Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan l ve 2 No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleriyle Türkiye'de 1.1.1994 den itibaren mali kesim hariç, bilanço esasına göre defter tutan tüm işletmelerde tekdüzen bir muhasebe sistemi uygulanmaya konulmuştur.
Bu düzenleme değişik açılardan değerlenebilir ve olumsuz görüşler de ortaya konabilir. Ancak yadsınmayacak sevindirici bir gerçek vardır ki, o da Maliye Bakanlığı'nın kendi görev alanını da aşarak, Türkiye'de ileri bir görüşle ticari defterlerin salt mali kâr belirleme değil, işletmelerin ticari kârını belirlemeye yardımcı olacak bir sistem getirmeye çalışmış olmasıdır.
Tebliğ ticari kâr (muhasebe kârını) belirlemeyi hedef alırken, vergiye tabi kârın tespitini mükelleflerin sorumluluğuna bırakmaktadır. Yurdumuzda, yakın zamana kadar Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) denetimine tabi şirketler ve bankalar hariç, genel eğilim ticari defterler üzerinden mali kâr belirlemeye yöneliktir. Yani vergi yasalarında belirlenen ölçülere göre kârın tespit edilmesi, muhasebe uygulamalarının temel amacını oluşturmaktadır. Oysa bu tebliğ ile artık kâr, muhasebenin genel kabul görmüş ilkeleri adı verilen ve tüm dünya ülkelerinin uygulamalarıyla genel karakterleri belirlenmiş ölçülere göre belirlenecektir. Bu amaçla tebliğde, önce muhasebeleştirme ve envanter aşamalarında dikkate alınacak olan Muhasebenin Temel Kavramlar belirlenmiş, daha sonra da Mali Tablolar ve İlkeleri belirlenmiştir. Ayrıca düzenlenmesi gereken mali tablolara geçişi kolaylaştıracak şekilde Tekdüzen Hesap Planı geliştirilmiştir. Bu hesap planının uygulanması da zorunludur.
Ancak ne varki muhasebenin temel kavramları başlığı altında özetlenen 12 kavram uluslararası muhasebe standartlarına genel hatlarıyla uygunken, düzenlenen mali tablolar ve hesap planı bu 12 kavramı uygulamaya geçirmeye yeterli olamamaktadır. Bu durum özellikle mali kârla, ticari kârın farklılaşmasına neden olan ve genellikle Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler şeklinde ifade edilen giderler ile Vergilendirilmeyen Kazançların muhasebeleştirilmesinin ve bunların raporlanmasının nasıl olacağının açıklanmamış olmasından ve Tekdüzen Hesap Planında da bunlarla ilgili hesapların açılmamış olmasından kaynaklanmaktadır.
İşte bu yazının amacı, bu tür gelir ve giderlerin Tekdüzen Muhasebe Sistemine uygun şekilde nasıl muhasebeleştirilebileceğini belirlemeye ve bu kapsamda da tebliğin önemli bir boşluğuna dikkati çekmeye yöneliktir. Aynı zamanda, dikkate alınmadığı anlaşılan uluslararası bir muhasebe standardının bu sistem içinde de nasıl kullanılabileceğini belirlemek amaçlanmaktadır.
MALİ KÂR, MUHASEBE KÂRI KAVRAMLARI VE ARASINDAKİ FARKLAR
Genelde vergi yasaları, bazı giderleri ticari işletme kapsamında doğduğu halde, kârın belirlenmesinde geçerli bir gider olarak kabul etmez. Yine işletmenin ticari faaliyetleri kapsamında kazanıldığı halde, bazı gelirlerde vergilendirilecek kârın kapsamına alınmaz. Oysa bu tür gelir ve giderler işletmenin belirli bir hesap döneminde, işle ilgili olarak doğmuştur ve işletmenin gerçek (ticari) dönem kâr veya zararının belirlenmesinde etkili olurlar, tşte işletme kapsamında, belirli bir dönemde ana, yan faaliyetler veya olağanüstü durumlar sonucunda doğan gelir, gider farkı ticari kâr (muhasebe kâr da denilebilir) oluştururken, bunların içinden vergi yasalarına göre tanınmayan giderlerin ticari kara ilavesi, vergilendirilmeyen kazançların ve ertelenen kârların indirimi suretiyle bulunan kâr da mali kâr (vergi matrahı) oluşturur.
Mali kârla, muhasebe kârının farklılaşmasına neden olan giderler 12." Kâr Üzerinden Ödenen Vergilerin Muhasebeleştirilmesi" Uluslararası Muhasebe Standardına göre;
a) Sürekli Farklara Neden Olan Gelir ve Giderler
b) Geçici Farklara Neden Olan Gelir ve Giderler
olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bunlar gelir ve gider farklılaştırması da yaparsak dörde ayırmak olanaklıdır.
kaynakhttp://www.ozdogrular.com/content/view/18104/