İş davalarında özellikle de hizmet tespiti davalarında çalışan kişi işvereni olduğu düşüncesiyle davasını yanlış şirkete yöneltebilir. Uygulamada genel olarak davacı ve davalı tarafın değişiminin ıslahla mümkün olamayacağı ancak temsilde yanılma şeklinde mümkün olabileceği kabul edilmektedir.
.
Hasımda yanılmada gerçek hasıma dava yöneltilmesi ve yeni hasımla dava devam olunması gerekmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin bu yönde pek çok kararlarından biri de 10.12.2010 tarih 2010/45647 E. 2010/37264 K. sayılı kararıdır.
Davacı dilekçesinde davalı taraf olarak “A. İnşaat Hafriyat, İbrahim-Hicabi” göstermiştir. Yerel Mahkeme husumet yokluğu nedeniyle davayı reddetmiştir. Davacı tarafın isteği ile dosya temyiz edilerek Yargıtay’ın önüne getirilmiştir.
Yüksek Mahkeme önüne gelen dosyada; bilgi ve belgelerden özellikle hizmet tespiti davasından, davacının çalışmış olduğu A. İnş. Taah. Oto. Yıkama Gıda San. Tic. Ltd. Şti.’ni davalı olarak göstermek isterken işvereni olduğu düşüncesiyle davalılar hakkında dava açtığı anlaşılmaktadır. Bu durum husumet tevcihinde yanılgı kabul edilmeli ve davacıya gerçek hasıma davayı yöneltmesi için mehil verilmelidir. Açılan davanın husumet nedeniyle reddinin hatalı olduğu sonucuna ulaşmıştır ki karar son derece yerindedir.
.
Ayrıca çok tartışılan konulardan biri de hasımda hata yapıldığında işe iade davalarındaki hak düşürücü sürenin ne olacağıdır. Hasımda hata, işe iade davalarında bir aylık hak düşürücü sürenin kaçırıldığı sonucunu doğurmaz. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 08.10.2010 tarih 2009/28763 E. 2010/28314 K. sayılı kararı da bu doğrultuda verilmiş bir karardır.
.
Somut olayda davacı davalılardan (A) Hizmet Danışmanlık AŞ aleyhine işe iade davasında iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini iddia ederek işe iade isteğinde bulunmuştur.
.
Davalı (A). Firmasının özel istihdam bürosu niteliğinde aracı bir kurum olduğunu (L) Türkiye kozmetik San. Tic. A.Ş. ile yaptıkları anlaşma uyarınca davacının istihdam edildiğini, davacı ile aralarında iş sözleşmesi olmadığını, fesihte asıl işverenin iradesinin geçerli olduğunu savunmuştur.
.
Yerel Mahkeme tarafından (A) firmasının davacının gerçek işvereni olmadığı, (L) şirketinin çalıştırdığı işçilerin ücret bordrolarını sigortalarını düzenleyen aracı bir şirket olduğu bu nedenle işe iade davasının yerinde olmadığı; davacı vekili dava sürerken diğer davalı şirketi davalı olarak göstermiş ise de; dava süresinin geçtiğini hem de davaya dahil yoluyla işe iade talebinde bulunulamayacağı için davanın yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
.
Yargıtay önüne gelen dosyada öncelikle uyuşmazlık noktasını tespit etmiştir. Buna göre uyuşmazlık konusu davanın süresinde açılıp açılmadığının tespitidir.
.
Davalı (A) şirketinin (L) Türkiye Şirketi ile yaptığı hizmet teminine ilişkin sözleşme geçerli değildir. Davacı eylemli olarak (L) Türkiye işyerinde çalıştığına göre asıl işveren (L)’dir. Burada temsilde yanılma durumu vardır. Hatalı olarak (A) firmasına davanın yöneltilmesi davacının süreyi kaçırdığı sonucunu doğurmaz. (L) Türkiye firmasına karşı davaya devam edilerek elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır denilmek sureti ile karar bozulmuştur.
Av. Burcu Demirden
İş Hukuku Enstitüsü