha zor ve anlaşılması kolay olmayan bir yaklaşım şeklinin örneklenmesi amaç edinilmiştir.
-----------------------31.12.2011 ----------------([14])
252 BİNALAR 33.333,33
550 MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞI 30.000
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 3.333,33
Yıl sonunda yeniden değerleme uygulaması ile
aktif değerinin cari değere yükseltilmesi
--------------------31.12.2011 -------------------
559 ÖZKAYNAKLARDA MUH. GELİR VE
GİDERLERİN VERGİ ETKİSİ 6.000
489 ERTELENEN VERGİ BORCU 6.000
Yeniden değerleme artışının ertelenen vergi etkisinin
muhasebeleştirilmesi (TMS 12.62) (30000x0,20)
-------------------- 31.12.2012 -------------------
760 PAZARLAMA SATIŞ DAĞITIM GİDERLER 2.666,66
Amortisman Giderleri
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 2.666,66
Dönem sonu amortisman ayrılması
120.000 / 45 yıl = 2.666,66
133.333 x 0,02 = 2.666,66
-----------------------31.12.2012 -------------------
489 ERTELENEN VERGİ BORCU 133,33
693 SÜRDÜRÜLEN FAALİYETLER
ERTELENMİŞ VERGİ GELİR ETKİSİ 133,33
Amortisman nedeniyle doğan farkın vergi etkisi
Yasal (vergisel) amortisman 2.000
Muhasebe değeri üzerinden amortisman 2.666,66
Vergilendirilebilir farkta azalma 666,66
% 20 Vergi etkisinde azalma 133,33
------------------ 31.12.2012 ----------------
550 MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞI 17.333,33
489 ERTELENMİŞ VERGİ BORCU 3.466,67
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 2.363,64
252 BİNALAR HESABI 19.696,97
559 ÖZKAYNAKLARDA MUH. GELİR VE
GİDERLERİN VERGİ ETKİSİ 3.466,67
Binanın değerinin net 100.000 TL'ye düşmüş olması nedeniyle
10.000+3.333,33+2.666,66= 16.000 Birikmiş Amortisman
133.333,33 – 16.000 = 117.333,33 Net defter değeri
117.333,33 – 100.000,00 = 17.333,33 Değer azalması
((100 * 100.000) / (117.333,33))-100 = % 14,77 Değer Azalma Oranı
133.333,33 x 0,8523 = 113.636,36 Binanın yeni aktif değeri
16.000,00 x 0,8523 = 13.636,36 Binanın birikmiş amortismanının yeni değeri
100.000,00 Binanın net yeni değeri
133.333,33 – 113.636,36 = 19.696,97 Binanın aktif değerinde düşüklük
16.000 – 13.636,36 = 2.363,64 Bir Amortismanda düşüklük
17.333,33 x 0,20 = 3.466,67 Ertelenen Vergi Etkisi
--------------------1.7.2013 --------------------------
760 PAZARLAMA, SATIŞ DAĞITIM GİDERLERİ 1.136,36
Amortisman Giderleri
489 ERTELENMİŞ VERGİ BORCU 227,27
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 1.136,36
693 SÜRDÜRÜLEN FAALİYETLER
ERTELENMİŞ VERGİ GELİR ETKİSİ 227,27
Satışa kadar kullanım nedeniyle ayrılan amortisman
gideri ve bunun vergi yasalarına göre ayrılması
mümkün olmadığı için matraha eklenecek kısmın
vergi etkisi
100.000 x (1/44) x (1/2) = 1.136,36
1.136,36 x 0,20 = 227,27
--------------------1.7.2013---------------------------
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 1.324,45
550 MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞI 8.863,58
489 ERTELENMİŞ VERGİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ 2.037,60
252 BİNALAR 10.188,03
559 ÖZKAYNAKLARDA MUH. GELİR VE
GİDERLERİN VERGİ ETKİSİ 2.037,60
Binanın satıştan önce gerçeğe uygun değere getirilmesi
Değer azalma oranı = % 8,9655
(90.000*100) / 98.863,64= 91,03 (100 – 91,03= 8,9655)
113.636,36 * 0,089655 = 10.188,09
14.772,72 * 0,089655 = (1.324,45)
Net değer düşüklüğü = 8.863,63
-------------------- 1.7.2013--------------------------
VARLIK HESAPLARI 90.000,00
257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 13.448,27
252 BİNALAR 103.448,27
Binanın satış kaydı
---------------------- 1.7.2013 ----------------------
550 MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞLARI 3.803,04
559 ÖZKAYNAKLARDA MUH. GELİR VE
GİDERLERİN VERGİ ETKİSİ 760,60
572 YENİDEN DEĞERLEME,
SINIFLAMA DÜZELTME KARLARI 3.042,44
Biriken değerleme farklarının birikmiş karlara devri
----------------------- / -----------------------------
489 ERTELENMİŞ VERGİ BORCU 400
693 SÜRDÜRÜLEN FAALİYETLER
ERTELENMİŞ VERGİ GELİR ETKİSİ 400
Duran Varlıkların elden çıkarılması nedeniyle
doğan 2000 TL karın (vergi matrahının) doğurduğu
vergi etkisinin kayda alınması
----------------------- / -----------------------------
Bu kayıtlar dikkate alınarak düzenlenen Diğer Kapsamlı Gelirler kablosunun görünümü üç yıl boyunca (bunların dışında dönem karının her yıl 50.000 TL olduğu varsayımı ile) aşağıdaki gibi olacaktır. www.ozdogrular.com
 201120122013
Dönem Net Karı50.000,0050.000,0050.000.00
MDV Yeniden Değerleme Artışı30.000(17.333,33)(3.803,04)
Ertelenmiş Vergi Gelir/Gider Etkisi(6.000 )3.466,67760,60
Toplam Diğer Kapsamlı Gelirler24.000(13.866,66)(3.042,44)
Toplam Kapsamlı Kar/Zarar74.00036.133,3446.957,56
Bilançoda ise aşağıdaki gibi bir görünüm yer alacaktır.
AKTİF201120122013
Maddi Duran Varlıklar (Net)Kayıtlı DeğerBirikmiş Amortisman120.000,00133.333,33(13.333,33)100.000,00113.636,36(13.636,36) 
PASİF   
MDV Yeniden Değerleme ArtışıErtelenmiş Vergi EtkisiGeçmiş Yıllar Kar Zararı30.000,00(6.000,00)12.666,66(2.533,33)3.042,44
Dönem Kar/Zarar(Amortisman Giderleri-Vergi Geliri)(2.000,00)(2.533,33)(509,09)
Özkaynak Toplamı22.000,007.600,002.533,35
V- SONUÇ
Maddi ve maddi olmayan duran varlıkların yeniden değerleme modeline uygun şekilde değerlemesi oldukça farklı ve alışık olmadığımız bir uygulama şekli idi. Ayrıca Diğer Kapsamlı Gelirler şeklinde bir tabloda henüz alışamadığımız bir tablodur. Borsa şirketlerimiz vesilesi ile 2007 yılından beri artık alıştığımız uygulamalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle; MDV yeniden değerleme artışlarının halka açılmak isteyen şirketlerimizin düşük görülen öz kaynak tutarlarının daha gerçekçi bir hale getirilmesinde bir araç olarak kullanıldığı özellikle yeni halka arz işlemlerinde dikkati çekmektedir. Bu şüphesiz ki, UFRS/UMS'lere uygun mali tablo düzenlemeye geçmemizin olumlu hanesine yazılacak bir husustur. Ancak burada adını veremeyeceğimiz bazı halka açık şirketlerde daha varlık elden çıkarılmadan yeniden değerleme artışının sermayeye eklenmesi gibi yanlış yöntemlere başvurulduğu da görülmektedir. Bu açıdan uygulamanın çok dikkatli bir şekilde izlenmesi de zorunlu olarak ortaya çıkmaktadır. Hatta yeniden değerlemede kullanılacak değerlerin SPK'dan yetki almış olsa dahi ciddi olmayan Gayrimenkul Değerleme Şirketleri aracılığıyla abartıldığı şeklinde duyumlar bu konuda şüpheleri artırmaktadır. Bu nedenle bağımsız denetim şirketlerine oldukça önemli bir görev düşmekte, uygulamanın standartlara uygunluğu ve kullanılan değerlerin gerçekçiliğini test etmeleri gerekmektedir. Yukarıdaki örnek umarız bu yönteme göre kayıt ve değerleme yapan şirketlerimize yararlı olacaktır. www.ozdogrular.com

Hasan KAVAL*
E-Yaklaşım

(*) Prof. Dr.
([1]) 16 Haziran 2011 de IAS 1’de yapılan değişiklikle bu tablonun adı Kar Zarar ve Diğer Kapsamlı Gelirler Tablosu olarak belirlendiği için çalışma kapsamında Gelir Tablosu yerine Kar Zarar Tablosu tamlaması kullanılacaktır.
([2]) Almanca literatürde bu tablo çoğu kez "Erfolgrechnung" (Başarı hesabı) anılmaktadır. Makedon dilinde de aynı anlama gelen sözcükler kullanılmaktadır.
([3]) Hemen belirtelim ki, bu sadece fonksiyon esasına göre düzenlenen gelir tabloları için bir eleştiri konusu değildir. Aynı durum Toplam Maliyet Esasına göre düzenlenen gelir tablolarında da söz konusudur. Ancak ne var ki, özellikle hizmet sektöründe, gerçeğe uygun değerle dönem sonu stok değerlemesi yapan işletmelerde (tarım, hayvancılık) veya alım-satım faaliyetiyle uğraştığı için dönem sonlarında üretim maliyeti ve stok değerleme problemi olmayan işletmeler için giderlerin fonksiyonlara dağıtımı gibi bir durum doğmayacağı için Toplam Maliyet Esasına göre kar zarar hesabı daha kolay ve dağıtımlar yapmadan düzenlenebilecektir.
([4]) Karlheinz Küting, Michael Ruter Christian Zwirner., Die Erfolgrechnung nach dem Umsatzkostenverfahren (Teil B),
([5]) Michael Reuter, Christian Zwirner., “Erfolgrechnung nach dem Umsatzkostenverfahren- Konzeption und Praxis., Betrieb und Wirtschaft, 15/2003, s.618
([6]) Bernhard Pellens, Rolf Uwe Fülbier, Joachim Gassen, Internationale Rechnungslegung, 5. Auflage, Schaeffer/Poeschel Verlag, s. 183
([7]) Bernhard Pellens, Rolf Uwe Fülbier, Joachim Gassen, Internationale Rechnunslegung, a.g.e. s.185
([8]) Barbara E. Weisenberger, IFRS für Controller, Rudolf Haufe Verlag, 2007, s.104
([9]) 2015 yılından sonra zorunlu olarak uygulanmak üzere
([10]) Bendik Höhn., “Die Ökonomische Relevanz des Other Comprehensive Income”, Der schweizer Treuhaender.,Sayı : 9/2011, s.677
([11]) Bu konunun örnekleri için bkz., Hasan Kaval, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (IFRS/IAS) Uygulama Örnekleri ile Muhasebe Denetimi, 3. Baskı, Gazi Kitapevi, s.327
([12]) SPK’nın 28.11.2008 tarih ve 31/1241 sayılı kararı olup, 2008/48 sayılı haftalık bülteninde yayınlanmıştır.
([13]) Böyle bir değerleme yine SPK’nın 17.07.2003 tarihli kararında belirtilen nitelikleri taşıyan değerleme yapmaya yetkili kuruluşlar tarafından yapılabilecektir.
([14]) Eğer net yöntem tercih edilmiş olsa idi aynı madde aşağıdaki gibi kaydedilebilirdi.
----------------------- / -------------------------------
BİNALAR 30.000
MADDİ DURAN VARLIKLAR
YENİDEN DEĞERLEME ARTIŞI 30.000
------------------------- / -----------------------------
KAYNAK: http://www.akademikdenetim.com.tr/dosya/13234206442e2d-Kar_Zarar_Tablosu_ve_Diger_Kapsamli_Gelirler__Yaklasim_1.pdf

Blog Arşivi

BU HAFTA EN ÇOK OKUNANLAR

EN ÇOK OKUNANANLAR

Categories

.edevlet.com (1) ‘Gelir Testi’ (1) ‘intibak zammı’ (1) "EŞ DURUMU" (1) "muhasebe" (21) "Pratik Bilgiler "pratik bilgiler (1) (Stopaj (1) 01.01.2012 - 30.06.2012 Asgari Ücret (1) 01.07.2012 - 31.12.2012 Asgari Ücret (1) 12 Eylül mağdurları (2) 15 yıldan az memuriyet (1) 16 Yaşından Büyükler Asgari Ücret (1) 16 yaşını doldurmuş işçiler (1) 18 Yaş GSS (1) 18 Yaş Üstü (1) 2-B arazilerinin satış şartları (1) 2009 askerlik borçlanması hesaplama (1) 2011 enflasyon (1) 2011 kapanış işlemleri (6) 2011 Yılbaşı Milli Piyango (1) 2012 (105) 2012 açılış işlemleri (6) 2012 Amortisman Sınırı (1) 2012 ASGARİ (1) 2012 ASGARİ ÜCRET (2) 2012 Avukatlık Ücret Tarifesi (1) 2012 DAMGA VERGİSİ ORANLARI (1) 2012 defter (1) 2012 Defter tasdi (1) 2012 Defter Tutma Hadleri (1) 2012 DİĞER KAZANÇ (1) 2012 Fatura Düzenleme Sınırları (1) 2012 Geçici Vergi Oranları (1) 2012 Gelir Vergisi (1) 2012 gelir vergisi oranlar (1) 2012 GELİR VERGİSİ ORANLARI (1) 2012 Gelir vergisi tarifesi (2) 2012 Hesap Pusulası (1) 2012 KAPICI MAAŞ HESABI (1) 2012 milli piyango sonuçları (1) 2012 Motorlu Taşıtlar Vergisi (1) 2012 Motorlu Taşıtlar Vergisi Tarifeleri (1) 2012 MTV (1) 2012 Sakatlık indirimi (1) 2012 SGK İDARİ PARA CEZALARI (1) 2012 VERGİDEN MÜSTESNA YEMEK BEDELİ (1) 2012 YEMEK BEDELİ (1) 2012 Yemek İstisnası (1) 2012 Yılbaşı Milli Piyango (1) 2012 YILI (66) 2012 yılı asgari ücret (2) 2012 yılı asgari ücret tutarları (2) 2012 yılı cenaze ödeneği (1) 2012 YILI DEFTER TUTMA (1) 2012 YILI DEFTER TUTMA HADLERİ (3) 2012 yılı emzirme ödeneği (1) 2012 Yılı gelir (1) 2012 Yılı gelir vergisi (1) 2012 Yılı gelir vergisi dilimleri (1) 2012 yılı gelir vergisi oranları (1) 2012 Yılı Sakatlık İndirimi (1) 2012 yılı vergi (1) 2012 yılında uygulanacak yeniden değerleme oranı (1) 2012 Yili Asgari Geçim İndirimi Tablosu (1) 2B Arazi (1) 2B Arazileri (2) 31.10.2011 tarih 292 nolu karar (1) 3600 günle emeklilik (1) 4 ülkede kıdem tazminatı fonu (1) 4/b Sigortalılık Bildirimi (1) 4857 (1) 4857 sayılı (1) 5 lira fazla katılım payı (1) 6111 Sayılı Kanun (1) 65 YAŞ (1) 65 YAŞ AYLIĞI (1) 65 yaş ve özürlü maaşı hangi hallerde kesilir? (2) 657 s.DMK’ya göre istihdam şekilleri (1) 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNU (1) 663 sayılı KHK (1) 666 kanun (1) 666 sayılı (1) 8.000 TL üzerindeki ödemeler (1) 975 lira taban (1) Açık Hesaplarınızın Ne Kadarını Tahsil Edebileceğinizi Biliyormusunuz (1) AGİ (2) AGİ NEDİR? (1) aidatlarını ödememekte direnirken (1) AİLE HEKİMLİĞİ (1) Akaryakıt fişi (1) Akşam Metin Taş (1) Alacak ve Borç Notları (1) Alarm İzleme Merkezi Kurma ve İşletme Yeterlik Belgesi (1) Ali TEZEL (1) almanya (1) Almanya'dan yurtdışı borçlanma (1) ALO 170 (1) Amortisman (1) Amortisman Sınırı (1) Analık sürelerinin borçlanılması (1) Ankara bomba (1) ANONİM ŞİRKET (1) Anonim şirketler (1) Anonim şirketler neden ve nasıl hisse senedi bastırmalıdır (1) ANONİM ŞİRKETLERDE MENKUL KIYMETLER (1) APARTMAN GÖREVLİLERİ AGİ (1) ARAÇLARIN Trafikten Silinmesi (1) Aralık 2011 Vergi Takvimi (1) ASBİS (1) ASBİS Nedir (1) ASGARİ GEÇİM (1) ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ (1) ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ 2012 (1) asgari geçim ücreti (1) Asgari Ücret (8) Asgari ücret 701 (1) Asgari Ücret Maliyeti (1) Asgari Ücret ve Yasal Kesintiler (2) Asgari ücret yeni yılda (1) ASKERİ İŞ MÜFETTİŞLİĞİ (1) askerlik (2) askerlik borçlanma formu (1) askerlik borçlanma hesaplama (1) askerlik borçlanma hesaplaması (1) askerlik borçlanma işlemi (1) Askerlik borçlanması (3) ASKERLİK KANUNU (1) atama (2) Avukat (1) Avukatlık (1) AVUKATLIK ASGARİ (1) AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET (1) AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ (1) Avukatlık Ücret (1) Avukatlık Ücret Tarifesi 2012 Belirlendi (1) Aylığa Hak Kazanma Koşulları (1) AYLIK VE YILLIK ENFLASYON (1) baglilik (1) Bağ (1) Bağ-Kur (5) bağ-kur dökümü (1) Bağ-Kur İntibak (1) Bağ-Kur Tevkifatı (1) Bağımsız Denetçi (2) bağımsız denetçiler (1) Bağımsız denetim (2) Bağımsız Denetleme (1) BağKur (4) bağkur dökümü (1) Bağkur hizmet dökümü (1) bağkurlu dökümü (1) Bahçe Tapusu Olanların Tarım SSK’lısı Olup Olamayacaklarının Açıklanması (1) bakanı (1) Bankalar (1) Basit usul (1) Başbakan Tayyip Erdoğan (1) BAYRAM TATİL GÜNLERİNDE İŞ KAZASI (1) BDDK (1) bedelli (2) BEDELLİ ASKERLİK (4) bedelli askerlik işlemleri (1) Bedelli çalışmaları bayramdan sonra (1) Belediyeden kiralanan seyyar sergi yerleri için kira ödemeleri üzerinden tevkifat yapılmayacağı (1) belli para (1) BEŞ PUANLIK (1) beyanname (100) Bilirkişi (1) Bilirkişilerin (1) Bilirkişiye Başvuru (1) binek (1) Binek otomobilin alım ve satımında KDV oranı kaçtır ? (1) Binek otomobilin KDV’sini (37) Bir Kişi İle Kurulabilecek (1) Bireysel Emeklilik (1) Bireysel Emeklilik Sistemine Yapılan Ödemeler (1) BİRLEŞME İŞLEMLERİNE İLİŞKİN ESASLAR TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SERİ: I (1) borçlanma (1) Borçlanma Bedelleri (1) Borçlunun bütün eşyaları haczedilemez (1) Borçlunun haline uygun evi haczedilemez (1) BUGÜNKÜ YAZILAR (5117) bülent deniz (1) C Özel Güvenlik Yöneticisi Kimlik Kartı (1) Cenaze Ödeneği (1) Creditnote (1) Cumhuriyet tarihi rekoru (1) ÇALIŞANLARIN SOSYAL GÜVENLİĞİ (1) çalışma ve sosyal güvenlik (1) Çalışmayan (1) çek (1) çek yasası (1) çevre temizlik vergisi (1) Çeyiz Yardımı (1) Çocuklar sağlık hizmeti (1) daha az prim (1) Damga Vergisi (1) danışman (1) Dar Mükellefiyet (1) debitnote (1) defter (2) Defter Bilgi Girişi (1) defter Kapanış Tasdiği (1) Defter tasdi (1) Defter Tasdikinde Ek Süre (1) defter tutulma (1) Defter ve belgeleri depremde kaybolanlar (1) Değer Artış KazançI (1) Değer Artış Kazançlarının Vergilendirilmesi (1) değerleme oranı (1) Denetçi olabilme (1) Denetçilerin Atanması (1) Denetçinin seçilmesi (1) Denetim raporu (1) Denetimin (1) Deprem bağışları (1) Deprem bağışlarının vergi matrahından (1) Deprem bölgesinde primi 1 gün bile yatana emeklilik (1) Deprem sigortası (1) deprem vergisi (1) Depremzede işçinin ücreti İş-Kur'dan (1) Depremzedelere müjde (1) DERNEKLER (1) DERNEKLER YÖNETMELİ (1) dilekçe (224) DİLEKÇE ÖRNEĞİ (2) DİLEKÇE ÖRNEĞİ Veri Sorgulama (1) DİLEKÇE ÖRNEKLERİ (12) DİLEKÇEYE (1) Dizi (1) DOĞUM BORÇLANMASI (5) Doğum ücretsiz izni ve izinden dönüşte işe başlama hakkı (1) dönem sonu (6) DÖNEM SONU İŞLEMLERİ (7) Dul aylığı (1) DUYURULAR (568) e devlet (1) E-Defter (1) e-devlet (1) e-haciz (1) ebeyanname (100) ece üner (2) Ecrimisil (1) edefter (1) edefter.gov.tr (1) edevlet (1) EKONOMİ (626) Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan (1) Elektronik Defter (1) Emekli (11) emekli aylığı (1) emekli aylığını yükseltmek (1) Emekli aylıkları haczedilemez (1) Emekli dernekleri (1) Emekli İkramiyesi (1) emekli intibak (1) Emekli Sandığı (3) Emekli Sandığı dökümü (1) Emeklilerin maaşı (1) Emeklilik (1) Emeklinin alım gücü (1) Emeklinin intibakı (1) EMEKLİNİN YILLIK İZNİ (1) Emekliye (1) Emekliye intibak (1) Emekliye müjde (1) Emekliye tazminat (1) Emekliye zam geliyor (1) emlak vergisi (4) Emlak Vergisi bildirimi (1) Emsal kira (1) EMZİRME ÖDENEĞİ (2) ENFLASYON (1) Enflasyon Hesaplama (2) Engelli bakım maaşına konulan hacize mahkeme 'dur' dedi (1) Engelli Sigortalıların (1) Engellilere İş Müjdesi (1) erken emekli (1) Eski memur (1) Esnaf Sicil Kaydı Bağ-Kur'lu (1) Esnek Zamanlı Çalışma (1) eş durumu nakli (1) eşi vefat etmiş (1) EŞİT DAVRANMAMA TAZMİNATI (1) Etiketler: 292 nolu hakem heyeti kararı (1) ev hanımına (1) Ev hanımlarının emekliliği (1) Evlenme Ödeneği (1) evlilik (1) FAİZ (2) Faktoring İşlemlerinin Muhasebe Kaydı (1) FARK ÜCRETİ (1) faruk çelik (1) FASON HİZMETLERDE KDV İADESİ (1) FASON TEKSTİL (1) FATURA (2) Fatura Düzenleme (1) Fatura Düzenleme Sınırları (1) Fatura Kullanımı (1) Faturada Ayrıca Teslim Adresine Yer Verilebilir mi? (1) FATURAYA SÜRESİNDE İTİRAZ (1) fazla çalışma (1) Fazla mesai (1) Fazla mesai nasıl ispatlanacak (1) FESHİ (1) fesihte geçerli neden (1) Fiili Hizmet Zammı (1) Finanasal (1) Finanasal Kiralama (1) Finanasal Kiralama Muhasebe Kayıtları (1) Finansal kiralama (1) FİRMADA KULLANILAN OTOMOBİLİN KAZA YAPMASI SONUCU SERVİS ŞİRKETİ TARAFINDAN KESİLEN FATURANIN SİGORTA ŞİRKETİNE YANSITILMASI MUHASEBE KAYDI (3) FON İSİMLERİ (1) Foreks İşlemi (1) FRANSIZ ÜRÜNLERİ (1) Gayri Maddi Haklar (1) GAZETECİ VE GEMİ ÇALIŞANLARINI (1) GAZETECİLER NE ZAMAN EMEKLİ OLUR (1) Geçici iş göremezlik (1) Geçici iş göremezlik ödeneği (2) Geçici Vergi Oranları (1) Geçici Vergide Yanılma Payı (1) gelir (302) gelir testi (3) GELİR TESTİ NEDİR (1) Gelir Testi Süresi Uzatıldı (1) Gelir testine müracaat bildirimi (1) Gelir Uzman (1) Gelir ve Aylıklarda Zamanaşımı Sürelerinin Eski ve Yeni Kanunla Karşılaştırılması (1) Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması (1) gelir vergisi (2) Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 280) (1) GELİR VERGİSİ ORANLARI (1) gelir.gov.tr (125) gelirler (4772) gelirler.com (192) gelirler.gov.tr (4349) gelirlergov (111) gemlik hakem heyeti (1) gemlik tüketici sorunları ilçe hakem heyeti (1) genek sağlık başvuru (1) Genel Sağlık Sigortalıs (1) Genel Sağlık Sigortası (2) GENEL SAĞLIK SİGORTASI (4) GEREKEN (1) GEREKLİ BİLGİLER (5) ggs (3) GİB (3286) gib.gov.tr (31) gider pusulası (1) Giriş Sınavı (1) Götürü Gider (1) GSS (9) GSS DİLEKÇE ÖRNEĞİ (1) gss Prim Tablosu (1) GSS Sağlık (1) GSS tescil bildirim (1) Gurbetçi ev hanımı (1) GÜMRÜK GENEL TEBLİĞİ (TARİFE-SINIFLANDIRMA KARARLARI) (SERİ NO: 13) (1) GÜNDEM (4934) HABER (4470) habertürk tv (2) haciz (1) Hafta Tatili Ücreti (1) HAFTALIK YAYIN (28) hakem heyeti kararları (1) HASTA SEVK FORMU (1) hastane (1) Hem kocadan hem de anne-babadan aylık bağlanır mı (1) hesap işletim ücreti iadesi (1) hesap işletim ücreti iadesinin kararı (1) hesap işletim ücretine itiraz (1) hesap işletim ücretleri (1) hesap işletim ücretleri iadesi (1) Hesap numaraları (1) hesapişletim ücretinin iadesi (1) hız sınırı (2) hibe kredi (1) HİLELİ İFLAS ETMEK (1) Hizmet Dökümü (1) Hizmet grubu (1) https://www.turkiye.gov.tr/ (1) hukuk (1) Irak (1) iade (1) İbraname (1) ibraname Örneği (2) için (1) İdari Para Cezaları (1) İhaleli İşlerde Kıdem (1) İhbar İkramiyesi (1) İhracat (2) İHRACATTA GVK (1) İhtirazi Kayıtla Beyan (1) ikinci derece usulsüzlük (1) İkramiyenizi güncel (1) İktisap Tarihi (1) İlk Defa Sigortalı Olarak Çalışmaya Başlamadan Önce Malûliyeti Bulananların Emeklilikleri (1) indirilebilir (1) indirim (1) İndirimli Orana (1) İndirimli Orana Tabi Satışlar (1) internet sitesi (1) İNTERNET SİTESİ ZORUNLULUĞU (1) İntibak (6) İntibak 2013'e kaldı (1) İntibak Maaş (1) intibak yasası (3) İNTİBAK YASASI 2012'DE YASALAŞIYOR (1) intibak zammı (1) İstanbul Tapu Kadastrolular Derneği Başkanı Metin Yeşil (1) isteğe bağlı sigorta (1) istifa (1) İstifa eden işçinin hakları (1) istifa evrakları (1) İSTİSNA TUTARLARI (1) İŞ (1) İŞ GÖREMEZLİK BELGESİ (1) İş göremezlik belgesi değişti (1) İş Kanunu Para Cezaları (1) iş kazası (1) iş koçu (1) İş Sözleşmeleri (1) iş sözleşmesi (1) İşçi (1) İŞÇİ 1 ay içinde dava açabilir (1) İŞÇİ ALACAK BELGESİ (1) işçi izin hakları (1) İŞÇİ VE ESNAFIN ÖLÜMÜNDE CENAZE ÖDENEĞİ VERİLME ESASLARI (1) İşçilerin İzinleri (1) İşçilerin İzinleri Hakkında Bilinmesi Gerekenler (1) işçilerinin (1) İŞÇİNİN BİRDEN FAZLA RAPOR (1) İŞÇİNİN HAFTA TATİLİ (1) İŞÇİNİN İSTİFA ETMESİ (1) İŞÇİNİN İSTİFA ETMESİ VE DİĞER ÇIKIŞ İŞLEMLERİNDE YAPILMASI GEREKENLER (1) İŞÇİNİN İŞVERENE ÇEKECEĞİ İHTAR ÖRNEĞİ (1) İşçinin sadakat borcu (1) İŞE İADE EDİLME (1) İŞKUR (4) İşlem Denetçiliği (1) İşlem denetçisi (1) işletim ücreti iadesi (1) İşsizlik (1) İşsizlik maaşı (1) İşsizlik ödeneği (1) İŞSİZLİK ÖDENEĞİ (1) İŞSİZLİK SİGORTASI (1) İşsizlik yardımları (1) İşte yerli otomobilin gerçek fiyatı (1) İşten Ayrıldığımda Ne Kadar Kıdem Tazminatı Alabilirim (1) İşten Ayrılırsam Emeklilik Şartlarım Değişir mi (1) İşveren (2) işveren fesih (1) İşveren işçiden senet alabilir mi? (1) İşverenlerimizin Ücret (1) İZİN (1) KABAHATLER KANUNU (1) Kaçak işçi (1) Kaçak işçi çalıştıranlar (1) Kaçakçılık suçu (1) Kadın ve erkeğin emekli olma yaşları farklı (1) KADINLARIN DOĞUM İZNİ (1) Kadrolulara bayram hediyesi (1) kamu (1) kanun (950) kapanış muhasebe kayıtları (6) karşılıklı edimler (1) KARŞILIKSIZ ÇEK (1) KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇ OLMAKTAN ÇIKARILIYOR (1) Kart aidatı (1) kartı (1) KASIM MALİ TAKVİMİ (1) katılım payı (1) Katma Değer Vergisi Oranları (1) Katsayı (1) Katsayı uygulaması (1) Katsayı uygulaması kalktı (1) kayıt (3178) KDV (81) KDV indirimi (1) kdv oranları (1) KDV TEVKİFATI (1) Kenar (1) Kendi adınıza kayıtlı iş yerinde (1) kendisine yöneltilen soruların cevaplarını internetten de yayınlayabilecek (1) KEY (1) kıdem tazminatı (7) Kıdem Tazminatı dikekçe (1) Kıdem Tazminatı Fonu (4) Kıdem Tazminatı Fonu 1 Ocak 2012 (1) KIDEM TAZMİNATI ÖDENMESİ (1) Kıdem ve ihbar tazminatı (1) Kız Çocuklarına GSS (1) Kız Çocuklarına GSS Zorunlu mu (1) Kimler denetçi olabilir (1) Kimler yeşil kart alabilecek (1) Kira Geliri (1) Kiralama Muhasebe (1) Kiralama Muhasebe Kayıtları (1) KKDF (1) Klip ve Reklam Filmlerinde Çalışan Oyuncu ve Set İşçilerinin Sosyal Güvenliği (1) Know-how (1) KOBİ TFRS (1) kobilere-250-bin-tl-geri-odemesiz-destek (1) Kollektif (1) KONFEKSİYON HİZMETLERİNDE KDV (1) Konsinye Satışlar (1) KONUT KİRA GEELİRLERİ İSTİSNA TUTARLARI (1) Kooperatif (1) KRAMİYEDE YENİ DÜZENLEME (1) kredi (1) kredi kartı (2) Kurumlar Vergisinden Müstesna Kazançlarda Kur Farkları ve Vade Farklarının Durumu (1) Leasing (1) limit (2) limited şirket sözleşme (1) Limited şirkette fesih (1) liste (1) lkesi (1) Lütfi Köksal (1) MAAŞINA HACİZ (1) Maden işçisinin emekliliği (1) MADENDE EMEKLİLİK KOŞULLARI (2) MADENDE EMEKLİLİK TABLOSU (2) MAHKEME KARARLARI (304) Mal bildirimi (1) Mali Tablolar (1) MALİ TAKVİM (2) MALİYE (4655) Maliye Bakanlığı (2) Malul (1) malul olanların emekliliği (1) Malulen emekli olmanın şartları (1) Malullük aylığı (1) Malullük aylığı kimlere bağlanır (1) Mavi Kart Nedir (1) MEB’deki memur (1) Mehmet Şimşek (1) memur (7) Memur Emeklisi Avukat (1) memur ikramiye (1) memur maaşı (1) Memur ve emekliye zam (1) memura zam (1) Memurlar (2) Memurlara emekli (1) MEMURLARA GREV HAKKI (1) Memurlara rotasyon (1) Memurların taban aylığı (1) Memurların Yenilenen Hastalık Raporu (1) Memurun 2012 maaş zammı belli oldu (1) Memurun Dul (1) Memurun Dul ve Yetim (1) Meslek Hastalığı (1) Mevsimlik iş (2) Mevsimlik iş sözleşmesinde kıdem tazminatı (1) Mevsimlik işçi (1) miili (1) milli (1) milli piyango çekilişi sonuçları (1) milli piyango sıralı tam liste 2012 (1) Montaj ve Taşımacılık Faaliyetlerinde Götürü Gider Uygulaması (1) Motorlu Taşıtlar Vergisi (1) MTV (1) mu (1) MUHASEBE (5542) MUHASEBE kayıtları (164) MUHASEBE KAYITLARI (50) Muhasebe Standartları (1) muhasebe uygulaması (1) Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu (1) MUHASEBECI DEFTER BILGI (1) muhasebeci (3178) Mükellefler Ba Bs formlarında düzeltme yapabilirler mi? Düzeltme yapılması durumunda ceza uygulanır mı? (4) müstahsil (1) Müşteri Bildirim Formu (1) Müşteri Devir Teslim Formu (1) NDE ÖDENMESİ (1) NO: 44) (1) noter (2) noter ihtar Örneğl (1) Noterler MUHASEBE (1) Noterlerin SGDP (1) Nüfus cüzdanı (1) Nüsha (1) olur (1) Onarma (1) Organını kendi isteği (1) otomobil (1) Otomotiv Sanayii Derneği (1) Ödediği KDV (1) ÖDEME (1) ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERE YARDIMLAR (1) ÖĞRENCİ YAPILAN YARDIMLAR (1) öğretmen (2) öğretmen adayı (2) öğretmen adayları (1) ÖĞRETMENLER (1) ölüm (1) ÖNEMLİ (81) Özel denetçi (1) ÖZEL HASTANE (1) Özel SMMM (1) Özel SMMM Sınav (1) Özel SMMM Sınav Programı (1) ÖZELGE (1364) Özelge nedir (1) ÖZELGELER (240) Özürlü Teşvik (1) Para kazanmanın yolu (1) park yasağı (2) PART-TİME (1) PART-TİME İŞ SÖZLEŞMESİ (1) PARTTİME iş sözleşmesi (1) Pasaport (1) piyango (1) Pratik Bilgiler (1) Prim (2) Prim borcu (1) PRİM KESİLECEK KAZANÇLAR (1) PRİME ESAS KAZANÇ (1) Prof. Abuzer Kendigelen (1) Prof. Dr Erdoğan Moroğlu (1) Prof. Dr. Şükrü Kızılot (1) Prof. Dr. Ünal Tekinalp (1) RESMİ GAZETE (142) RESMİ GAZETEDE BUGÜN (1) Resul KURT (1) S (1) Sağlık (2) Sağlık Bakanlığı (1) Sağlık Bakanlığını (1) Sağlık Bakanlığını Yeniden Yapılandırdık (1) sağlık hizmeti (2) Sağlık prim borcu (1) Sağlık Provizyon ve Aktivasyon Sistemi (1) sağlık sigortası (3) sağlık yardımı (1) sağlıktan nasıl faydalanacak? (1) SAHTE BELGE DÜZENLEME (1) SAHTE fatura DÜZENLEME (1) Sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlananların emekliliğe hak kazanma şartları (1) Sakatlık indirimi (1) Sebepsiz İŞTEN atılan (1) Sendikalar (1) serbest meslek (1) SERMAYE KOYMA BORCU (1) SERMAYE ŞİRKETLERİ (1) Sevki olmayan doktora gidemeyecek (1) Sezgin Özcan (1) sgdp (3) SGK (5754) SGK borcu (1) SGK gurbetçi (1) SGK HABER (3115) Sgk Hizmet (1) Sgk Hizmet Dökümü (1) SGK hizmetleri (1) SGK İdari Para Cezaları (1) SGK MAKALE (440) SGK para cezaları (1) SGK Primleri (1) sgk SMS HİZMETLERİ (1) sgk soru ve cevap (1) SGK Taksitlendirmelerinin ödeme süresi uzatılmıştır (1) Sigara (1) sigorta (2) Sigorta başlangıç tarihinde rahatsızlığı olan malulen emekli olamıyor (1) Sigorta Prim Desteği (1) sigorta primi (1) Sigortalılık öncesi doğum (1) SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILAN İŞÇİLERİN HAKLARI VE YAPILMASI GEREKENLER (1) Sinema (1) sirali (1) sirkete (1) smmm (3178) SMMM Defter Bilgi Girişi (1) SMMM'ler Defter Tasdik Şifrenizi Aldınız mı? (2) SMS HİZMETLERİ (1) SORU CEVAP (28) SOSYAL GÜVENLİK (3181) SOSYAL GÜVENLİK DESTEK (1) Sosyal Güvenlik Kurumu (3) Sosyal Güvenlik Uygulamalarında İdari Para Cezaları (1) Sosyal Sigortalar (1) söylüyor (1) Sözleşme (1) Sözleşmeli öğretmenlere tanınan yeni özlük hakları (1) sözleşmenin konusu (1) SÖZLEŞMESİNİN (1) SPAS (1) spas sorgulama (1) ssk (4665) SSK (1) SSK’lı normal işe girmeden evvel kaza geçirenler malülen emekli olamazlar (1) STAJYER MESLEK LİSESİ ÖĞRENCİLERİ (1) Suret (1) Sürekli iş göremezlik (1) Süresi Uzatıldı (1) Şehit çocukları (1) şirket (2) şirketler (1) ŞÜKRÜ KIZILOT (2) T.C. taşınmaz numarası (1) taban aylığı (1) Taksi (1) Taksiciler (1) Taksiciler sigorta (1) talep ve taahhüt formu (1) tam (2) Tapu (2) Tapu Sicili Tüzüğü (1) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü (1) TAPU YASASI (1) Tapunuz kaybolursa (2) tarafları bağlayıcı nitelik. (1) Tarhiyat Öncesi (1) Tarhiyat Öncesi Uzlaşma (1) tarife (1) tarifesi (1) TARİFESİ 2012 (1) Tarihi Eser Niteliğindeki Özel Binaların Yıkılarak Yeniden İnşaasında Asgari İşçilik Uygulaması (1) Tarla (1) Taşeron (1) TAŞERON İŞÇİLERİ (1) TCDD (1) TEBLİĞ (683) TEBLİĞ 281 (1) Tedavi İçin Yurtdışına Gönderilme (1) Telekom (2) tepliğ (3894) tersini (1) teşvik (1) Tevkifat (1) TEVKİFAT (muhasebe kayıtları (1) Tevkifat Uygulaması (1) Ticaret Kanunu (1) Ticaret Unvanı için Dava Şartları (1) Trafik cezaları (1) Trafik cezaları artıyor (1) trafik cezası (2) TTK (4352) ttk Tutulması zorunlu ticari defterler (1) turkiye (3) tutulabilecek defterler (1) Tutulması zorunlu ticari defterler (1) TÜFE (1) TÜİK (1) Tüketici mahkemesi (1) Türev ürünler (1) Türk Telekom (2) türk ticaret kanunu (2) Türkiye İstatistik Kurumu (1) türkiye iş kurumu (1) TÜRMOB (1) UFRS (27) ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİL GÜNLERİNDE İŞ KAZASINA UĞRAYAN ÇALIŞANIN BİLDİRİMİ NE ZAMAN YAPILACAKTIR? (1) Uluslararası Karayolu Taşımacılığında KDV İadesi (1) UMSK (1) UYGULAMASI (1) Uzaktan çalışma (1) Uzlaşma talebi (1) Uzlaşma talep süresi (1) ücret (1) ücret dışı gelirler (2) Ücret Garanti Fonu (1) Ücret Gelirleri (2) Ücret haczi (1) ÜCRETİNDE (1) Ücretlerin Vergilendirilmesi (1) ÜFE (1) VAN (1) Varlık kiralama şirketleri nedir (1) VEDAT İLKİ (1) Veraset Belgesi (1) vergi (1692) VERGİ İNCELEMELERİ (1) vergi oranı (1) vergi oranları (1) Vergi Tarifesi (1) VERGİDEN İSTİSNA YEMEK BEDELİ (1) Vergileme (1) Verileri Nelerdir (2) vize süresi (1) vuk (4569) VUK 410 (1) Web Sitesi (1) www.edefter.gov.tr (3) www.sgk.gov.tr (1) X RESMİ GAZETEDE BUGÜN (29) Yabancı (1) Yabancı çalışanlar (1) Yabancı GSS (1) yabancı hekim (1) Yabancı Sermayeli Şirket Kurulumu İzne Tabi Midir? (1) YABANCI UYRUKLULARIN SİGORTALILIK İŞLEMLERİ (1) Yabancıların çalışma izin kriterleri (1) YABANCILARIN ÇALIŞMA İZNİ İÇİN GEREKLİ BELGELER (1) Yapı Denetim (1) Yapı denetimi hizmet sözleşmeleri (1) yapı kredi bankası hesap işletim ücreti (1) yapı kredi bankası işletim ücretinin iadesi (1) yapı kredi hesap işletim ücreti (1) YAPI MALZEMELERİ YÖNETMELİĞİ (1) yardıma muhtaç kadınlara (1) Yasal Defterler (2) YAŞLILARA SİGORTA (1) Yaşlıya sigortalı bakım (1) yaştan emeklilik (1) Yazılar (1) YAZILAR (358) Yeni Sayıştay Kanunu Neleri Beraberinde Getirdi (1) yeni Ticaret Kanunu (1) Yeni TTK (3110) Yeni TTK'da Şirketler Kendi Hisselerini Edinebilecek (1) Yeni TTK'da Uluslararası Muhasebe Standartları (1) YENİ TÜRK TİCARET KANUNU (9) YENİ TÜRK TİCARET KANUNUNA GÖRE MALİ MÜŞAVİRLİK RUHSATINA (1) YENİ TÜRK TİCARET KANUNUNDA LİMİTED ŞİRKETLER (1) YENİ TÜRK TİCARET KANUNUNDA SÜRELER (1) YENİ TÜRK TİCARET KANUNUNU (1) Yeniçarşım (1) YERLİ OTOMOBİL (1) yeşil (1) Yeşil kart (9) Yeşil kart kalkmıyor (1) YEŞİL KARTIN DEVİR İŞLEMLERİ (1) Yılbaşından itibaren Yeşil Kart sistemi kalkıyor (1) Yıllar İtibari İle Asgari Ücretler (2) Yıllarında Çalıştığı İçin Aylıkları Kesilen Gurbetçi Emeklilere Müjde (1) YILLIK (1) Yine Kanun Tasarısında Denetçi olamayacaklar (1) yonetim-kurulunun (1) yurt dışı (1) yurt dışı Borçlanm (1) YURT DIŞINA GÖTÜRÜLEN TÜRK İŞÇİLERİ (1) Yurt Dışında İnşaat (1) yurtdışı borçlanması (1) Yurtdışı borçlanmasında emekli aylığı (1) YURTDIŞINDA (1) YURTDIŞINDAN OLAN ALACAKLAR (1) Zayi Olan Mallar (1) Zorunlu Deprem Sigortası (1) Zorunlu Sağlık (2)