Maliye Bakanlığı, 1998 yılında anlaşılması zor bir uygulama başlatmıştı. Vergi Usul Kanununda müteselsil sorumluluk konusunda yapılan bir düzenlemeyi gerekçe göstererek, katma değer vergisinde de “müteselsil sorumluluk” uygulamasına geçilmişti.
.
Bu yeni uygulamaya göre, mükellefler kendilerine kesilen faturalardaki katma değer vergisinin vergi dairesine yatmasından sorumlu olacaklardı. Yani aldıkları mal ve hizmetin satıcısı, faturanın katma değer vergisini yatırmazsa bu vergi alıcıdan hem de gecikme zammı ile birlikte tahsil edilecekti. Ortalık toz duman oldu, bu düzenleme yargıya taşındı. Danıştay bu düzenlemenin getirildiği genel tebliğin bazı bölümlerini iptal etti.
Bunun üzerine Bakanlık uygulamayı yumuşattı. 2001 yılında başlayan bu yeni düzenlemeye göre alıcılar, katma değer vergisi dahil toplam işlem bedelini banka ve benzeri finans kurumları vasıtasıyla ödemeleri ödeme sırasında düzenlenecek belgede satıcının adı-soyadı (tüzel kişilerde unvanı) ile banka veya benzeri finans kurumundaki hesap numarasını ve vergi kimlik numarasını doğru olarak yazdırmaları halinde sorumluluktan kurtulacaklardı.
Ödemenin çekle (hamiline çek olmamak kaydıyla) yapılıyorsa lehine çek keşide edilenin vergi kimlik numarasını yazmaları, halinde müteselsil sorumluluk uygulaması ile muhatap tutulmayacaklardı.Böylece katı sorumluluk uygulamasından vazgeçilmiş oldu ve çok mükellefler sevindiler. Çünkü istenilen şeyler çok basit işlemlerdi ve kimse için de zor değildi. Sorun çözülmüş gibiydi.Çözülmüş gibiydi ama çözülmedi. Bu konu 11 yıldır mükelleflerin canını yakmaya devam ediyor ve yargıyı meşgul ediyor.Bunun nedeni de inceleme elemanlarının “Kanun tebliğ tanımam arkadaş” şeklindeki yaklaşımları.
Mükellefler kendilerine yüklenen sorumluluğu yerine getirip, ödemelerini banka sistemi üzerinden veya çekle yapıp, gerekli diğer bilgilerini de yazmalarına rağmen sorumluluktan kurtulamıyorlar.
Faturayı kesen mükellefler ilgili bir kuşku doğmuşsa, adresinde bulunamamışsa, işini terk edip gitmişse hemen naylon faturacı damgası basılıveriyor. Bu kişi ya da firmalardan mal veya hizmet almış olanlarda naylon fatura kullanıcısı varsayılıyor. Yeni moda bir şey daha gelişti. Nasıl oluyorsa mal veya hizmetin alındığı kabul ediliyor ama KDV indirimine izin verilmiyor. Yani vergi ile bir çok olayda olduğu gibi Marko Paşa devreye giriyor ve vatandaş derdini ona anlatmaya çalışıyor.
Sonuç alınamadığı için de, aklı eren mükellef konuyu yargıya taşıyor, ermeyen paşa paşa ödediği vergiyi tekrar ödüyor. Hem de cezalı olarak ve gecikme zammıyla birlikte. Konuyu yargıya götüren kazanıyor. Ama mükellefin mağduriyetinin, yargının zamanını işgal ediyor olmanın bedelini ödeyen de yok bu arada.Bakanlığın memuru, bakanlığın tebliğine uymadığı için oluyor bunların hepsi.Vergilemede geçek adalet adına bir adım atılacaksa, inceleme elemanlarına kusur sorumluluğu getirilmeli.
Teşvik Dairesi Hatasını Düzeltti
Bu köşede yayınlanan yazımızda teşvik dairesinin finansal kiralama yoluyla yapılan yatırımlarda yatırımcı aleyhine hata yaptığını söylemiş ve bu konuda İzmir’li bir yatırımcının uğradığı mağduriyetten bahsetmiştik.Yazımız yayınlanınca, Teşvik Dairesinden bu yatırımcıyı arayıp hatayı düzelteceklerini söylemişler ve gerçekten sorun çözülmüş.Katkımız varsa ne mutlu bize.
http://www.gozlemgazetesi.com/yazarlar/atilla-dolarslan/631-kanun-teblig-tanimam.html